Eğitimde Risale-i Nur Formülü (3)
Daha önceki iki yazıda eğitimle kazandırılması gereken üç insani değer üzerinde durmuştuk. Bunlar acz, fakr ve şefkat değerleriydi. Bugünkü yazımızda dördüncü bir değer olarak tefekkür üzerinde duracağız.
Dördüncüsü: Tefekkür. Tefekkür, düşünce, demektir. Düşünce, insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özelliklerden biridir. Düşünenlerle, düşünmeyenler arasındaki fark da bu kategoride değerlendirilebilecek ölçekte bir ayırım kabul edilebilir.
Bu çok kıymetli, bu çok değerli özelliği nasıl kullandığımız, niçin kullandığımız da en az düşüncenin kendisi kadar önem arz eder. Bu açıdan da mutlaka hem metodoloji hem de içerik olarak düşüncenin kendisi de ciddi bir eğitime tabi tutulmak durumundadır. Düşünmemek nasıl bir insani kayıpsa, doğruyu doğru olarak düşünememek de aynı şekilde büyük bir insani kayıptır.
Bu noktada düşüncenin iki ana merkezi olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Bunlardan birisi akıl, diğeri ise kalptir.
Akıl ile yapılan düşünceler bizi dış alemde dolaştırır ki, buna objektif veriler dememiz mümkündür. Kalp ile yapılan düşünce ise insanın iç aleminde gerçekleşir. Burada elde edilen sonuçlara da sübjektif veriler diyebiliriz.
Düşünce, mutlaka ilim, hikmet ve irfan üzerine temellendirilmelidir. İlim ve hikmet akılla, irfan ise kalp ile alakalıdır.
Peygamber Efendimiz, Allah’ın ilk yarattığı akıldır, buyurur. Buna genelde külli akıl, denilir. İrfan ehli içinse külli akıl, hakikat-i Muhammediyedir. İster külli akıl isterse Hakikat-i Muhammediye denilsin, söz konusu olgu akılla kalbin buluşma noktasıdır.
Bu bağlamda düşünüldüğünde, akılla kalp arasında aidiyet açısından bir farklılık yoktur. Fark, kullanılan vesile ve vasıtalardadır.
Kur’an-ı Kerim bize sürekli tefekkür etmeyi emreder. Tefekkürün öznesi olarak da bazen aklı bazen de kalbi (Fuad) işaretler. Bu işaretler bizi akıl ve kalp bütünlüğüne götürür. Gerçek eğitim de ancak bu şekilde, akıl ve kalp bütünlüğünü temin ve tesis etmekle gerçekleşir.
“Vicdanın ziyası ulumu diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. Bunların imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüt eder.”
Bediüzzaman Hazretlerine ait yukarıdaki paragraf, bugün için de geçerli bir eğitimin manifestosu hükmündedir. Kalp dini ilimlerle beslenirken akıl da mutlaka pozitif ilimlerle beslenmedir. Bu ikisi birden verilirse talebenin himmeti bulduğu bu iki kanatla uçar. Aksi halde kalp ve akıl birbirine kapalı kalır. Birbirini ret eder duruma gelir.
Kalp, aklın düşüncelerini kabulde zorlanır ki buna taassup denir, akıl da kalbin düşüncelerini şüphe ve tereddütle karşılar. İnsan adına iki hal de eksikliktir, yanlıştır. Doğru tefekkür, bunların ikisini kendilerine ait gıda ile besleyerek elde edilir. İşte böylesi tefekkürdür ki, hadiste belirtildiği üzere, bir saati bir senelik ibadete mukabil gelir.







