--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kahpeler her zaman kaybeder

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Biliyor ve görüyoruz ki, bütün iç-dış düşmanlarımız, bütün vatan hainleri, bütün satılmış ruhlar, bütün kiralık kalemler tek bir hedefe kilitlenmiş bulunuyorlar: Recep Tayyip Erdoğan’ı ikna etmek, öldürmek ve  ülkemize ait onunla gelen bütün kazanımları yok etmek.. 

Kırktan fazla insanın ölümüne, yüz elliye yakın insanın yaralanmasına sebep olan son Beşiktaş’taki terör saldırısını da elbette bütün bu hain emel ve heveslerden ayrı düşünemeyiz.  Yine hedef Erdoğan’dı, yine aynen 15 Temmuz gecesinde Marmaris’te olduğu gibi Rabbimiz onu bu hainlerin tuzağından çeyrek dakikalık gecikme farkıyla korudu; milletin ve ümmetin duaları hatırına onu bu millete ve bu ümmete yeniden bağışladı.

FETÖ liderinin, 15 Temmuz’dan bu yana, örgüt üyelerine verdiği kısa zamanda kurtulacakları tesellisinin altında yatan düşüncenin temel dayanağı da zaten bu tür saldırılarla sonuca varılacağı ham hayalidir. Fakat heyhat ki aldanıyor, billah ki, hem aldanıyor hem aldatıyor..

Gülen ve örgütünün bundan böyle idbarı, ebedidir; her gelen gün ona geçen günü aratacak ilahi gazap yüküyle gelecektir. Kurtuluş için ölüm çağıracak, lakin onu da bulamayacaktır. Allah ona, aldığı arşı titreten ahların intikamını bir bir tattıracak, Ricalullah’la savaşa girmenin akıbetini hem ona hem de onun gibi olanlara bir kere daha gösterecektir.

On dört sene kadar önceydi. Bir Hak Dostu, bana, Gülen’e gönderdiği uyarı mektubunu okumuştu. Uyarılarınız doğru, isabetli; fakat üslubunuz yumuşak, dedim. Ve Gülen’in bu tür üslupla uyarılamayacağını söyledim. Haklısın, dedi, ancak edebim daha ağırını yazmamı engelledi. Fakat, diye sürdürdü sözlerini, ileride bu mektubun çok çok daha ağırlarına müstahak olduğunu yaptıkları ve yapacaklarıyla gösterecek..

Şimdilerde Medine-i Münevvere’de ikamet eden bu Hak dostuyla, geçenlerde görüşme imkanım oldu. Birbirimize, on dört- on beş sene önce yaptığımız sohbetleri hatırlattık; bugün herkesin konuşur hale geldiği Gülen’e ait olumsuzlukları  bizim ta o zamanlar konuştuğumuzu; kötü gidişi durdurmanın çarelerini aradığımızı buruk kalplerle bir daha müşahede ettik.

Gülen, henüz Amerika’ya gitmeden kısa bir süre önceydi, dedi, Hak Dostu. Davet üzere, ikamet ettiği yere gittim. Sohbet arasında kendisine şunu açık açık söyledim. Dedim ki, ben sizi, ne vaazlarınızla, ne ilminizle, ne okullarınızla, yurtlarınızla ne de bir başka insanın vesilesiyle tanıyıp sevmedim. Bana sizi doğrudan Rabbim sevdirdi; bu sevgi sebebiyle de duacınız oldum. Bütün Türkiye bir araya gelse ve beni bu duadan vaz geçirmeye çalışsalar yine muvaffak olamazlar. Fakat, Rabbim içimden bu sevgiyi alırsa, işte o zaman da bütün Türkiye bir araya gelse, beni zorlasa yine size yarım kelimeyle dua edemem.. Ben bu son cümleyi söyleyince, Gülen başını omuzuma koydu ağlayarak, Allah bana böyle bir akıbet göstermesin, dedi.    

Ve sonra Gülen, en büyük kahpeliği, başını ağlayarak omuzuna koyduğu, ondan ayrı düşme akıbetinden koruması için Allah’a sığındığı bu Hak Dostuna yaptı. İnsanların sırf Allah için ona olan muhabbetini, sevgisini kıskandı, onunla ve ailesiyle alçaklığın her türlü serbest oyununu deneyerek uğraştı. Ona doğrudan zarar dokundurmaya güç yetiremeyeceğini bildiği için de, örgüt üyesi damadını çeşitli baskı yöntemlerini kullanarak onun aleyhinde kullanmaya çalıştı, bunda kısmen başarılı da oldu. 

 Evinin önüne bir TIR koydular, sanki arızalanmış da orada kalmış gibi yaptılar, TIR’a yerleştirdikleri kamera ile Hak Dostunun yanına gelip gidenleri tespit ettiler, sonra da bu insanları bire bir markaja alarak tehdit ettiler, oraya gitmemelerini söylediler, devam edenleri cezalandırdılar, cemaatle ilişiğini kestiler, ya da tayin adı altında sürgüne gönderdiler.

 Evine böcek yerleştirdiler, konuşulanları dinlediler, hane mahremiyetini çiğnediler. Gülen bunlarla da yetinmedi, Emniyetteki adamlarına baskın talimatı verdi. Ardından da Hak Dostuna, sanki iyilik yapıyormuşçasına, baskın yapılacağını haber aldığı, bir süreliğine İstanbul’dan ayrılmasının doğru olacağı haberini gönderdi. Kalp gözü açık Hak Dostu, onun bütün bu yaptıklarıyla nasıl bir mekr-i ilahi tuzağına düştüğünü görüyor, akıbeti adına ona sadece acıyordu.

Allah bir kişiyi mekriyle kıskıvrak yakaladığında, yaptığı kötülükleri ona iyi; istidracı ikram gibi gösterir. Kişi bu aldanmalar içinde, farkında olmadan hevasını ilah edinme gayyasına yuvarlanır; ve orada Allah’ın kahhar eliyle kıskıvrak yakalanır; artık onu bu gayyadan kurtaracak hiçbir yardımcısı, selamete çıkaracak hiçbir güvencesi de yoktur. İşte Gülen’in geldiği nokta budur.  

Ne diyeyim, kahpeler her zaman kaybeder..

 

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle