--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Darbe ve millet

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Gülen’in cinnet hallerine pek çok defalar tanık olduğumdan, onun böylesi hallerde nasıl tahripkar olabileceğini en iyi bilenlerdenim. Onun için de darbe teşebbüsünün netleştiği anlarda ülkem, milletim ve devletim adına ne korkunç kâbuslar yaşadığımı dile getirip anlatmamın imkanı yoktur. Elbette benim tanıklık ettiğim cemaat içi meselelerle alakalı cinnet halleriydi; tahribi de iç bünyeyle sınırlıydı. Beni korkunç kâbuslara sürükleyen yaptığım zihni mukayeselerle, böylesi cinnet halinin bir darbeye bürünerek bütün bir ülkeye yansıyacak olmasıydı.

Gülen, geçirdiği bu kriz nöbetlerine hep “cinnet-i muvakkate” der, durumunu öyle izah ederdi. Halbuki öyle değilmiş, o tam bir deli, tam bir akıl hastasıymış. Ya da zamanla, böylesi onulmaz bir illete müptela olmuş..

Elbette, konunun uzmanları,  Türkiye’ye iade edildiğinde bu konuyu daha yakından tetkik imkanı bulacaklar, ilmi verilere dayanarak teşhislerini söyleyeceklerdir.. Fakat bu arada olan, yine bu millete, olan yine bu vatana, olan yine bütün beyinsel yetilerini böylesi bir akıl hastasına teslim edenlere olacak, oldu, olmaya da devam edecektir.

Darbede başarılı olunacağına yüzde bin emindiler ki, her şeyi ile kendisiyle irtibatı işaretleyen delilleri karartma ihtiyacı bile duymadılar.  Cemaatle ilgisi tescillenmiş bir emniyetçiyi, İstanbul Emniyet Müdürlüğünü ele geçirmek üzere, darbeci askerlerle birlikte Emniyete gönderdiler.. Pek çoğunu, askeri öğrencilik yıllarından tanıdığımız, Gülen’in yanına gidip gelen generalleri, hiçbir tedbir ve takıyyeye ihtiyaç duymadan öne sürdüler.. Ve senelerdir askeri hizmetler yaptığı bilinen, Gülen’in en yakın mollalarından Adil Öksüz’ün, Akıncılar Hava Üssünde, doğrudan Gülen adına darbeyi yönetmesinde bile bir sakınca görmediler.

Adil’in serbest bırakılması büyük bir skandaldır. Ben bu satırları yazarken henüz yakalanıp yargıya teslim edilmemişti; siz bu yazıyı okurken yakalanıp teslim edilmiş olursa elbette bundan sonra söyleyeceğim geçersiz olacaktır: Adil’in elden kaçırılması, meşum darbenin Gülen’le irtibatlı en somut delilini yok etmek demektir, meselenin yargı yanını felce uğratmaktır. Daha da önemlisi, askeri darbeyi sivil kanatta organize eden ve çoğunluğu askeri hizmette istihdam edilen kemikleşmiş hain ana kadronun imha imkanını kaybetmektir.

Daha önce, çeşitli vesilelerle, Gülen’in son cinnet halinde bir darbe teşebbüsünde bulunabileceğini, ancak bu teşebbüsün toplumda bir karşılığı olmayacağından sonuçsuz kalacağını ifade etmiştim; artık vakayla tasdiklenmiş bu öngörü hakkında serdi kelam etmemize gerek olmadığı kanaatindeyim; fakat şu kadarını söylemeden de geçemeyeceğim; Gülen’in bu kadar beceriksiz olabileceğini ben bile beklemiyordum.

Gülen, meydan okudu, fakat meydanları okuyamadı. Bu asil ve necip milletin Recep Tayyip Erdoğan’a olan saf, duru, beklentisiz muhabbetini görmedi, göremedi, en azından görmezden geldi. Onun bir çağrısıyla milyonların meydanlara akacağını aklının ucundan bile geçirmedi; geçirdi ise bile, nasıl olsa onu etkisiz hale getireceğini düşündüğünden hiçbir alternatif hazırlık yapmadı. Darbeyi önceden bilen paralel hainler ise, ertesi günün galibiyetinden emin, kendi payelerine düşecek kelepirlerin ham hayaliyle oyalandılar.

Halbuki, Gazi Millet, feraset ve basiretinin ona bahşettiği zeka ve yetenekle, yapılmak isteneni hemen anladı; içindeki volkanik imanın ve vatan aşkının tazyikiyle meydanlara taştı; kimisi göğsünü hainlerin kurşunlarına siper etti, kimisi tankları durdurma uğruna kendisini paletlerin önüne attı. Helikopterlerin yaylım ateşine, uçaklardan atılan bombalara hedef oldu. 250 şehit verildi; bu arada 16oo kişi de ağır yaralandı.

Gözünü kan bürümüş caniler, her türlü şerefsizliği, her türlü aşağılığı göze alarak, bu millete silah doğrulttular, kendi komutanlarını darp ettiler, öldürdüler, Millet Meclisini, Emniyet binasını bombaladılar, medya kuruluşlarını, havaalanlarını işgal ettiler. Fakat, milletin çelik iradesine tosladılar, Emniyetteki ve ordudaki bu vatanın asıl evlatlarının direnişiyle karşılaştılar; ne kadar kofmuşlar ki, kısa bir süre sonra da teslim oldular. Üniformaları çıkarılınca, rütbeleri sökülünce hepsi de aslanken kediye döndüler, daha ilk ifadelerinde de bülbül gibi ötmeye, yaptıklarını bin bir yalanla örtmeye başladılar.

Milletçe büyük bir badire atlatıldı; fakat hayırlı da oldu. Şimdi bütün dünya bu hain alçakları asıl yüzleriyle gördü. Türkiye’de ve bütün dünyada, itibarları tamamen sıfırlandı. Cenab-ı Hak, daha öncesinde ne verdiyse hepsini ellerinden aldı.

Evet, biliyorum, devletin bunlardan tamamen arındırılması, yeni bir devlet inşası kadar zor. Fakat, milli iradenin azim ve kararlılığı bu zoru aşmaya muktedir görünüyor. Olağanüstü hal ilanı atılmış isabetli adım. Caydırıcı yaptırımlar kaçınılmaz.

Bu vesile ile şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Ve sabahlara kadar meydanlarda nöbet tutan kahraman halkımıza Peygamber Efendimizin şu ölümsüz beyanıyla müjde vermek istiyorum: İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz. Allah korkusuyla ağlayan göz, Allah için nöbet tutan göz..

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle