HİCRET VE TAKVİM
Hicret, çağ açıp çağ kapatan en önemli tarihi vaka. İslam’ın içtimai inşasını devlet ve medeniyet ölçeğine taşıyacak büyük hamle çerağını tutuşturan ilk kıvılcım.
Öncesinde de tarihimize başlangıç olacak çapta büyük olaylar yok değil. Efendimizin kutlu doğumu bunlardan biri. Bi’set, yani Peygamberlik vazifesinin kendisine tebliğ edildiği, vahye ilk muhatap olunduğu seçkin an yine bunlardan biri. İlk dönem Müslümanlarının Mekke’de gördükleri ağır mezalim karşısında kendilerine verilen izin ile Habeşistan’a hicret etmeleri de yine bunlardan biri. Müslümanların, küffara karşı kazandıkları ilk zafer olan şanlı Bedir zaferi de yine öyle. Hele, fetih denilince ilk akla gelen, müşriklerin kendilerini galip sandıkları; fakat aslında hezimetin en ağırını yaşadıkları, Müslüman saflarında bulunanların pek çoğunun bile nasıl bir başarı kazanıldığını ancak birkaç sene sonra idrak edebilecekleri Hudeybiye anlaşması. Ve hele, fedakârlık, feragat, serdengeçtilik, ölümü istihkar gibi bütün kahramanlık unsurlarını bağrında taşıyan ve Kur’an diliyle ebedi tebcile mazhar olan “Biat-ı Rıdvan”. Ve de Mekke’nin Fethi.
Fakat yine de Hicret bir başka. Bütün emsali büyük olayların arasından temayüz edecek keyfiyette bir başka. Çünkü Hicret, Cenab-ı Hakk’ın bütün peygamberlere ve onların ardından iz sürüp gidenlere tatbik ettiği değişmez ilahi prensip, yani Sünnnetullah. Hem teşrii hem de tekvini yanı olan bir emir. Kâinatta cari kanunlara uyum, başarılı olmanın en önemli şartı. Hicretle yapılan da genel anlamda bu.
Hadiste, Mekke fethinden sonra hicret yoktur, denilmesi, Medine’ye hicretin farz oluşunu kaldıran bir hüküm. Eğer bu farz oluş hükmü sürekli devam etseydi, bu cihanşümul bir dini, belli bir coğrafya sınırına hapsetmek olurdu; aynı zamanda kıyamete kadar sürecek böylesi bir hüküm sebebiyle Medine nüfus yoğunluğu sebebiyle yaşanamaz bir hal alırdı.
Hadisin devamında, “fakat niyet ve cihat” buyuruluyor ki, hicret kastıyla gerçekleşen bütün mukaddes göçlere ve yine ilay-ı kelimetullah uğruna gerçekleşecek cihadın her çeşidine bu beyanda teşvik vardır. Zaten bir başka hadis-i şerifte de buyurulduğu üzere, ameller niyetlere göredir. Kimin hicreti Allah ve Resulü içinse, onun hicreti Allah ve Resulü içindir. Kimin hicreti de, dünya malından nasiplenmek ya da bir kadınla nikâhlanmak uğruna ise, onların hicreti de niyet ettikleri şeyedir.
Peygamber Efendimiz, eğer hicret olmasaydı, kuşkusuz Ensar’dan biri olurdum, buyurur. Böylece, hem kendi yörelerine muhacir olarak gelenlere sahip çıkan, yardım eden, onların ihtiyaçlarını karşılayan topluluğu onurlandırmış olur hem de hicret etmenin daha önde ve önemde bir konum olduğunu işaretlemiş bulunur.
Hicretin bir de insanı manevi cephesiyle imar eden, olgunlaştıran yanı vardır. Hicret her şeyden önce güçlü bir imanı ve bu imana dayalı sağlam bir tevekkül ve teslimi zorunlu kılar. Başta rızık endişesi olmak üzere, her türlü korku ve endişeden arınmadan böylesi bir büyük hamleyi gerçekleştirmenin imkânı yoktur. Bu bağlamda bazı eksiklikler varsa, onları da hicret anında yaşanan sıkıntılar, zorluklar, mahrumiyetler ve tasavvufi manada “terkler” tekmil eder, tamamlar. Muhacir, her yerde ve her adımında zorlukla beraber kolaylığın nasıl yan yana yol aldığını görür, yaşadıklarının rehberliğinde ileride yaşayacaklarının da doğrudan bir takdir ve doğrudan bir ilahi sevkle gerçekleşeceğini aynelyakin müşahede eder. Bu sevk-i ilahide sürekli cebr-i lütfiye tanık olur; bu da onu huzur-u daimiye intikal ettirir.
Hicret, özellikle irşat ve tebliğ ehli için, yeni bir çevre, yeni bir dönem anlamına gelmesi bakımından da üzerinde hassasiyetle durulması gereken öneme sahiptir. Bu vesile ile kişi, geçmişe dönük yanlışlarını, hatalarını, eksikliklerini anlama, muhasebe etme fırsatı bulur ve bu yeni çevreye, bu yeni döneme, daha tecrübeli, daha olgun, çevre hafızasındaki hataları silinmiş yeni bir kimlikle başlangıç yapar. Bu durum da onun yeni çevresinde hüsnü kabulünü kolaylaştırır.
Hicri takvim, kameri hesaba göredir. Allah (c.c), kameri takvim olarak yaratmıştır. Bizim günlük yaşantımız yanında ibadet hayatımız da kameri takvimle içli dışlıdır. Namaz, oruç, hac hatta seneyi devriyeyi tespit bakımından zekât gibi ibadetlerimizin bütününde takvime müracaat zorundayız. Bütün mübarek gün ve geceleri biz kameri takvime göre tayin etmekteyiz.
Hicri takvim, tarih şuurumuzu, ümmet mefkûresine intikal ettirmemizde de kılavuz role sahiptir. Hicri takvim bizim için yol yol, şerit şerit çağrışımlarla doludur. Bütün yolların, bütün şeritlerin buluştuğu, kesiştiği ana cadde ise aynıdır. Hicri takvim bizi tedai eliyle hicrete, hicret ise Peygamberimize götürür. Peygamberimiz ise sürekli bize Rabbimizi hatırlatır. Miladi takvimin bizdeki çağrışımı ise yekpare boşluktan ibarettir. Vakti geldiğinde bu boşluğu da telafi dileğiyle, 1438 hicri yılınız mübarek olsun..







