--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kıssadan hisse olur mu olur...

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

 

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde gerçekleşen siyasi, iktisadi, askeri başarıların zafer takları altında mesafe kat ediyoruz. Seferimiz kutsal, zaferimiz mübarektir. 

AK Parti-MHP ittifakı ümmet olma yolundaki azim ve kararlılığımıza moral veren, güç katan en önemli hamlelerden biri. Zeytin Dalı Harekâtında elde edilen başarılar, yeniden dirilişimize yeni bir nefes, yeni bir İsrafil nefhası. FETÖ ile yapılan mücadele, sonuçları tuba meyvesi gibi üzerimize sarkmış durumda. Allah, devletimize, milletimize zeval vermesin duası külliyet kesp etmiş her dua gibi meleklerin amin ünleyişlerine eşlik ediyor. Yer, zaman ve dönem garbın aleyhine, şarkın lehine dönüşürken Türkiye hemzemin işlevi görüyor; gelişlerin, gidişlerin, buluşmaların ortak adresi konumuna yükseliyor.

Büyük fetihlerin nabzını, kader-denk çizgisini ele veren bazı kozmik olaylar tutar. Bizim fethimizin nabzını Ayasofya’nın ibadete açılışı tutacak. Üstat Necip Fazıl, “Ne zaman bilemem; fakat Ayasofya bir gün mutlaka ibadete açılacaktır” demişti. Biz de aynı sözlerin izini sürüyoruz. Ne ki artık o günlerin gölgesinin üzerimize düştüğünü de görüyor, müşahede ediyoruz. 

Recep Tayyip Erdoğan gibi ümmetin ortak değeri olma noktasında çok ciddi mesafe kat etmiş bulunan bir liderin mevcudiyeti, bana bu günlerin çok yakın olduğunu söylüyor. İslam ülkelerine yaptığı ziyaretlerde yöre halkının kendisine gösterdiği muhteşem alaka olayların dilini anlayanlar için aynı namenin güftesini terennüm ediyor. Belki de onun eliyle Ayasofya’nın ibadete açılması Gülen’in kahrından dolayı ölüm meleği ile yüzleşmesinin de vakti olacak. Belki, bu final sonrası, takipçilerinin büyük ekseriyeti nedametin, pişmanlığın cenderelerinden geçe geçe süzülecek, ilk günlerin saffetinin, duruluğunun bahtına tekrar düşecekler. 

Ayasofya’nın makûs talihini yenmesi, topyekûn bir milletin makûs talihini yenmesi anlamına da gelecek. Ben hiç kuşku duymuyorum, bu millet mutlaka makûs talini bir gün yenecek ve geçmişteki ihtişamlı dönemlerini tekrar görecek; yine hiç kuşku duymuyorum Ayasofya bir gün mutlaka ibadete yeniden açılacak ve geçmişte asırlar boyu yaşadığı ibadet coşkunluğunu tekrar yaşayacak… 

1980 ihtilalinin ilk aylarındaydı. Sıkıyönetim, bütün yurtta en acımasız uygulamaların, en akıl dışı serbest oyunlarını oynuyordu. Vaizlik imtihanına girdim. Tayinim kendi isteğimle Tatvan’a çıktı. Gittim. Sıkıyönetiminin baskısının Doğuda daha da acımasız olduğunu bizzat gördüm. Halk tedirgindi. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Devlete ait icraatı kabul ve tasdikten başka hiç kimsenin yapabileceği bir şey yoktu.

İşte tam böylesi günlerden birinde Tatvan’da bir haber duyuldu. Bitlis’te bulunan tarihi bir mescidin müzeye dönüştürülmesi söz konusu ediliyordu. Ne yapıp yapmalı, bu büyük yanlışı engellemeliydik. Ama nasıl? 

Rahmetli emekli vaiz Mustafa Rumeli hocamızla baş başa verip bu işe günlerce çare aradık. Fakat her defasında hıçkırıklar boğazımızda düğümlendi; bir çare bulamadık. 

Bir gün, Mustafa Rumeli hocamızla yolda karşılaştık. Fakat baktım onda eski gamdan, tasadan eser yok. Yüzü gülüyor, adeta sevinçten kabına sığmıyor. Ne oldu, diye sordum. Gayet neşeli, sorma, dedi sonunda çareyi buldum. Hayretle nasıl, diyebildim. Anlattı: 

Doğrudan garnizon komutanına çıktım. Ben böyle bir söylenti duydum, doğru mu, diye olayı anlattım. O da duyduğun doğru, yakında o tarihi mescidi müze yapacağız, dedi. Bunu yapamazsınız, diye öfkeyle ayağa kalktım. Komutan, be ihtiyar, sana mı soracağız, dedi. Evet, dedim bana soracaksınız. Benim şahit olduğum şeye siz de şahit olsaydınız, siz de benim gibi karşı çıkar, o mescide el dokundurtmazdınız, dedim. Komutan, ne gördün ki, dedi. Ona şunları anlattım:

Ben dokuz-on yaşlarında bir çocuktum. O mescitte hafızlık çalışıyordum. Bir ara avluya çıktım. Baktım, birkaç nefer ile bir zabit şadırvanda abdest alıyorlar. Neferler zabite karşı çok hürmetli davranıyorlar. Neferlerden birine bu zabitin kim olduğunu sordum. Mustafa Kemal, dedi. Sonra bu zabit yanındaki neferlerle birlikte mescide girdiler. Namazlarını herkes münferit kıldı. O gün gördüğüm zabit Mustafa Kemal Paşadan başkası değildi. İsterseniz size mescitte namaz kıldığı yeri de göstereyim…

Komutan heyecanla ayağa kalktı. Hemen birilerini aradı. Beni bir askeri araca bindirdiler, söz konusu mescide götürdüler. Komutana anlattıklarımı bir de orada toplanmış subaylara anlattım. Anlattıkların doğruysa, o zaman iş değişir, dediler. Ben de bu müjdeyi ilk sana vereyim, dedim, bir saattir dükkân dükkân seni arıyorum. Nihayet burada buldum..

Mustafa Rumeli hocamızla askerlerin görüşmesi günlerce sürdü. Her defasında bir başka muhatabına bu olayı anlatmak zorunda kaldı. Sonunda sözlerinin doğruluğuna kanaat getirdiler. Bu tarihi mescidi müze yapmaktan vazgeçtiler. Sadece Mustafa Rumeli hocamızın gösterdiği yere dikdörtken bir şerit çektiler. Sonra da oraya “Atatürk burada namaz kıldı” yazılı bir levha astılar…

Kıssadan hisse. Olur mu olur. Atatürk yıllarca İstanbul’da kaldı. Kim bilir kaç kere Ayasofya’da namaz kıldı. O günkü baskılar Ayasofya’nın kilise yapılması şeklindeydi. O ise ehven-i şerreyn kabilinden orayı müzeye çevirdi. Şimdi şartlar değişti. Şartların bağladığı hal de gün güne çözülüyor. Babadan, dededen nakille de olsa birkaç tanık bu işi halleder.. 

 

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle