Güneşleri batıdan doğdu onların..
CHP’nin bir milletvekili, devlet kesesinden milyonluk telefon konuşmaları yapmış. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da bu davranış için “etik değil” tanımında bulunmuş. Yani kendi milletvekiline ahlaksız demek istemiş. Çünkü etik olmayan davranışın sözlükteki karşılığı “ahlaksız davranış” demektir. Ahlaksız davranışın öznesine de Türkçemizde ahlaksız denilir. Bu ahlaksızlığı yapan, önce bir tek milletvekili sanılıyordu. Araştırılınca öğrenildi ki, etik olmayan bu davranış CHP’de teamül haline gelmiş. Devlete en yüksek faturayı ödetenlerin ilk beşi mahut partinin milletvekilleriymiş.
Zahir, bunların altı okundan birisi “devletçilik”tir. Çok eskisini kurcalamayalım; ama yeni kuşak CHP’li milletvekillerinin devletçilikten anladıkları mana, pratiğe yansıyan söz konusu olaya bakılırsa devleti soymak olduğu anlaşılıyor. Ya “milliyetçilik”? O da herhalde milletin tepesine binmek, milletin ensesinde boza pişirmek anlamına geliyor. Yurtseverliklerini mi soruyorsunuz? Onu bilmeyecek ne var; “tadı damağımda kaldı” cinsinden bir şey..
CHP, siyaseten mefluç olmuş bu haliyle siyaset yapamaz, yapmamalı. Sol, sadece siyaseten değil bütün düşünce, fikir ve hayat argümanlarıyla bitmiş, sıfırı tüketmiş durumda. Bu sebeple de kavga çıkarmayı, huysuzluk yapmayı, tahrip etmeyi, yıkmayı, yakmayı, eline verilen en küçük imkânı dahi sonuna kadar israf etmeyi marifet sayıyor; her türlü eylem ve icraatını bu tür menfiliklere kilitlemiş bulunuyor. Son örneğine Anayasa değişikliği maddelerinin Meclisteki görüşmelerinde şahit olduğumuz bu hal, CHP için geçici yanlış ve yanılgıdan öte, müzmin bir davranış bozukluğu anlamını taşıyor.
Önümüzdeki referandumda bunların tercihlerini “hayır”dan yana kullanacaklarını dillendirmeleri de aynı illetle maluldür. Millet, memleket ve vatan uğruna, özellikle de son otuz- kırk yılda CHP’den ne zaman hayırlı bir iş için “evet” denildiğini gördük ve duyduk ki, önümüzdeki milli birlik ve istiklalimizin en açık simgesi olan referandumda onlardan başka türlü bir tavır sergilemelerini bekleyeceğiz? Hazır millet uyanmış ve CHP’yi tersinden okumaya alışmışken, bu önemli basiret açılımını kendi elimizle mahvetmeyelim, CHP’nin bu konudaki hakikate ters ifadelerinin önünü tıkamak yerine önünü açalım. Onlardan da bu hizmetlerinin(!) ötesinde başkaca beklentiye girmeyelim. Hayırlı işe “evet” diyebilmek bir peygamber ahlakıdır. Arap şairi Efendimiz için, “eğer teşehhüddeki “la”/ hayır olmasaydı onun “hayır” ı hep “evet” olurdu, der. Bilmem ki başka mukayeseye gerek var mı?
İroni yapmıyorum, zaten bize yakışmaz. Paradoks peşinde de değilim. Düz mantıkla söylüyor ve ifade ediyorum ki, FETÖ ile CHP’nin aynı “hayır” çizgisinde tekrar buluşmalarına ben son derece seviniyor, bu birliktelikten memnun oluyorum. Çünkü biliyor ve inanıyorum ki, FETÖ hangi partiyi iltizam etse onu bitirir; CHP de hangi yere el uzatsa orayı kurutur. Bu kısır döngü birbirini tetikler durur. CHP gün güne biter tükenir, FETÖ kurur, yok olur.
FETÖ militanları sanmasınlar ki, başlarına yıkılan dünyaları geçici bir uyarı ve ikazdan ibarettir. Bu Kahr-ı ilahi tarafından onlara vurulan zillet ve meskenet mührüdür. Bu mühür, affa istihkaklarını kaybetmeleri sebebiyle de geçici değil ebedidir. Her gelen gün onlara bir önceki günü aratacak cinsten olacaktır. Ve ilahi kahır onları mahşere celp edinceye kadar da bu hep böyle devam edecektir. Çünkü onların güneşleri 15 Temmuzla birlikte artık batıdan doğmuştur. Güneş batıdan doğunca bütün tövbe kapıları kapanır. O güne kadar kim hangi hal üzere ise, kıyamete kadar bu hal üzere devam eder.
FETÖ hain yapısının en başındaki terörist şimdilerde, kanına girdiği yüzbinlerce kişiyi, bu günlerin geçici olduğu, yakında kurtuluş ve ferece erecekleri yalanlarıyla avutmaya, oyalamaya çalışıyor. Uydurma rüya ve hayalci rüyetlerle bu örtülmüş akılları, uyuşmuş şuurları telkinleriyle teskin etme gayretini, şeytani bir dürtünün onda hasıl ettiği motivasyonla sürdürmeye devam ediyor.
Geçmişte kendisinde bir ceht melekesi vardı. Bu meleke sayesinde sözü tesir eder, çevresindeki insanlar bu melekenin onlarda hasıl ettiği celp gücüyle dünyanın dört bir tarafına dağılır, iyi kötü, doğru yanlış olduğuna bakmadan denilenleri hayata geçirirlerdi. Belli ki bu meleke ona bir imtihan vesilesi olarak verilmişti. Ancak o bu melekesini Rahmani yola değil şeytani yola sarf etti. Şimdilerde o bu melekesini kaybetti. Bu kayıpla birlikte ne kadar beklentisi varsa hepsini de kaybetti. Benim bildiğim bu gerçeği elbette o da biliyor; fakat ne kadar vakit kazanırsam o kadar kârdır, sığ düşüncesiyle bilmezden geliyor. En büyük aldanma insanın kendisini aldatabileceğine aldanmasıdır. Artık o böylesi bir aldanmanın girdabına kendisini kaptırmış bulunuyor.
İmam Rabbani Hazretleri, bir insan yüzlerce vecd, istiğrak yaşasa ve binlerce keramete mazhar olsa, eğer bu kişi Ehl-i Sünnet anlayışından kıl payı ayrı düşmüşse onun bütün yaşadıkları istidraçtır, buyurur. Ya, Ehl-i Sünnet anlayışıyla kıl payı yakınlığı kalmamış kişi veya kişilerin hali nice ola ki!







