Kan gölünde iz sürmek
Gece, karanlık ve şiddetli bir fırtına.. Dört yaşlarında bir kız çocuğu, kendisini sürükleyen fırtınadan kurtulmak için var gücüyle büyük bir ağacın gövdesine minik elleriyle tutunmaya çalışmaktadır. Fırtına ağacı devirir.. Kız çocuğu devrilen ağacın bir dalına tutunmaya çalışır, fırtına dalı kırar.. Çocuk bir başka dala tutunur, o da kırılır.. Kız çocuğu can havliyle, birbirine sarılı ikiz bir dala daha tutunur; fakat o dal da kırılır.. Ve ortalığa zifiri karanlık çöker..
Öğle vakti, sıcağın şiddeti kendini iyice hissettirdiği bir anda Hz. Zeynep, elini siper yaparak gök yüzünde uçuşan kartalları seyreder. Uzakta, yığınlar halinde Yezit ordusu görülmektedir. Elinde boş bir bakraç vardır. Eteklerinden onu çeken küçük bir kız çocuğu, “Halacığım çok susadım” demektedir. Zeynep çocuğu kucaklar, bağrına basar, çadıra götürür. Çadırda çocuklardan kimisi, “anne çok susadım”, kimisi “anne çok acıktım” diyerek feryat etmektedir.
Hz. Hüseyin, Yezit ordusuna uzunca bir konuşma yapar. Askerler bu konuşmadan öylesine etkilenir ki, bir grup asker başlarındaki komutanlarıyla birlikte Hz. Hüseyin’in tarafına geçerler.
Akşamında, yanındaki bütün askerleri toplayarak onlara, kıyam edişinin gaye ve maksadını anlatır. Bu gayede dünya malı, dünya makamı yoktur. Tek mesele zulmü ortadan kaldırmak ve İslam’ın kaderini zalimler elinden kurtararak hakiki sahiplerine teslim etmektir. Topluluk, onu, sessizce ve denilenleri aynen kabul ederek dinlemektedir..
Küçük bir çadırda, Ali b. Hüseyin ateşler içinde kıvranmakta ve halası Zeynep, başında beklemektedir. Bir ara Ali b. Hüseyin’in (Zeynelabidin) gözlerinden yaşlar süzülür. Hz. Zeynep üzüntülü bir sesle niçin ağladığını sorar. Ali b. Hüseyin: “Halacığım, hastayım, ayağa kalkamıyorum. En çok ihtiyaç olan bir yerde babama yardım edemiyorum, bu bana hastalıktan daha çok ıstırap veriyor” der. Zeynep: “Ağlama yavrum.. Biliyorsun ki, hastalar mazurdur. Belki senin şu ölümcül hastalığın ölümden korunman içindir. Hepimiz ölürsek, Al-i Beyti kim devam ettirir.” Ali b. Hüseyin: “Hepimiz öldürülecek miyiz?”, diyerek halasının yüzüne bakar.. Hz. Zeynep bir şey söylemez, yaşlı gözlerini Ali’den saklamak ister gibi başını yana çevirir ve çadırdan çıkar..
Abbas b. Ali, yanına aldığı iki kişiyle, gece karanlığından yararlanarak su bulmaya gider. Nehrin çevresinde Yezit’in askerleri nöbet tutmaktadır. Suları doldurdukları sırada görülürler. Yüzlerce asker, üç kişiye hücum eder. Hz. Abbas iri yapılı, güçlü kuvvetli, çok iyi ok atan, çok iyi kılıç kullanan birisidir. Onun bu özellikleri herkes tarafından bilinmekte ve Abbas ismi kendi taraftarlarına moral, düşmana ise korku vermektedir. Hz. Abbas bu hücum karşısında kılıcını çeker, yanındaki adamlarına, “Siz suları çadırlara götürün”, der. Adamları onu yalnız bırakmak istemeseler de, Hz. Abbas’ın kesin emriyle suları hayvanlara yüklerler ve oradan uzaklaşırlar. Abbas, tek başına mücadele eder. Hücum edenlerin çoğunu öldürür, diğerleri de kurtuluşu kaçmakta bulurlar. Hz. Abbas çadırlara geri döner. Su, çadırlara hayat getirmiştir.
Hz. Hüseyin’le kardeşi Hz. Abbas yan yana yürümekte ve çadırları beklemektedir. Hz. Hüseyin: “Kardeşim Abbas, biliyorsun ki, seni öz canımdan daha çok seviyorum. Onun için de doğrudan çatışmaya girmeni istemiyorum. Sana bir şey olursa, neslimizin devam etmemesinden korkuyorum. Hem sen, müminlerin cesaret kaynağısın. Sana bir şey olursa, müminlerin cesaretleri kırılır diye korkuyorum” der. Bunun üzerine Abbas’ın cevabı şu olur: “Ey bütün ümmetin umudu olan ağabeyim! Ey cennet gençlerinin Efendisi! Biliyorsun ki, hayatımda bilerek seni hiç incitmedim, hiçbir sözüne karşı çıkmadım. Fakat, kılıcımı kınına koymamı, düşmanlara karşı seni yalnız bırakmamı benden isteme. Ben seninle yaşamak, öleceksem de seninle birlikte ölmek emelindeyim.” Hz. Hüseyin kederli bir yüzle kardeşini dinler, karanlık içinde yürüyüşlerini sessizce sürdürürler..
Hz. Hüseyin, son gecesinde yanındaki dostlarını, askerlerini bir araya toplar. Onlara: “Yarın benin son günümdür. Öyle anlaşılıyor ki, topluca hücum edecekler. Ve onlar sadece beni istiyorlar. Ben üzerinizdeki biat hakkımı kaldırıyor ve sizleri serbest bırakıyorum. İsteyen bu gece burayı terk ederek canını kurtarsın..” der.. Topluluktan birkaç kişi, sırayla “Buraya onunla birlikte ölmeye geldiklerini ve asla kendisini yalnız bırakmayacaklarını söylerler.. Hz. Hüseyin, bu geceyi ibadetle, namaz kılarak, Kuran okuyarak, dua ederek geçirmelerini tavsiye eder..
Ve o gecenin kara gündüzünde, hiç olmaması gerekenler olur.. Hz. Hüseyin ve yanındaki bir avuç insan, Yezit’in askerleri tarafından hunharca şehit edilirler..
Hz. Zeynep’in, dört yaşlarında gördüğü rüya gerçekleşmiştir.. Zeynep bu rüyasını Efendimize anlatmış ve Efendimiz, rüyasını şöyle yorumlamıştır: O ağaç benim, yakında vefat edeceğim. O dallar anne ve babandır, onlar da art arda vefat edecekler. Birbirine bitişik iki dal Hasan ve Hüseyin’dir, onlar da vefat edecekler.. Ve o gün ümmetimin üzerine büyük bir karanlık çökecek..
Kerbela yekpare inilti, yekpare ağıttır. Bu inilti ve ağıtın merkezinde hiçbir ayırım olmaksızın bütün bir ümmet vardır. Allah’ın en Sevgilisinin, en sevgili torunu, Cennet gençlerinin Efendisi Hz. Hüseyin’in mübarek vücuduna saplanmış her bir oku yüreğinde hissetmeyen hiçbir ümmet ferdi yoktur. Öyle ise, Kerbela, tefrikaya, ayrılığa değil ümmet vahdetine vesile bir vaka olarak anılmalı, öyle değerlendirilmelidir. Şiiler, Sünniler, her türlü mezalime karşı bu kan gölünde aynı izi sürmelidir..
Öğle vakti, sıcağın şiddeti kendini iyice hissettirdiği bir anda Hz. Zeynep, elini siper yaparak gök yüzünde uçuşan kartalları seyreder. Uzakta, yığınlar halinde Yezit ordusu görülmektedir. Elinde boş bir bakraç vardır. Eteklerinden onu çeken küçük bir kız çocuğu, “Halacığım çok susadım” demektedir. Zeynep çocuğu kucaklar, bağrına basar, çadıra götürür. Çadırda çocuklardan kimisi, “anne çok susadım”, kimisi “anne çok acıktım” diyerek feryat etmektedir.
Hz. Hüseyin, Yezit ordusuna uzunca bir konuşma yapar. Askerler bu konuşmadan öylesine etkilenir ki, bir grup asker başlarındaki komutanlarıyla birlikte Hz. Hüseyin’in tarafına geçerler.
Akşamında, yanındaki bütün askerleri toplayarak onlara, kıyam edişinin gaye ve maksadını anlatır. Bu gayede dünya malı, dünya makamı yoktur. Tek mesele zulmü ortadan kaldırmak ve İslam’ın kaderini zalimler elinden kurtararak hakiki sahiplerine teslim etmektir. Topluluk, onu, sessizce ve denilenleri aynen kabul ederek dinlemektedir..
Küçük bir çadırda, Ali b. Hüseyin ateşler içinde kıvranmakta ve halası Zeynep, başında beklemektedir. Bir ara Ali b. Hüseyin’in (Zeynelabidin) gözlerinden yaşlar süzülür. Hz. Zeynep üzüntülü bir sesle niçin ağladığını sorar. Ali b. Hüseyin: “Halacığım, hastayım, ayağa kalkamıyorum. En çok ihtiyaç olan bir yerde babama yardım edemiyorum, bu bana hastalıktan daha çok ıstırap veriyor” der. Zeynep: “Ağlama yavrum.. Biliyorsun ki, hastalar mazurdur. Belki senin şu ölümcül hastalığın ölümden korunman içindir. Hepimiz ölürsek, Al-i Beyti kim devam ettirir.” Ali b. Hüseyin: “Hepimiz öldürülecek miyiz?”, diyerek halasının yüzüne bakar.. Hz. Zeynep bir şey söylemez, yaşlı gözlerini Ali’den saklamak ister gibi başını yana çevirir ve çadırdan çıkar..
Abbas b. Ali, yanına aldığı iki kişiyle, gece karanlığından yararlanarak su bulmaya gider. Nehrin çevresinde Yezit’in askerleri nöbet tutmaktadır. Suları doldurdukları sırada görülürler. Yüzlerce asker, üç kişiye hücum eder. Hz. Abbas iri yapılı, güçlü kuvvetli, çok iyi ok atan, çok iyi kılıç kullanan birisidir. Onun bu özellikleri herkes tarafından bilinmekte ve Abbas ismi kendi taraftarlarına moral, düşmana ise korku vermektedir. Hz. Abbas bu hücum karşısında kılıcını çeker, yanındaki adamlarına, “Siz suları çadırlara götürün”, der. Adamları onu yalnız bırakmak istemeseler de, Hz. Abbas’ın kesin emriyle suları hayvanlara yüklerler ve oradan uzaklaşırlar. Abbas, tek başına mücadele eder. Hücum edenlerin çoğunu öldürür, diğerleri de kurtuluşu kaçmakta bulurlar. Hz. Abbas çadırlara geri döner. Su, çadırlara hayat getirmiştir.
Hz. Hüseyin’le kardeşi Hz. Abbas yan yana yürümekte ve çadırları beklemektedir. Hz. Hüseyin: “Kardeşim Abbas, biliyorsun ki, seni öz canımdan daha çok seviyorum. Onun için de doğrudan çatışmaya girmeni istemiyorum. Sana bir şey olursa, neslimizin devam etmemesinden korkuyorum. Hem sen, müminlerin cesaret kaynağısın. Sana bir şey olursa, müminlerin cesaretleri kırılır diye korkuyorum” der. Bunun üzerine Abbas’ın cevabı şu olur: “Ey bütün ümmetin umudu olan ağabeyim! Ey cennet gençlerinin Efendisi! Biliyorsun ki, hayatımda bilerek seni hiç incitmedim, hiçbir sözüne karşı çıkmadım. Fakat, kılıcımı kınına koymamı, düşmanlara karşı seni yalnız bırakmamı benden isteme. Ben seninle yaşamak, öleceksem de seninle birlikte ölmek emelindeyim.” Hz. Hüseyin kederli bir yüzle kardeşini dinler, karanlık içinde yürüyüşlerini sessizce sürdürürler..
Hz. Hüseyin, son gecesinde yanındaki dostlarını, askerlerini bir araya toplar. Onlara: “Yarın benin son günümdür. Öyle anlaşılıyor ki, topluca hücum edecekler. Ve onlar sadece beni istiyorlar. Ben üzerinizdeki biat hakkımı kaldırıyor ve sizleri serbest bırakıyorum. İsteyen bu gece burayı terk ederek canını kurtarsın..” der.. Topluluktan birkaç kişi, sırayla “Buraya onunla birlikte ölmeye geldiklerini ve asla kendisini yalnız bırakmayacaklarını söylerler.. Hz. Hüseyin, bu geceyi ibadetle, namaz kılarak, Kuran okuyarak, dua ederek geçirmelerini tavsiye eder..
Ve o gecenin kara gündüzünde, hiç olmaması gerekenler olur.. Hz. Hüseyin ve yanındaki bir avuç insan, Yezit’in askerleri tarafından hunharca şehit edilirler..
Hz. Zeynep’in, dört yaşlarında gördüğü rüya gerçekleşmiştir.. Zeynep bu rüyasını Efendimize anlatmış ve Efendimiz, rüyasını şöyle yorumlamıştır: O ağaç benim, yakında vefat edeceğim. O dallar anne ve babandır, onlar da art arda vefat edecekler. Birbirine bitişik iki dal Hasan ve Hüseyin’dir, onlar da vefat edecekler.. Ve o gün ümmetimin üzerine büyük bir karanlık çökecek..
Kerbela yekpare inilti, yekpare ağıttır. Bu inilti ve ağıtın merkezinde hiçbir ayırım olmaksızın bütün bir ümmet vardır. Allah’ın en Sevgilisinin, en sevgili torunu, Cennet gençlerinin Efendisi Hz. Hüseyin’in mübarek vücuduna saplanmış her bir oku yüreğinde hissetmeyen hiçbir ümmet ferdi yoktur. Öyle ise, Kerbela, tefrikaya, ayrılığa değil ümmet vahdetine vesile bir vaka olarak anılmalı, öyle değerlendirilmelidir. Şiiler, Sünniler, her türlü mezalime karşı bu kan gölünde aynı izi sürmelidir..







