Kaos ve felsefe
Kaotik bir dönemden geçiyoruz. Pakistan’da yaşanan ve seksene yakın insanın ölümüne sebep olan kilise saldırısı; Kenya’da bir alışveriş merkezinde gerçekleşen ve yetmiş insanın ölümüne sebep olan vahşet; Irak’ta rutinleşen patlamalar ve ölen yüzlerce insan; söze kördüğüm vuran Suriye haberleri; Mısır’da İhvan’ın maruz kaldığı kıyamet sarsıntılı zulümler; PKK liderlerinin kaypaklıkları sebebiyle sekteye uğrayan çözüm süreci; bir futbol maçında sergilenen Gezici rezaleti; bazı tutuklu teröristlerin hapishaneden firar cüretleri sadece üç- beş güne sığdırılmış kaotik göstergeler..
Bu kaotik göstergelerin sarmalından kurtulup bir başka konuyu gündeme çekmek oldukça zor; yine de deneyeceğim:
Geçtiğimiz günlerde kısmen de olsa tartışılan bir konudan söz ediyorum: İlahiyat ve Felsefe. Ne ki gündeme gelen şekliyle meseleyi bir müfredat programı içeriğine de indirgemek niyetinde değilim. İsteğim, konuya, değerlendirmesini siz saygıdeğer okuyucularıma bıraktığım bir bakış açısı kazandırmak.
Akıl, ilme ulaşmanın bir vesilesidir. İlmin kaynağı değildir. Ne ki, böyle olması, aklı önemsiz kılmaz. Peygamber Efendimiz: “Allah, insana akıldan daha üstün bir nimet vermemiştir” buyurur. Akıl, vahye muhatap olmanın ilk şartıdır. Akıl sorumluluk sebebidir. Akıl, insanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliktir. Aklın olmadığı yerde ne ilimden, ne irfandan ne de hikmetten söz edilebilir. İlim, doğrudan akılla elde edildiği gibi irfan ve hikmette de akıl, kalp ve ruha refakat eder.
İrfan, uzun tefekkür ve düşünce sonucu elde edilen, inandırıcı özel bilgidir. İlim ikna eder, ilzam eder; irfansa inandırır. İlmin karşıt kavramı cehil, irfanın ise inkardır. İlimde, akıl, bilen ile bilinen arasındaki yolculuğunu yalnız yapar. İrfanda ise kalbin yanında yer alır; kalbin ulaştığı bilgiye o da şahit olur.
Aklın, ilimlerin sabit kaynağı bulunan ilahi isimlere ulaşması zihni, yani teorik; kalbin ise ameli yani pratiktir. Bu manada irfan, kalbin pratiklerine dayalı elde edilen hal ilmidir. Bu hal ilminin ifadeye dökülüşü ise irfan bilgisidir. İrfan ile irfan bilgisi arasında, balı yemekle, balı anlatmak gibi bir fark söz konusudur.
Hikmet, akıl ve şuurun da refakatiyle ruhun hakikate uyanması halidir. Bu halin aktarımı, yazıya ya da söze dökümü hikmet değil, hikmet bilgisidir. Hikmet, ilim ve irfandan öte bir hakikate uyanış olduğu gibi, hikmet bilgisi de ilim bilgisinden, irfan bilgisinden daha öte derin manalara sahiptir. Hikmet ruhun inkişafıyla hasıl olur. Ruh ne kadar inkişaf ederse, hakikate yakınlığı o derece artar. Aklın hakikate ulaşmasına ilmelyakin, kalbin hakikate ulaşmasına aynelyakin diyecek olursak, ruhun hakikate ulaşmasına hakkalyakin dememiz gerekir. İnkişafını tamamlamış ruhtur ki, şumullü ilhama mazhar olur. Böyle ilham ise, vahyi yorumlamada, vahiyden sonraki en öncelikli referanstır.
Hikmet bizi, külli, umumi ve mutlak bilgiye ulaştırır. Fakat, ulaşılan bilgiyi mutlak ihata imkansızdır. İhata edilebileni aktarmada da çok ve çeşitli etkenler nedeniyle aşırı fireler söz konusudur. Bu sebeple de aynı hakikatin farklı yorumları, farklı bilgilendirmeleri olabilmektedir.
Farklı yorum, farklı bilgilendirmenin önemli amillerinden birisi kuşkusuz, insan istidat ve kabiliyetlerinin birbirinden farklı yaratılmış bulunması gerçeğidir. İkincisi ise,ilahi isimlere mazhariyetlerdeki sonsuz farklılıklardır. Külli-cüzi; umumi- hususi; hakiki- mecazi; asli- zılli gibi genel ayrımlarla gerçekleşen bu farklı mazhariyetler; hakikati algılamaya da doğrudan etki eden sebeplerdendir. Esasen, meşreplerin, mesleklerin, hatta mezheplerin ve şeriatların farklılığı da yine bu temel farklı mazhariyetlerin, ilahi rahmet tarafından nazara alınması ve vahiy öğretilerinin muhatabın istidadı kıvamına uygun yapılması hikmetiyle de doğrudan alakalıdır.
Hikmet bilgisi, gaye, maksat ve maslahat bilgilerini de içerir. İnsan, hakikatin çok yönlü manasını böylesi bir hikmet bilgisiyle öğrenir. Ne ki, bu bilgi hakikati bütün yönleriyle bilmek değildir. Hakikati bütün yönleriyle bildiren, öğreten ancak vahiy yoluyla elde edilen bilgidir.
Detay bilgisi (tafsil) önemlidir. Fakat, detay bilgisi daha çok partikül bilgisidir; parçada derinleşmek ve uzmanlaşmaktır. Kuşatıcı bilgi değildir. İlim detayı esas alır. İrfan ve hikmette detaylar azalır hatta görünmez olur. Vahiy öğretilerinde ise, hem kuşatıcılık hem de detay beraber bulunur. Kuşatıcılık, bütün zaman ve mekanları ihata ettiğinden, her devrin insanı ondan kendi nasip payını alır. Detaylar ise, işaretlere, remizlere, telmihlere, delaletlere sarmalanır ve öyle söylenir. Bunları bir bir keşfedip açığa çıkarma görevi ise, ilme, irfana ve hikmete havale edilir..
Not: Kıymetli ağabeyim şair, yazar, gönül insanı Mehmet Erdoğan’ın çok muhterem eşi Fatma Erdoğan’ın vefatı münasebetiyle, yoğun ilgi ve alakalarıyla kederimizi paylaşan bütün dost ve yakınlarımıza Erdoğan Ailesi olarak sonsuz teşekkür ediyoruz, sağ olsunlar, var olsunlar..
Bu kaotik göstergelerin sarmalından kurtulup bir başka konuyu gündeme çekmek oldukça zor; yine de deneyeceğim:
Geçtiğimiz günlerde kısmen de olsa tartışılan bir konudan söz ediyorum: İlahiyat ve Felsefe. Ne ki gündeme gelen şekliyle meseleyi bir müfredat programı içeriğine de indirgemek niyetinde değilim. İsteğim, konuya, değerlendirmesini siz saygıdeğer okuyucularıma bıraktığım bir bakış açısı kazandırmak.
Akıl, ilme ulaşmanın bir vesilesidir. İlmin kaynağı değildir. Ne ki, böyle olması, aklı önemsiz kılmaz. Peygamber Efendimiz: “Allah, insana akıldan daha üstün bir nimet vermemiştir” buyurur. Akıl, vahye muhatap olmanın ilk şartıdır. Akıl sorumluluk sebebidir. Akıl, insanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliktir. Aklın olmadığı yerde ne ilimden, ne irfandan ne de hikmetten söz edilebilir. İlim, doğrudan akılla elde edildiği gibi irfan ve hikmette de akıl, kalp ve ruha refakat eder.
İrfan, uzun tefekkür ve düşünce sonucu elde edilen, inandırıcı özel bilgidir. İlim ikna eder, ilzam eder; irfansa inandırır. İlmin karşıt kavramı cehil, irfanın ise inkardır. İlimde, akıl, bilen ile bilinen arasındaki yolculuğunu yalnız yapar. İrfanda ise kalbin yanında yer alır; kalbin ulaştığı bilgiye o da şahit olur.
Aklın, ilimlerin sabit kaynağı bulunan ilahi isimlere ulaşması zihni, yani teorik; kalbin ise ameli yani pratiktir. Bu manada irfan, kalbin pratiklerine dayalı elde edilen hal ilmidir. Bu hal ilminin ifadeye dökülüşü ise irfan bilgisidir. İrfan ile irfan bilgisi arasında, balı yemekle, balı anlatmak gibi bir fark söz konusudur.
Hikmet, akıl ve şuurun da refakatiyle ruhun hakikate uyanması halidir. Bu halin aktarımı, yazıya ya da söze dökümü hikmet değil, hikmet bilgisidir. Hikmet, ilim ve irfandan öte bir hakikate uyanış olduğu gibi, hikmet bilgisi de ilim bilgisinden, irfan bilgisinden daha öte derin manalara sahiptir. Hikmet ruhun inkişafıyla hasıl olur. Ruh ne kadar inkişaf ederse, hakikate yakınlığı o derece artar. Aklın hakikate ulaşmasına ilmelyakin, kalbin hakikate ulaşmasına aynelyakin diyecek olursak, ruhun hakikate ulaşmasına hakkalyakin dememiz gerekir. İnkişafını tamamlamış ruhtur ki, şumullü ilhama mazhar olur. Böyle ilham ise, vahyi yorumlamada, vahiyden sonraki en öncelikli referanstır.
Hikmet bizi, külli, umumi ve mutlak bilgiye ulaştırır. Fakat, ulaşılan bilgiyi mutlak ihata imkansızdır. İhata edilebileni aktarmada da çok ve çeşitli etkenler nedeniyle aşırı fireler söz konusudur. Bu sebeple de aynı hakikatin farklı yorumları, farklı bilgilendirmeleri olabilmektedir.
Farklı yorum, farklı bilgilendirmenin önemli amillerinden birisi kuşkusuz, insan istidat ve kabiliyetlerinin birbirinden farklı yaratılmış bulunması gerçeğidir. İkincisi ise,ilahi isimlere mazhariyetlerdeki sonsuz farklılıklardır. Külli-cüzi; umumi- hususi; hakiki- mecazi; asli- zılli gibi genel ayrımlarla gerçekleşen bu farklı mazhariyetler; hakikati algılamaya da doğrudan etki eden sebeplerdendir. Esasen, meşreplerin, mesleklerin, hatta mezheplerin ve şeriatların farklılığı da yine bu temel farklı mazhariyetlerin, ilahi rahmet tarafından nazara alınması ve vahiy öğretilerinin muhatabın istidadı kıvamına uygun yapılması hikmetiyle de doğrudan alakalıdır.
Hikmet bilgisi, gaye, maksat ve maslahat bilgilerini de içerir. İnsan, hakikatin çok yönlü manasını böylesi bir hikmet bilgisiyle öğrenir. Ne ki, bu bilgi hakikati bütün yönleriyle bilmek değildir. Hakikati bütün yönleriyle bildiren, öğreten ancak vahiy yoluyla elde edilen bilgidir.
Detay bilgisi (tafsil) önemlidir. Fakat, detay bilgisi daha çok partikül bilgisidir; parçada derinleşmek ve uzmanlaşmaktır. Kuşatıcı bilgi değildir. İlim detayı esas alır. İrfan ve hikmette detaylar azalır hatta görünmez olur. Vahiy öğretilerinde ise, hem kuşatıcılık hem de detay beraber bulunur. Kuşatıcılık, bütün zaman ve mekanları ihata ettiğinden, her devrin insanı ondan kendi nasip payını alır. Detaylar ise, işaretlere, remizlere, telmihlere, delaletlere sarmalanır ve öyle söylenir. Bunları bir bir keşfedip açığa çıkarma görevi ise, ilme, irfana ve hikmete havale edilir..
Not: Kıymetli ağabeyim şair, yazar, gönül insanı Mehmet Erdoğan’ın çok muhterem eşi Fatma Erdoğan’ın vefatı münasebetiyle, yoğun ilgi ve alakalarıyla kederimizi paylaşan bütün dost ve yakınlarımıza Erdoğan Ailesi olarak sonsuz teşekkür ediyoruz, sağ olsunlar, var olsunlar..







