--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dokunulmazlık- MHP-PDY

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Milletvekillerine anayasanın tanıdığı dokunulmazlık, asla sorumsuzluk anlamında değildir. Yasama hizmetlerini rahat ve dış baskıdan uzak gerçekleştirebilmek için tanınmış bu hakkı, “layüsel/ sorumsuzluk” formatına ifrağ ile her istediğini, istediği şekilde yapma özgürlüğüne dönüştürmek talebinin ne adaletle, ne hukukla, ne de eşitlik prensibiyle alakası olduğu söylenemez.

Dokunulmazlık, hak olmanın yanında istisnai bir durumdur. Milletvekilleri, meclis kürsüsünde, düşüncelerini düşündükleri gibi seslendirebilsinler, meri mevzuatta yanlış gördükleri hususları eleştirebilsinler; varsa kendi doğrularını hiçbir kısıtlamaya maruz kalmadan aktarabilsinler diye tanınan bu istisnai ayrıcalık, demokrasilerin olmazsa olmaz şartıdır; lakin ve elbette yasama alanıyla da sınırlıdır. Bu istisnai ayrıcalığı hayatın her alanına taşımaya kalkmak, her milletvekili için tiranlığa yol açmak, sorumsuzluğa zemin hazırlamaktan farksızdır; bu da hiçbir hukuk devletinin onaylayacağı bir durum olmasa gerektir.
Nitekim, HDP milletvekillerinin dokunulmazlık zırhına bürünerek ne melanetlere imza attıkları ortadadır. PKK’nın silah kuryeliğini yapan HDP milletvekili bu zırha büründüğü için sorgulanamamış; Kobani olaylarını bahane ederek insanları sokağa döken ve onlarca insanın ölmesine, yaralanmasına, aynı oranda iş yerlerinin tahribine sebep olan HDP Eş Başkanı da aynı zırha büründüğünden hukuk karşısında hesaba çekilememiştir. Böylesi sığıntı bir dayanağa sırtlarını dayadıkları için de malum güruh daha sonraki gelişmelerde tamamen terör örgütünden yana tavır almış, işi özerklik ve öz yönetim talebine kadar götürmüşlerdir.

Gelinen noktada, hak, hukuk, adalet, devlet, nizam ve kanun tanımayan bu milletvekilleri belli ki, sığındıkları bu dokunulmazlığı kendilerine in edinmişlerdir ve mevcut hükümet de terörle mücadele kapsamında onların bu inlerine girmek istemektedir.
Milletvekillerinin dokunulmazlığının bir defaya mahsus kaldırılması teklifinin ağırlık merkezi, terörle irtibatlı meclise sevk edilmiş dosyalara ait hukuki sürecin başlatılmasıdır. Yani, dokunulmazlık zırhına bürünerek terör eylemlerine katılan, bu tür eylemleri destekleyen milletvekillerinin hak ettikleri cezaya çarptırılmaları hamlesidir. Hangi partiden, hangi siyasi görüşten olursa olsun, içinde zerre kadar ülke sevgisi taşıyan her milletvekilinin mutlaka dokunulmazlıkların kaldırılmasında olumlu oy kullanması ve kangrene dönüşmüş bu probleme kalıcı tedavi uygulaması anlamına gelecek meclis çalışmalarına katkıda bulunması bir vecibe, bir görevdir.

Kuşkusuz bu görev, sadece siyasi değil, aynı zamanda insani ve vicdanidir. Bu bağlamda, terör dışı başka suçlardan dolayı dosyaları bulunan milletvekillerinin ve onların dostları, ahbapları, arkadaşları olan diğer milletvekillerinin rey beyanları da bu insani ve vicdani göreve dahildir.

Binlerce insanın ölümüne senelerce sessiz kalan mahut milletvekilleri, işin ucu kendilerine dokununca birden barış havarisine dönüşerek çözüm sürecini dillendirmeye başladılar. Akıllarınca zaman kazanacaklar, akıllarınca hükümeti ve devleti zora koşmuş olacaklar.

Doğrudur, çözüm süreci bu kem talihler için kaçırılmaması gereken büyük fırsattı; fakat kadrini, kıymetini bilmediler. Ve bu sürece bizzat kendileri ihanet ettiler. Artık “eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal.” Yeni hal, son terörist teslim oluncaya ya da son terörist son nefesini verinceye kadar sürecek tenkilin devamını amir. Bu tenkili, bu terörün kökünü kazıma mücadelesini sekteye uğratacak her türlü arayış ise sonuçta kaçınılması imkansız izmihlal/çöküş, yıkılış, yok oluş. Geçmişte yaşayarak öğrendiklerimizi tekrar yaşamak istemiyoruz..

MHP’de yaşatılan iç çekişmelerin gaye ve hedeflerinden birinin de terörle mücadelede AK Parti’yle olan ittifak gücünü, enerjisini içe dönük mücadelelere harcatarak zaafa uğratmak olduğu anlaşılıyor. MHP böylesi sinsi bir oyuna gelmeyecek kadar deneyimli bir partidir. Bir de meselenin Paralel Devlet Yapılanması (PDY) kuşatmasına bakan yönü vardır. Bu yönünü de iki maddede özetlemek mümkündür.

Birincisi: PDY liderinin Devlet Bahçeli’nin şahsında MHP camiasına duyduğu ideolojik yanı da bulunan kişisel kin, nefret ve düşmanlığının intikam histerisine dönüşmüş bulunmasıdır.

İkincisi: MHP’yi, bölme, parçalama, işlevsiz hale getirme atraksiyonudur. PDY lideri bunu iki aşamada halledeceğini ummaktadır. İlk aşama, şimdilerde görülen haldir. Eğer muhalifler, parti içi yönetimi ele geçiremezlerse işi bölünme zeminine çekmek isteyeceklerdir. İkincisi, muhalifleri partiden ihraç ettirerek bir mağduriyet ortamı oluşturmak ve bunu yeni kurulacak partiye gerekçe yapmaktır. Böyle bir parti kurulur ve başarılı olursa, beklentileri gereğince MHP işlevsiz hale gelecektir.

MHP bu oyuna gelmemeli, hangi sebeple olursa olsun malum muhaliflerden hiç birini bu süreç içinde partiden ihraç gibi bir yanlışa düşmemelidir. Ayrıca, olağanüstü kongreye direnmemeli, Devlet Bahçeli’ye olan teveccühü iyi kullanarak muhalifleri kongrede hezimete uğratmalıdır. Sonlarının hezimet olacağından ben hiç kuşku duymuyorum.

 

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle