İç savaş olacakmış..
Başarısız darbe girişiminin açık faili terör örgütü, imkânsızı mümkün kılmanın yollarını arıyor ve örgüt üyelerini de bu imkânsız beklentiye kilitlemiş bulunuyor: İç savaş.
Bizim tarihimizde, isyanlar, ihtilaller, düzenli ordu savaşları olmuştur; fakat bugün tarif edilen şekliyle asla bir iç savaş olmamıştır. Nasıl bir dönemde komünizmi hakim kılma uğruna, hiçbir sosyolojik karşılığı olmayan “sınıf”lar icat edilmek istendi, olmayan bir proletarya sınıfının inşasına çalışıldı; fakat sonuç onlar adına hüsran oldu; bekledikleri iç savaş da öyle olacak, beklentileri adına hüsranla, bir kez daha hem de bitmişliğin, tükenmişliğin bütün acı tecrübelerini yaşayarak yüzleşecekler.
Örgüt üyelerini kilitledikleri bir başka beklenti de, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 2017 yılını göremeyeceği kehaneti. Malum, ayı, bu sene armutlar çok sulu olacak, demiş. Nerden biliyorsun, dediklerinde, canım öyle istiyor, cevabını vermiş. Kişinin nerede öleceği, ayette anlatılan beş bilinmeyen /muğayyebat-ı hamseye dahildir ki, bu mevzuda bilgi iddiası ancak sapıklıktır. Kişinin ne zaman öleceği ise, ancak Levh-i Mahfuz’u azama nazarın ulaşmasıyla, kader-i mübremin bilinmesiyle mümkündür.
Burnunun ucunu göremeyecek kadar feraset ve basiretten mahrum olduğu yaptıklarıyla tescil edilmiş bulunan bir hainin nazarının Levh-i Mahfuz’u azama ulaşacağına ihtimal vermek bütün bütün akıldan istifa anlamına geleceği açıktır. Gülen’in, kendi ölümüyle ilgili söylediği pek çok tarih nasıl uydurma çıktı ise, Tayyip Erdoğan’la ilgili söyledikleri de öylesine uydurma çıkacağında benim asla şüphem yoktur. Kaldı ki, FETÖ ile mücadele, artık vazgeçilemez bir devlet siyasetidir; devletimiz ise inşallah kıyamete kadar varlığını sürdürecektir.
Kendi aralarındaki iletişimi, yeni teknolojiler kullanarak gerçekleştirdikleri biliniyor. Gizli kalacağını sandıkları programlar ise bir bir deşifre oluyor. Bundan böyle de öyle olacak. Hani, bazı malumatfuruşlar vardır; okudukları kitabı tek nüsha sanır. FETÖ elemanları da öyle. Bildiklerini sadece kendilerine özgü bir bilgi sanmakta ve bununla teselli olmaktalar. Dün yanıldılar, bugün yanılmaktalar, yarın da yanılacaklar. Devlet aklının nasıl çalıştığını anlamaya kapalı kaldıkları sürece de öz güven jelatinli yanılgıları hep devam edecek.
Görevden alınan ve ihraç edilen elemanlarına, daha önce almakta oldukları maaş kadar yardım yapıldığını, böylece içine düştükleri sıkıntıların maddi cihetinin hafifletilmeye çalışıldığı biliniyor. Bu uygulama, örgüt üyelerinin toplu infiallerini önleme anlamına da geliyor. Fakat, kısa vadeye dayalı böylesi bir uygulamanın uzun vadede iflas edeceği açıktır. Hazıra dağlar dayanmaz. Söz konusu kısa vadenin ilki 15 Temmuz darbe girişimiydi; iflas etti. İkincisi, 2017 öncesinde gerçekleşeceğini sandıkları iç savaştır ki, o da iflas edecektir.
PKK ve yandaşları da son günlerde iç savaş çığırtkanlığı yapıyor. Paralel yapıyla böyle bir beklentide buluşmaları elbette tesadüf değil. Haberin kaynağı ve manipüle merkezi hep aynı. Üst aklın, darbe teşebbüsü sonrası büründüğü sinsi sessizlik de bu beklentiyi destekler mahiyette. Vakit kazandıklarını sanıyorlar, Türkiye’de bir iç savaşın çıkacağını umuyorlar. Böyle kirli bir oyunu icraya dökmeye kalktıklarında nasıl bir kıyametle karşılaşacaklarını, bu gazi milletten nasıl bir sille daha yiyeceklerini ya bilmiyorlar ya da ihtirasları akıllarının önüne geçtiğinden bilmek istemiyorlar.
Fethullahçı Terör Örgütü, her ne kadar bazı devlet birimlerinde ve sosyal hayatın bazı alanlarında mevcudiyetini devam ettiriyor olsa da, içinde bulunduğu konum itibariyle ve gücü yönüyle en az otuz sene geriye itilmiş durumda. Kendilerini yer altına çekmeye mecbur hissetmeleri bu realiteyle doğrudan irtibatlı. 15 Temmuz öncesi, hiyerarşik yapının sivil ayağında, yönetici kadro Gülen’e uzanan çizgide bütün üstlerini tanırken, şimdi artık sadece bir üstünü tanıyabiliyor. İçinde milyonlarca insanı barındırdığı iddia edilen “hareketin” böylesi marjinal, kapalı bir topluluğa dönüştürülmesi söz konusu geri itilişin açık tezahürü. Büyük aksiyonlar için kendini tekrar bile ölüm sireni kabul edilirken, bu derece geri itilişi bitip tükenmekten başka şeyle izah etmek mümkün değildir. Gülen koskoca bir aksiyonu işte böylesi bir bitişe sürüklemiş kişidir. Bu bağlamda ondan haklı olarak beklenen ve onun da kaçınılmaz olarak yapması gereken tek şey kendisini “ifna” etmektir.
Hani, yerli yersiz, “Bir gün bu hizmete zararım dokunacağını görürsem hiç düşünmeden kendimi ifna ederim” diyordu. İşte o vakit tam bu vakittir. Fakat nerde o vicdan, nerde o yürek..







