--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Darbe ve çözüm süreci

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Türkiye gündeminin Mısır’daki darbeye kilitlendiği bir süreçten geçiyoruz. Konunun bilgi yönü herkesin malumu. Ben meselenin ibret ve ders boyutu üzerinde durmak istiyorum:
Darbe kadar yalanı zahir bir başka teşebbüs yoktur. Söylediklerinin yalan olduğuna en çok inananlar da yine darbecilerin kendileridir. Darbe, millet iradesini hiçe saymanın somut halidir. Darbe, hakkı güce hadim kılmanın en rezil, en zelil örneğidir. Mısır’daki darbe de böylesi bir örnektir.
Demokrasinin, hiç kimsenin öncelikli meselesi olmadığı bir kez daha gün yüzüne çıkmış bulunuyor. Batılıların ve batı zihniyetiyle malul olanların darbeden taraf tavır sergilemeleri bunun göstergesi. Demokrasi, batının çıkarlarını korumanın bir vesilesidir. Eğer bu çıkarları darbe koruyacaksa, en güzel demokrasi darbedir!.
İktidara veya daha net ifadesiyle devlete talip olan çalışmalar, kadrolaşma oranlarını hem nitelik hem de nicelik yönüyle hassasiyetle göz önünde bulundurmalıdır. Kifayetsiz çıkışlar, erken doğumlar gibidir. Her zaman risk taşır.
Arap baharı ışık gibiydi, bu sebeple de yansımaları pek çok ülkede birden göründü. Darbe ise kesiftir; yansıması Mısır’la sınırlı kalacaktır. Mısır’a bakıp da iç geçirenler, sakın yanlış heveslere düşmesinler..
Dualarımız Müslüman Kardeşler’ledir. Başarılarını başarımız, mağduriyetlerini mağduriyetimiz kabul etmekteyiz. Fakat onlar da, darbeye fetva verdiren kader hükmünü iyi okuyup, varsa eksik yanları acilen telafi etmelidirler.
Aziz dostlar,
Çözüm süreci, kaderin bu ülkeye altın tepside sunduğu bir fırsattır. Herkes bunu böyle bilmeli ve sorumluluğu bu kıvamda üstlenmelidir. Akil İnsanlar Heyeti’nin hazırladığı raporlar elbette çok önemlidir; fakat bu, söz konusu raporlara yansıyan bütün tekliflerin aynı zamanda reel politika bağlamında da makul oldukları anlamına gelmez. Kuşkusuz devlet birimleri dile getirilen tekliflerin analiz ve sentezlerini yapacak, genel strateji açısından uygulanabilirlik ölçüsünde olanları zamana yayarak hayata geçirecektir. Doğru olan da budur. Milletçe, aceleci taleplerden, ütopik isteklerden kaçınmalı, daha sabırlı, daha soğukkanlı, daha itidalli olmalıyız.
Yusuf Ziya Cömert’in dediklerine aynen katılıyorum: “AK Parti hükümetinin icraatları, hizmetleri  sayısızdır. Ama ‘çözüm süreci’ bu icraatların en büyüğüdür. 100 tane Boğaz Köprüsü’nden, 100 tane barajdan, bütün evlere doğalgaz bağlamaktan, kentsel  dönüşümün tamamını yapıp bitirmekten çok daha büyük bir icraattır.”
Öyledir, çünkü “çözüm süreci”, otuz yıldır akan kanı durdurmanın, yüz yıldır süregelen dayatmacı yanlışları kaldırmanın adıdır. İç huzura bir davetiyedir bu süreç, insan olmaya, insan kalmaya bir çağrıdır. Onun için de doğrudan insanlığa hizmet etmeyen, doğrudan insana insanlık değeri katmayan her türlü faaliyetten, her türlü icraattan daha önemlidir.
Çözüm sürecini, sadece PKK’nın tasfiyesine indirgemek yanlış, sadece Kürt sorununa indirgemek eksiktir. Ayrılığa ve ayrımcılığa prim veren her türlü eylem ve düşünceyle mücadele sürecin değişmez prensibidir. Bunun yanında süreç, mutlaka sivil anayasa ile taçlandırılmalı; hukukun üstünlüğünü hayata geçirerek evrensel norma yükseltilmelidir. Ayrıca bu sürece ait içerik, sadece bir hükümet programı olmaktan çıkarılarak aynı zamanda bir devlet felsefesi haline getirilmelidir.
Alevi-Sünni çatışmasına köklü çare bulmanın uzun bir süreç gerektirdiği açıktır. Kökü on dört asır öncesine dayanan bu istenmeyen ayrışmanın kısa vadede çözüme kavuşması imkânsızdır. Ne ki; birlik ve beraberliğe pratikte ivme kazandırmak adına, Hayrettin Karaman Hocamızın da dediği gibi, ihtilaflı hususları bir tarafa bırakıp, ittifak ettiğimiz konularda mutabakat arayışına girmek gayet isabetli olacaktır.
Çözüm süreci, kırılganları oldukça fazla bir süreçtir. Bu sebeple de provokasyonlara açıktır. Nitekim Taksim olaylarından son Lice olaylarına uzanan çizgide pek çok provoke ile karşı karşıya gelinmiştir. Bunlar olacaktır, olmaya da devam edecektir. Önemli olan bu tür provokelere karşı sürekli ilkeli duruş sergileyebilmektir. Bu konuda, devlet birimleri yanında milli iradeye aidiyet hisseden her ferde büyük görevler düşmektedir.
Biz müminler, aynı canlı bünyenin azalarıyız. Bir yere ilişen acı bütün bünyeyi sarsar. Ne ki biz, mümin insanlarız. Hayır, şer, her şeyin Allah’tan geldiğine inanırız. Birinde ilahi kahrı, diğerinde ilahi lütfü görürüz. Birinde sabreder kazanırız, diğerinde şükreder kazanırız. Netice hep bizim lehimizde, bize düşmanlık edenlerin aleyhinedir. Öne de çekilse, ileriye de atılsa zafer inananlarındır. Mısır’daki darbe, Türkiye’deki çözüm süreci biraz da böyle okunmalıdır…

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle