Bu yenilgi ve ötesi
Çocukluğumda yağlı güreş seyretmeyi çok severdim. İzmir’de düzenlenen yağlı güreşleri hemen hemen hiç kaçırmazdım. Çoğunlukla da güreşler İzmir fuarındaki bir yerde olurdu. Ciddi hava muhalefeti olmadığı sürece, kış ve bahar aylarında bile müsabakalar yapılırdı.
Ordulu Mustafa (Bük), 1966-67-68’de, üç yıl üst üste Kırkpınar Başpehlivanı olmuş ve altın kemere hak kazanmıştı. O da İzmir’deki bu güreşlere katılırdı. Hele karşısına İzmirli Kara Ali (Çelik) çıktığında iki Başpehlivanın güreşlerini seyre doyum olmazdı.
Bir de Başaltında güreşen adını Yaman olarak hatırladığım bir pehlivan vardı. Yaşı oldukça gençti. Ordulu Mustafa, İzmirli Kara Ali gibi Başpehlivanları takdir eder, fakat Yaman Pehlivan’ı İzmirli güreş severler olarak hepimiz çok severdik.
Bir defasında, Ordulu Mustafa’nın karşısına çıkarılacak Başpehlivan bulunamadı. Yaman Pehlivanla eşleştiler. Hepimiz üzüldük. Sevdiğimiz bu pehlivan Ordulu Mustafa’nın karşısında ne yapabilir ki, diye düşünüyorduk. Hiç olmazsa fazla ezilmesin istiyorduk.
Daha peşreve başladıklarında Ordulu Mustafa’nın, Yaman Pehlivana olan ezici üstünlüğü görülüyordu. Güreşin sonu zaten belliydi. Sevdiğim pehlivanın yenilmesini görmemek için peşrev bittikten sonra çıkayım diye hazırlığımı yaptım. Aynı düşüncede olan seyirci sayısı da az değildi. Hatta bu eşleşmeye yüksek sesle itiraz edenler bile olmuştu. Ne ki, başka rakip bulunamadığı gerekçesiyle susturulmuşlardı.
Ordulu Mustafa, peşrev esnasında, rakibine öyle davranıyordu ki, adeta Yaman Pehlivan daha şimdiden onun elinde, kedinin elinde fareye dönmüştü. Neyse, peşrev bitti. Ordulu Mustafa gayet kendinden emin, hiçbir tedbir almadan, biraz da müstehzi Yaman Pehlivana elense çekti. Yaman Pehlivan aniden çift topuk daldı ve Ordulu Mustafa’yı açık düşürdü. Güreş otuz saniye bile sürmeden bitti.
Herkes şaşkın. Hakem, Yaman Pehlivanı galip ilan etti. Ordulu Mustafa öfkelendi. Yaman Pehlivana bağırıp çağırmaya başladı. Hatta darp teşebbüsünde bulundu. Fakat araya girenler oldu. Yaman Pehlivan meydandan alınıp götürüldü. Ordulu Mustafa bir müddet daha meydanda durdu. Sonra o da neticeye razı olarak meydandan ayrıldı.
Bana çok şey öğreten bu hatırayı burada aktarışım, tamamen temsil bağlamındadır. Bu açıdan da kişileri, özellikle adı geçen pehlivanları hedefleyen bir yanı yoktur.
Aynen temsilde olduğu gibi: Oslo görüşmelerinin sızdırılması, Cemaat ve Hükümet arasındaki rekabetin açığa çıktığı süreçte peşrevin başlaması sayılır. 7 Şubat MİT krizi, Dershane atraksiyonu, beddua seansı, 17-25 Aralık operasyonlarıyla peşrev sürdürüldü ve tamamlandı. Zaten, Ergenekon, Balyoz gibi kumpaslarla Cemaate rakip başpehlivan da kalmamıştı.
Güreşin sonucundan cemaat gayet emindi. Müstehzi duruşları, kibir- gurur ve bencillikle donanımlı hal ve tavırları bunun içindi. Şimdiye kadar ne istedilerse elde etmiş, kimi rakip görmüşlerse devre dışı bırakmışlardı. Zayıf zamanlarında, el-etek öptükleri insanların onlara tattırdıkları yenilgiyi, şimdi güçlü olduklarına göre, onlar da başkasına tattırmalıydı. Bu bir bakıma onlar için telafi psikolojisi anlamına da gelecekti.
Seyirciler de farklı düşünmüyordu. Devleti bütün birimleriyle ele geçirmiş, Amerika, Avrupa ve İsrail’in desteğini arkasına almış, bu dünya çapındaki organizasyona karşı, bir grup hükümet erkanı ne yapabilirdi. Hem de, ihanet, yolsuzluk ve despotluk gibi toplumun asla affetmeyeceği suçlarla yaftalanmışlarken..
Fakat, hiç beklenmedik bir hamleyle Hükümet, Cemaati açığa düşürdü, mağlup etti. Art arda yaptıkları her türlü atraksiyonu da boşa çıkardı. Yerel seçimlere bel bağladılar, umduklarının aksiyle tekrar yere serildiler. Cumhurbaşkanı seçiminde olmayacak ittifaklara girdiler, hem kendilerini hem de müttefiklerini bitirdiler. 7 Haziran’da yapılacak genel seçimler için de pek çok kirli hesap peşindeler. Fakat, yine mağlubiyet görecekler, yine yere serilecekler..
Cemaatin bugüne kadar yaptıkları hizmetlerden el çektirilmesi, yapılan eğitim çalışmalarının ihmal edileceği anlamına gelmiyor. Hem Türkiye içinde hem de dış ülkelerde devlet destekli sivil kuruluşlarla yapılan ve yapılması planlanan eğitim hizmetleri sadece olası boşluğu doldurmakla kalmayacak; aynı zamanda söz konusu çalışmaları medeniyet yapısına taşımayı da başaracak. Yani, Gülen’in marifetiyle devlete talip kılınan dar ufuklu çalışmalar, geniş ufuklu ve çok boyutlu çalışmalarla medeniyete talip kılınacak. Ve cemaat, hiçbir varlık gerekçesi kalmamış halde, işte gerçek mağlubiyeti o zaman yaşayacak..
Tayyip Erdoğan, ‘yaman’ adam vesselam..







