Hal dili “Tebbet” okuyan hainler
Bazı insanlarda olumsuz haller, olumsuz nitelikler müzmin nezleden farksızdır; geçer gibi olur tekrar başlar ve hep böyle devam eder. Bu durum sadece o insanların kültür yapılarıyla da alakalı değildir; karakterleri öyledir, fıtratları hep süfli şeylere meyyaldir.
Böylelerinin terbiyesi, eğitilmesi, sağlam karaktere dönüştürülmesi imkânsız değilse de oldukça zordur; onları halden hale ve gün güne iyiye, doğruya, güzele ulaştırmak uzun soluklu uğraş ister; her çekiş darbesinde onlarda gerçek insanlıktan bir parça şekillendirecek mahir ustalar, kâmil mürşitler gerektirir.
Bazı insanlarda ise bu olumsuz haller daha sonra belirmeye başlar; ilk dönemde önü alınmaz ve özenli bir terbiyeye tabi tutulmazlarsa, bunların kötü halleri bir öncekilerden daha kötü olur. Süt ekşirse yine kullanılabilir; fakat tereyağı bozulursa zehir olur, kullanılmaz hale gelir. Böylesi durumda yapılacak en önemli iş, onların başkalarına sirayet etmesi muhtemel kötülüklerine karşı önlem almak, kötülüklerinin toplu bir öldürücü zehir olmasını engellemektir.
Ömer b. Abdülaziz, yeni tayin ettiği bir insanın, Haccac -ı Zalim zamanında da memurluk yaptığını öğrenince hemen bu kişiyi azleder. Adam, “ama ben onun zamanında sadece on gün görev yaptım” diye itiraz edince de “öyle bir zalimle bir saat birlikte hareket etmiş olman bile azlin için yeter” der.
Ömer b. Abdülaziz’in bu tavrı, sadece zalime karşı hassasiyet belirtisi değildir; aynı zamanda zulüm potansiyeli taşıyan her virüsten ve her taşıyıcıdan toplumu koruma dikkatidir.
17-25 Aralık tarihini, Paralel Yapıyla mücadele kapsamında bir milat kabul ettiğimize nazaran, önceleri yaptığımız kategorik ayırımların belki bir anlamı ve karşılığı vardı. Onun için de biz, Paralel Yapı tanımıyla cemaat tanımını hep ayrı tuttuk. Bu ülkeye ihanet edenlerin, cemaati de kötü niyetlerine alet etmeye çalışan ve bir üst aklın kontrolünde faaliyet gösteren bir azınlık olduğunu, cemaate aidiyet duyan kahir ekseriyetin bunların kirli niyet ve işleriyle bir alakaları bulunmadığını dillendirdik.
Nitekim bu dillendirmelerimiz bazıları için uyarı vazifesi ifa etti; bunlardan bir kısmı cemaatle irtibatını tamamen kesti, bazıları ise en azından cemaatten gelecek teklifleri sorgulama alanına aldı. Bir üçüncü grup ise, karakterleri gereği nifak postuna büründü; kendilerini, hangi taraf galip gelirse onun safına geçme konumuna konuşlandırdı.
Bu arada genel ve yerel seçimler yapıldı; bu seçimler aynı zamanda bazıları için safları belirlemenin de vakt-i merhunu oldu. Özellikle Cumhurbaşkanı seçimi, tam anlamıyla böylesi bir görev ifa etti. İş 15 Temmuz ihanetine uzanınca, artık Paralel Yapıyla irtibat adına en küçük bir sempatinin dahi mazeret mahalli kalmadı.
Zaten araştırmalar derinleştikçe, tanıklar ve itirafçılar konuştukça meselenin bilinmeyen kirli yanları da bir bir deşifre oldu; söz konusu örgütün sadece milli değil dini bağlamda da ne kadar korkunç ihanet bataklığına gömülü olduğu artık herkesin göreceği şekilde tebeyyün etti, açığa çıktı.
Hainliğin, bu örgüt bağlamında, sadece bazı kişilerin, bazı yöneticilerin değil en üstten en alta kadar herkesi kuşatıcı bir hal aldığı çok net görüldü. Durum böyle olunca da, Türkiye’de gerçekleşen her türlü ihanette mutlaka bu örgütün bir bağlantısının bulunacağı kanaati oluştu. Gördükleriyle yaşadıklarıyla bu kanaate varanlar her halde kanaatlerinde su-i zan yapmış olmuyor, aksine tedbir ve teyakkuz adına yapılması gerekeni yapıyor, düşünülmesi gerekeni düşünüyorlardı.
Bu kanaat ve düşünce sahiplerinin isabetli oldukları da ortada. Bakın son ekonomik saldırılarda yine ihanetten yana yer aldılar. Kapı kapı dolaşıp, dövizin yükselişi bu hükümetin ve bu devletin sonu olacak, diye kara propaganda yapıyorlar. Yine kapı kapı dolaşıp, devlet bankalardaki dövizlere el koyacak, onun için bankalardaki bütün dövizlerinizi çekin, evlerinizde kendi kasalarınızda saklayın, bankalara yatırmayın, diye ihanetlerine yeni bir mecra bulmanın sarhoşluğuyla zırvalayıp duruyorlar.
Elbette, Türkiye, devletiyle milletiyle el ele vererek bu son ihanetin de üstesinden gelecek; onların bütün hain heveslerini bir kere daha kursaklarında bırakacaktır. Bir Müslüman olarak biz inanıyor ve iman ediyoruz ki, her işte asıl olan meşiet-i ilahidir. O neyin olmasını dilerse o olur, neyin de olmamasını dilerse o olmaz. Piyasadaki bütün değer hükümleri O’nun bu dilemesine bağlıdır. O’nun değerli kıldığı değerli, değersiz kıldığı da değersiz olur.
Bütün iktisadi tedbirleri almanın yanında, bizim düşmanlarımızda olmayan böylesi bir itikat yanımız var. Biz buna inanıyoruz, inandığımız için de üstünüz. Biz, Rabbimizin sonsuz havil ve kuvvetine itimat ediyoruz, onlar ise Amerika’nın, İngiltere’nin, Almanya’nın geçici, güçsüz gücüne güveniyorlar. Hainler çok yakında hangi akıbetle yüzleşeceklerini görecekler..
Hz. Hamza gibi olma şansları varken, onlar içlerindeki hainlik dürtüsüyle Ebu Lehep olmayı tercih ettiler. Hal dilleri “tebbet” okuyor. Kurudular, kuruyacaklar, kuruttular, kurutacaklar. Onları dost edinenler de, cehenneme odun taşıyıcı kadın (Ümmü Cemil) misali bu kuruluktan nasiplerini bol bol alacaklar..







