Gonk çaldı
Rusya, henüz devlet karakterine, devlet şahsiyetine ulaşamamış iri bir ülke. Son yüz yıllık tarihlerinde art arda yaşadıkları içtimai travmaların mutlaka söz konusu şahsiyet zaafında etkisi büyük. Sözüne güvenilmeyen, ahitleri sürekli risk taşıyan bir devletin, istikrarlı bir gelecek vaat etmesi imkansız. Türkiye gibi bir devletin dostluk ve müttefikliğini umursamama hali, güç kirlenmesinden ziyade, siyasi bönlüğün bir sonucu. Sınırımızı ihlal sebebiyle, angajman gereği düşürülen Rus savaş uçağı sonrası takınılan tavrın aymazlıktan başka izahı yok. Bu haklı müdahalenin karşısında duruş sergileyen içimizdeki hainlerin durumu ise tam bir klinik vaka.
Bayırbucak’ta yerleşik dindaş ve soydaşımız Türkmenlere yapılan her saldırı aynen bize yapılmış demektir. Onları bin yıllık vatanlarından tehcir niyeti, devlet ve millet olarak bizleri elbette tepeden tırnağa teyakkuza sevk edecek olağan üstü haldir.
Rusya’nın, gösterdiği ilk tepkinin sürekli arkasında duracağına ihtimal vermiyorum. Aksine durum, ne kısa ne de uzun vadede bu iri ülkeye hiçbir hayır getirmez. Kaybeden onlar ve onlara destek çıkanlar olur. Esed rejimi, bilinmezin batağında dibe çökerken yalnız kalmak istemiyor. Rusya, İran, İsrail ve daha destekçisi kim varsa onları da aynı batağa çekiyor. Tarihte, çardakları üzerlerine çökmüş nice milletler, nice ülkeler, nice devletler oldu. Bu kütüğe kayıt düşmek isteyenlere yol açık. Ne diyelim, kendi düşen ağlamaz..
64. Hükümet programını okudu, güven oyunu aldı ve icraatına başladı. Ufku kadar talihi de açık olsun. Eğer, Ak Parti hükümeti, iç dinamiklerini korur ve vaatlerini gerçekleştirebilirse, Türkiye’nin önündeki ilk elli senenin de önünü açmış, ülkeyi kesintisiz bir yükselişin turnikesine yerleştirmiş olur. Maddi- manevi bütün hayat ünitelerinin ihya ile dirilişe geçirileceği bir zaman dilimini konuşuyoruz. Söz konusu zaman diliminde, devlet- hükümet ve millet olarak gerçekleştirilecek misyon paylaşımı ve koordinesi, her zamankinden daha fazla önem arz etmektedir.
Bu koordine ve paylaşımda öncelikli başka konu hiç kuşkusuz eğitimdir. Genel çerçevede değerlendirmemiz gereken eğitim konusunu, tabiatı gereği örgün ve yaygın olmak üzere iki alanda icra etmek zorundayız. Örgün eğitimi doğrudan devlet tekeffül ederken, yaygın olanını da yine devletin kontrolü altında fakat sivil aktörler vasıtasıyla gerçekleştirmek durumundayız. Konuyu, dini ve ahlaki değerler özeline taşıdığımızda, eğitimde sivil aktörlere düşen görevin çarpıcı büyüklüğünü daha net görürüz.
Örgün eğitim ile yaygın eğitim arasındaki tenakuz giderilerek, bunlar birbirinin mütemmimi, tamamlayıcı, ikmal edicisi haline dönüştürülmelidir. Bunun en pratik yolu ise, her iki tarafı, varsa içinde barındırdıkları olumsuzluklardan arındırarak birbiriyle barışık kılmaktır. Akl-ı selim ve nakl-i sahih şeklinde ifade edilen kültürel değerlerimizin bütünü, bu konuda sabit kriterlerimiz olmalıdır. Onlara uyma ya da uymama, tarafların olumlu ya da olumsuz yönlerini tespitte bize yol göstericilik görevini üstlenmelidir.
Konunun kurumsal işleyişini ilk elden sahiplenmesi gereken kuruluş olarak ben Diyanet teşkilatını görüyorum. Diyanet teşkilatı bir devlet kuruluşu olmakla beraber sürdürdüğü yaygın eğitim misyonuyla bir sivil yapıdır. Her iki eğitimi belli disiplin ve kriterlerle denetleme vazifesi, bazı revizelerle bu teşkilat tarafından yürütülebilir.
Eğitim, beşikten mezara sürecek ontolojik bir olgu olduğuna göre, kesintisiz eğitim ancak örgün ve yaygın eğitim bütünlüğü içinde sürdürülebilir. Böylesi bütüncül bir eğitimin gerçekleşmesini sağlayacak kültürel alt yapı ise, hiç kuşkusuz ancak insan terbiyesini önceleyen her türlü tecrübeden istifade ile tesis edilebilir. Kitap ve Sünnet ilkeleriyle sağlaması yapılmış her türlü tasavvufi tecrübeleri bu meyanda zikretmemiz gerekir. Aynı ilkelerle sağlaması yapılmış düşünce, fikir ve görüşleri muhtevi eserleri de mutlaka söz konusu programa dahil etmek şarttır.
Hiç kuşkusuz bu şartlardan en öncelikli olanı da, bize, Kuran okumalarının dört boyutlu versiyonunu birden yorumlayan ve bu yönüyle de Kuran-ı Kerim’in okunurken terbiye etme özelliğine, hem teorikte hem de pratikte en mükemmel şekilde kapı aralama farklılığına sahip bulunan Risale-i Nur Külliyatıdır. İlim, irfan, hikmet ve fıtrat okumaları olarak isimlendirmemiz mümkün bu okuma versiyonlarında, sırasıyla akıl, kalp, ruh ve başta vicdan olmak üzere bütün insan mahiyetinin muhataplığı söz konusudur ki, insan terbiyesinde Kuran’ın mucize ölçekli başarısının eğitimsel sırrı bu gerçekle doğrudan irtibatlıdır.
Başta, pedagoji, psikoloji gibi disiplinler olmak üzere, eğitimin bütün alanlarında yeniden bir fıtrat eğitimi olan Kuran’a, onun en gerçekçi yorumu Sünnete; ve bu ebedi iki vahiy kaynağına dayanarak günümüz meselelerini aydınlatan sunumlara dönülmesi şarttır; ve konunun savsaklanmaya da tahammülü yoktur. Gonk çaldı, yeni hükümet ilk sınavını eğitim alanında verecek..







