--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Köhne pusu

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Terörün birinci hedefi, devleti, hükümeti ve milleti teröre kilitlemek, başka şey düşünemez, başka işe bakamaz, başka alanlara açılamaz hale getirmektir. Eğer, devlet, hükümet ve millet bu doğrultuda hareket eder ve teröre kilitlenirse, terörist maksadına ulaşmış sayılır. Aksi olursa sonuç da aksi olur.

Ankara’da gerçekleşen, doksan dokuz kişinin ölümü, yüzlerce insanın yaralanması ile sonuçlanan son terör eylemini de aynı perspektiften değerlendirmek gerekir; ve bu açıdan bakıldığında menfur eylemin kısmen de olsa başarılı olduğunu söylemek mümkündür.

İkinci maksat, terör ile verilmek istenen mesajların ilgili muhataplara ulaştırılması hususudur. Elbette bu mesajların ana hedefi muhatabı sindirmek; gizli- açık istenenler adına muhatabı kabule zorlamaktır.

İlk muhatap doğrudan devlettir. Verilmek istenen mesaj, içte PKK ve diğer terör örgütleriyle yapılan sıcak mücadelenin bırakılması, en azından bir süreliğine askıya alınmasıdır. Dışta ise, Ortadoğu’ da gelişen bütün olaylara karşı pasif duruma geçilmesi; büyük devlet olma yolundaki bütün girişimlere son verilmesidir.   

İkinci muhatap mevcut hükümettir; verilmek istenen mesaj, Ak Parti’nin tek başına iktidara yürüdüğü belirginleşen bir süreçte, 1 Kasım seçimlerinin yapılamaz bir noktaya tırmandığını kabul edip, seçimlerin iptali yönünde karar almasını temin anlamındadır.

Üçüncü muhatap ise bütün bir millettir; özellikle de bu seçimlerde Ak Parti’ye oy vermeye meyyal kahir ekseriyettir. Verilmek istenen mesaj, bu yönde tercihte ısrar edilirse ülkenin sürekli kaosa sürükleneceği tehdidi anlamındadır.

İkinci maksat çerçevesinde söylediğimiz hususlara gelince, terörün hem muhataplar hem de vermek istedikleri mesajlar açısından tam bir fiyasko yaşadıkları ve de yaşayacakları tartışma kabul etmez bir realite durumundadır; yani menfur katliam, faillerin maksat ve gayelerine hizmet edecek hiçbir emare ve işarete sahip değildir.

Devlet, terörün her çeşidiyle mücadelede azimli ve kararlı olduğunu, art arda yaptığı operasyonlarla açıkça göstermiştir. Ortadoğu’daki bütün gelişmelerde aktif müdahalelerde bulunmaktan geri adım atılmayacağı uluslar arası arenada bir kez daha tekrarlanmış; terör örgütlerini taşeron olarak kullanan, üst akıl dediğimiz şer ittifaka her iki husus devlet dilinin kesin ve keskin üslubuyla bir kere daha ifade edilmiştir. Yani, devlet sinmemiş, aksine onlardan gelen mesajlar karşısında bir kez daha azim ve kararlılıkla bilenmiştir. Osmanlıya reddi mirasta bulunmayan bir devlet şuuru, elbette büyük devlet olma yolunda dev adımlarla ilerliyor demektir. Devletimizde böylesi bir şuurun mayalandığı gün ortasında güneşin varlığı kadar aşikardır; varlığını kabul için ayrı delili aramaya ihtiyaç yoktur.

Mevcut hükümet, bilindiği gibi bir seçim hükümetidir. Kısa süreli hükümet olması sebebiyle çok yönlü kırılgan olması ve uzun vadeli atılımlara çekimser davranması böylesi hükümetlerin doğası kabul ediliyordu; ve terörü besleyen güçler, hükümetin bu zaafını kullanarak melun emellerine pay çıkarmayı umuyorlardı. Fakat, çelikten duvar gibi muhkem bir hükümetle karşılaştılar. Hükümet, öncesinde başlatılmış bütün yatırım ve atılımların devamı yönünde bir duruş sergiledi. Son olay bahanesiyle hükümet üyelerini birbirine düşürme teşebbüsleri havada kaldığı gibi, iki önemli bakanın istifası talepleri de karşılıksız kaldı. Keşke, bazı emniyet mensuplarının açığa alınması gibi bir durum da olmasaydı.

İkinci bir keşke olmasaydı diyeceğimiz konu da, Başbakan’ın diğer parti liderlerini görüşmeye davet etmesiydi. Kaç kere sınanmış, denenmiş kişileri, böylesi hassas bir dönemde görüşmeye davet, onlar açısından bir zaaf şeklinde değerlendirileceği açıktı. Nitekim, görüşmeyi kabul eden parti başkanının hemen görüşme sonrası medya karşısına çıkıp müzevir çocuk edasıyla beyanatta bulunması, bu görüşmenin baştan gereksizliğini belgeledi. Hem sorumluluk almayanın söz hakkı da yoktur. Ak Parti dışındaki partiler, mademki hükümette sorumluluk almaktan kaçtılar, kaçındılar, onları böyle bir ortamda söz sahibi haline getirmek, iyi niyetle de olsa doğru değildi.

Bu millet, 7 Haziran seçimlerinde, algı operasyonlarının mağduru haline getirilerek bir yanlışa zorlandı; Ak Parti’nin tek başına iktidarı bir süreliğine millete ertelettirildi. Bu ertelemenin hayırlı bir fasıla yanı oldu kuşkusuz; fakat devamı halinde ülkenin nasıl bir açmaza, nasıl bir çıkmaza sürükleneceği de bu arada tecrübe ile sabit oldu. Milletimiz, yaratılıştan kendisinde var olan feraset ve basiretinin yanında, yaşadığı son tecrübelerle de sergilenen son terör olaylarını değerlendirecek; gereken cevabı da inşallah 1 Kasım’da sandıkta verecektir.       

Siyaseten farklı düşüncelere sahip olunsa da bir insanlık suçu olan teröre karşı tek vücut olma zamanıdır. Çeşitli duyarlılıkları kaşıyarak ülkemizi bir iç savaşa doğru çekmek isteyen iç- dış hain cepheler, asla umduklarını bulamamalı, granit yapılı bir milli ittifaka toslayarak ebedi hüsrana uğratılmalıdır. Dini, milli ve geleneksel değerlerimizin bir harmanı olan manevi yapımızın sağlam dinamikleri, başarımıza fazlasıyla yetecek oranda mevcuttur. Yeter ki azmedelim.     

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle