Hüsnü Bayramoğlu (k.s)
Benim için çok erken bir kayıp oldu Hüsnü Bayramoğlu Abinin vefatı. Gerçi ilk vicahi görüşmemiz otuz sene kadar önceye dayanır. İki- üç saat kadar süren bu görüşme ve sohbette, onun ne denli bir Bediüzzaman ve Risale-i Nur aşığı olduğunu müşahede etme imkanı bulmuştum. Bir daha da görüşememiştik…
Dört sene kadar önce kendisini ziyaret ettim. Otuz sene önce gördüğüm aşk ve heyecanı katlanarak artmış buldum; adeta Risale-i Nurun şekillenmiş bir yankısı haline gelmişti. Bütün derdi davasının derdi, bütün ıstırabı davasının ıstırabıydı.
Aslında onu konuşturan da, onu sükuta davet eden de bu dert ve ıstıraptan başkası değildi. Hizmetle ilgili her başarı ve hamle onun yüzünde tebessüm dalgaları meydana getiriyor ve o da bu dalgaların ruhunda hasıl ettiği şevkle anlatıyor, anlatıyordu. Hizmetle ilgi her olumsuz sadme de sanki önce onun ruhuna tosluyor, o da o anlarda ıstırabını içine gömerek sükuti bir hal alıyordu.
Hemen hemen her ziyaretimde onda bu iki durumu değişmeyen sabite olarak müşahede ettim. Ve işte dedim her defasında, davasını iman, imanını dava edinmiş gerçek dava adamı…
O, Risale-i Nura kendi rengini katmaz, saf ve duru bir şekilde aksettirirdi. Reşha misaldi. Risale-i Nurun otantik yapısını korumada fevkalade hassastı. Ondaki bu hassasiyet de elbette kendine ait değildi; o, Üstadının bu konudaki hassasiyetini tevarüs etmiş ve onu bir iffet gibi korur olmuştu. Aksi davranış kimden ve ne zaman gelirse gelsin Hüsnü Bayramoğlu Abi kollarını makas gibi gerer ve Risale-i Nurun asli yapısını rencide edecek en küçük taleplere dahi geçit vermezdi.
FETÖ, sadeleştirme adı altında Risale-i Nurları tahrife yeltenince karşısına dikilen abilerden biri de hiç kuşkusuz Hüsnü Abi idi. Bir sohbetinde, “Her nedense bu adamla (FETÖ elebaşını kast ediyor) ruhum hiçbir zaman barışık olmadı. İşin başından beri onu asla tasvip etmedim” demişti. Bazı abilerin bilmeden de olsa FETÖ elebaşını destekledikleri dönemlerde dahi onun bu istisnai duruşu elbette üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur; ve aynı zamanda Hüsnü Abinin basiret ve ferasette farklı bir buut yakalamış olmasının da bir delilidir.
Onun, siyasetle arasındaki mesafeyi koruyarak Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı ve dolayısıyla Cumhur İttifakını doğrudan ve açıkça desteklemesini de bu basiret ve ferasetin bir göstergesi olarak değerlendirmek gerekir.
O, harici-dahili düşman ve hasımlara karşı nasıl ortak tavır alınması gerektiğini hem fikir hem de icra olarak göstermiş ve bu mevzuda aldığı bütün ham eleştirilere rağmen tavrını asla değiştirmemiştir.
Bazılarının onu, o sadece Üstadın bir şoförüydü, diye küçümsemek istemeleri, kasıtlı bir hazımsızlık yanında Bediüzzaman gibi bir şahsiyete “Sahibu bil-cenb” yani yol arkadaşlığı yapmanın nice faziletlerle donanımlı olmayı gerektirdiğini bilememe gibi ciddi bir cehalet örneğidir.
Fırıncı Abi vefat ettiğinde, aralarındaki bazı ihtilaflı noktaları bilmeme rağmen, bütün nur talebelerini temsil konumunda gördüğüm için Hüsnü Abiyi arayarak taziyelerimi bildirdim. Bundan gayet memnun oldu. Bana hayır dualar etti.
Nur Hizmeti, lider değil ilke merkezli bir hareket olduğundan diğer varis abilerin vefatı gibi Hüsnü Abinin vefatı da geride derin bir hüzün bıraksa da boşluk bırakmaz. Hizmet, kendi fıtri seyrini hem ülke içinde hem de ülke dışında bugüne kadar olduğu şekliyle bundan böyle de sürdürür gider. Temenni ve duamız da budur.
Hayatının bütününü iman ve Kur’an hizmetiyle dolu dolu geçirmiş ve ömrünün hüsnü hatimesini manevi şehadetle taçlandırmış Hüsnü Bayramoğlu Abiye Allah’tan rahmet bütün dava arkadaşlarına ve sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ediyorum. Mekanı cennet makamı ali olsun. Rabbim onu berzah hayatında bütün sevdikleriyle buluştursun.







