Her nimet şükür ister
Dünya ekonomik krizde. Elbette yaşanan kriz sadece ekonomiyle sınırlı değil. Ahlaki krizi öncelikle zikretmemiz gerekiyor. İmandan boşalan yeri aklın verileriyle doldurmaya çalışanlar şok üstüne şok yaşıyor. Ben merkezli hayat felsefesini idealleştirmenin bedelini çok ağır ödüyoruz. Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne, bencilliği ve umursamazlığı milyarlarca hemcinsini sefalete, açlığa ve ölüme mahkûm etme vahşetini de beraberinde getirdi. Bakalım ininden çıkan canavarı tekrar inine hapsedebilecek miyiz? Zor; fakat gayret edilirse imkansız da değil.
Bütün dünyada tüketilen gıda maddelerinin üçte birinin çöpe atıldığı söyleniyor. Bu dünya nüfusunun üçte birini açlığa mahkûm etmek demek. Halbuki adil bir paylaşım söz konusu olsa bütün dünya nüfusunun müreffeh bir hayata kavuşturulması mümkün. Yani sadece yıllık israfın önüne geçilebilse ve israf edilen fazlalık ihtiyaç sahiplerine ulaştırılsa, içinde bulunduğumuz ekonomik krizin en acil yanına çare bulunmuş olacak. Ne ki heyhat. İhtiyaçların değil ihtirasların yönlendirdiği bir ekonomik düzende bu çareye ulaşmak imkansız. Gerekçe açık, kaynaklar sınırlı ihtiraslar ise sınırsız..
Bir taraftan kanaat diğer taraftan da şükür kültürünü yeniden ihya etmek zorundayız. Kanaat ki, Peygamberimiz onun için bitmeyen hazine tanımında bulunmuştur. Şükür ki, Cenab-ı Hakk, onu nimetlerin artmasının en büyük vesilesi kılmıştır. (İbrahim, 7)
Şükür, bize ulaşan her nimete karşı minnet duygumuzu ifade etmemizin adıdır. Her nimetin şükrü de söz konusu nimetin cinsinden olmak gerektir. Aksi durum aradaki derece farkı mahfuz bir çeşit nankörlük sayılır. Nankörlük ise, dünyada nimetin kesilmesine ahirette ise can yakıcı azaba sebebiyet verir.
İman, en büyük nimettir. Onu taklitten tahkike, tahkiki ise ilme’l-yakin, ayne’l-yakin, hakka’l-yakine vardırmak birer şükürdür. Aynı zamanda her önceki mertebe, bir sonraki mertebeye ulaşmaya vesiledir. İslam büyük nimettir. Onun itikat, ibadet, muamelat ve ahlakını kusursuz yaşama ve hayata geçirme ise birer şükürdür. İnsan olmak de bir nimettir. İnsan olmanın şükrü ise onu ahsen-i takvime dönüştürmektir.
İnsan mahiyetini oluşturan maddi- manevi bütün uzuvlar, hisler, duygular, melekeler şükür isteyen nimetler cümlesindendir. Nefis bir nimettir, onun şükrü nefsi, emmareden kurtarıp, levvame, mülheme, mutmainne, radıye, mardiye ve zekiyye gibi mertebelere ulaştırmak ve sonunda aynen kalp ve ruh gibi nefsi, insani kemalata vasıta yapmaktır. Kalp nimeti, inkişaf ettirilip selim hale getirilirse, şükürle mukabele görmüş olur. Ruha miracını yaptırmak, evet, ona karşı şükrünü eda edebilmiş olmak da budur.
Ağız, burun, göz, kulak ve diğer iç-dış uzuvlarımızın bütünü birer nimettir ve onları yaratılış gayelerine uygun kullanmak hikmet-i fıtratlarına riayet ile istimal etmek birer şükürdür.
Cenab-ı Hak, hayat sahibi bütün varlıkların merkezine rızkı yerleştirmiş, rızkı onlara hakim, insan ve hayvanları ise ona hadim kılmıştır. Hem insan hem de hayvanat söz konusu hadimliklerini, aşkla, iştiyakla yerine getirmenin peşindedir. Rızkı da o kadar kapsamlı ve zengin hazine yapmış ki sayısız nimetleri camidir. Bu nimetler maddi olabildiği gibi manevi de olabilmektedir.
Nasıl ki dil için tat, burun için güzel koku, göz için enfes manzaralar, mide için yiyecek ve içecekler birer nimettir, akıl için ilim, kalp için irfan, ruh için hikmet de birer nimettir. Bu nimetlere duyulan iştiyak ve iştiha ise fıtri birer şükürdür. Bu nimetlerden ayrı ayrı alınan lezzet ve hazlar, gayr-i şuuri birer şükürdür. Öyleyse bütün dünya ve bütün kainat bizler için birer şükür meşheridir. Mukabilinde şükrünü eda edebilen kullar ne talihli kullardır; şükrünü şirkle değiştirenler ne kadar kem talih kişilerdir.
Bize ulaşan her nimetin bir kendi kemiyeti ölçüsünde değeri bir de bu nimetin arkasında gizli iltifat-ı ilahi noktasından keyfiyeti ölçüsünde değeri vardır. Elbette ikinci keyfiyete ait yönüyle her nimet, kemiyet ölçekli değerinden binlerce kat daha değerli, daha kıymetlidir. Meseleye bu zaviyeden bakan bir insanın, en küçük nimeti dahi değersizlikle itham anlamına gelebilecek bir yaklaşımla israf etmesi mümkün değildir.
Onun içindir ki, Efendimiz, elinizden düşen lokmayı, varsa üzerine bulaşan şeyden temizleyin ve yiyin, onu şeytana bırakmayın, buyurmaktadır. Dere kenarında bile abdest alsanız suyu israf etmeyiniz hükmü, makro planda dikkat etmemiz gereken iktisada bir uyarıdır. “Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz” ayeti ebedi rehberimizdir..







