--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çok çok önemli bir konu

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin en önemli milli problemlerinden biri de beyin göçü denilen, vasıflı insanların daha gelişmiş ülkelere herhangi bir sebeple kalıcı olarak intikali meselesidir. Beyin göçünü, göç veren ülke açısından uzun vadeli en büyük felaket olarak nitelemek, bu felaketin sonuçta o ülkenin bitişi, tükenişi ya da en iyimser söylemle sürekli bir koloni olacağı anlamında dillendirmek, günümüz akademik çalışmalarını göz önünde bulundurursak hiç de abartılı bir ifade olmayacaktır.

Beyin göçü, göç veren ülke adına ilk önce çok önemli bir mali kayıp anlamına gelmektedir. Göç eden beyinlerin, vasıflı insanların o ülkeye olan maliyeti hesap edildiğinde bu kayıp bilançosunun nasıl maksimal bir düzeye ulaştığı görülür. Elbette, aynı ülkenin, yetişmiş bu vasıflı insan gücünden istifade edemeyecek olması da hesaba katıldığında, yani kârdan zararları da hesaplandığında meselenin mali vahameti daha da iyi anlaşılmış olur.   

Beyin göçünün orijin ülkeye kaybettirdiği bir başka kalem de kuşkusuz meselenin psikolojik boyutudur. Vasıflı insanlarını sürekli kaybeden bir ülkenin, kolektif muhayyilesine hakim ülke olma idealinin konuk olması bile zordur. Değil ki o ülke, büyük ülke olmanın mefkuresini, büyük ülke olmanın ideal ve azmini taşısın ve bu mefkuresini, bu idealini gerçekleştirebilmenin çarelerine baş vursun. Bir de önden gidenlerin arkadan gelenlere kötü örnek olmalarını da ilave edersek, o ülkenin bu fasit daireden kurtulup kendi varlık gayesine uyanmasını mümkün görmenin imkanı yoktur. 

Bilindiği gibi, büyük ve gelişmiş ülke olma göstergelerinden biri de, beyin göçü alan ülke olma durumudur.  Son olarak Osmanlı döneminde en çarpıcı örneklerini yaşadığımız göç alan ülke olma pozisyonunu, gelişmiş ülke olma kararlılığını sık sık dillendirdiğimiz şu günlerde de tekrar yaşanır kılmak zorundayız. Bunun için de, beyin göçünü önleyecek ekonomik, bilimsel ve sosyolojik alanlarda yapılması gereken çalışmalara hız vermek; söz konusu alan çalışmalarıyla birlikte geri dönüşü engelleyen psikolojik, bürokratik ve hukuki ne kadar olumsuz etken ve boşluk varsa bütününde pozitif yönlü iyileştirmelere gitmek ve doldurmak; dış ülkelerde yerleşik hale gelmiş vasıflı insan potansiyelini hiç olmazsa beyin dönüşümü akışına dahil etmek, onların mevcut deneyim ve kazanımlarından ülke adına yararlanmanın şartlarını hazırlamak; ve işin başında maddi donanım yanında manevi donanımlarla da donanımlı, milletini, ülkesini yürekten seven insanlar yetiştirme adına eğitim sistemimizde köklü değişim ve yenilenmeye gitmek, zorunludur, elzemdir.

Beyin göçünü, stratejik insan gücünün transferi bağlamında değerlendirdiğimizde, göç alan ülkelerin sürekli avantajlı durumda olduklarını, dünya dengesinde hakim güç olma konumlarını koruduklarını görürüz. Bu sonuca, sünnetullah, yani Cenab-ı Hakk’ın vaz ettiği değişmez bir prensip olarak da bakabiliriz. Nitekim, Peygamber Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye hicreti de böyle bir sonuç doğurmuştur.       

Hicret, bir beyin göçüdür. Başta Efendimiz olmak üzere, o dönemde Mekke’nin yetiştirdiği vasıflı insan kategorisine dahil pek çok kabiliyet ve istidadın Medine’ye göçmesi Mekke’yi daha hicretin ilk gününden itibaren, ekonomik, psikolojik zaafa uğratmıştır. Yani, fetih gerçek anlamda hicretle başlamış, Hudeybiye sulhuyla tamamlanmıştır. O dönemde beyin göçü Müslümanların elinde işte böylesi bir fetih gücüne dönüşmüştür. 

Şu anda Türkiye’nin elinde de böylesi bir fetih gücü bulunuyor. Suriye’nin zalim rejimi bu kadar insanın göçmesine sebebiyet verirken esasen kendi bitiş ve tükenişini de hızlandırmış oluyor. Eğer Türkiye kendisine iltica eden Suriyeli göçmenler meselesini, insani bağlamda ele aldığı gibi beyin göçü bağlamında da ele alabilir ve rantabl şekilde değerlendirebilirse, hem ülkemize hem de ihtiyaç fazlasını başka gelişmekte olan ülkelere aktarmak suretiyle o ülkelere çok yönlü hayırlı hizmetler ifa eder. Onları göçe zorlayanlara ise sadece pişmanlık ve hüsran sermaye olarak kalır.

Paralel yapının, irşat ve tebliğ gerekçesiyle en istidatlı, en kabiliyetli kişileri yurtdışına, özellikle de Amerika’ya taşımasının bugün gelinen noktada açık bir beyin göçü işlevi gördüğü gerçeğine de dikkatinizi çekerek bu çok çok önemli konuyu şimdilik noktalamış olalım. 

 

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle