Bu abideyi yıkmayın
Terörün her çeşidiyle mücadelede bizim en güçlü, en stratejik silahımız milli birlik ve beraberliğimizdir. Bu kadar önemli bir gücün kaynağı ve harcı da elbette çok güçlü olmalıdır.
Cumhuriyetin ilk kurucuları, bu kaynak ve harcı, farklı mecralarda aradı, hiç olmayacak kadar yanlış adreslerde bulmaya çalıştı. Elbette bu yanlış adreslerden en yanlışı ırkçılık düşüncesi, ırkçılığı ortak payda yapma gayretiydi. İnsanlara doğuştan getirdikleri değerleri ret etme teklif ve dayatmasının sonuçsuz kalacağı çok açık olmasına rağmen, dönemin yönetici kadrosu bu yanlışta ısrar etti, en küçük uyarı ve tepkileri bile en acımasız yaptırımlarla püskürtmeye hatta yok etmeye çalıştı.
Halbuki bir devlet yapılanmasında hakim unsurun kimliği, diğer kimliklerin reddini icap ettirecek bir durum değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk unsurunun hakim güç öncülüğünde kurulmuş bir devlettir; zaten bu duruma diğer etnik unsurların da hiçbir itirazı yoktur, olmamıştır. Olmayan bir probleme çözüm arama garabetinin bu denli şiddete meyletmesinin ise aklıselimle izahı imkansızdır.
Osmanlı’dan tevarüs ile bize intikal eden bütün değerlere karşı reddi-i miras tecrübesine gerek var mıydı, hele bu kadar geniş çaplı bir redd-i miras girişimini meşru kılacak nasıl bir gerekçeye sahiptik, redd-i miras yanlışına en kıymetli değerlerimizden başlamak da neyin nesiydi; beynimize saplanmış zehirli kıymık gibi duran daha yüzlerce soru..
Tekke, zaviye ve medreselerin kapatılmasını da yine çareyi yanlış adreste arama kategorisine dahil etmemiz gerekiyor. Redd-i mirasın en savurgan, en sorumsuz icraatlarından biridir tekke, zaviye ve medreselerin kapatılması. Mutlaka bu kurumların yenilenmeye, eksikliklerini gidermeye, günün şartlarına uygun yapılanmaya ihtiyaçları vardı; fakat bu ihtiyaçları karşılamanın yolu asla onlara kilit vurmak değildi; hele tenkil hiç değildi. Ne ki bütün bu yanlışlar hem de çok aşırı seviyesizlikte yapıldı; kültürümüzü besleyen en bereketli bu iki ana damar kurutulmak, işlevsiz hale getirilmek istendi.
At gözlüğü takmışçasına yüzümüzü sadece Batıya çevirmemiz, diğer ülkelerle ve özellikle de halkının büyük ekseriyeti Müslüman olanlarla politik, ekonomik ve kültürel bağlarımızı tamamen askıya almış bulunmamız da yine çareyi yanlış adreste arayışımızın bir başka versiyonudur. Bu yanlışımızın bedeli çok ağır olmuş, asırlarca dünyayı yönetmiş bir milletin ahfadı olarak bizleri, Batının kuklası, batılının uşağı haline getirmiştir.
Gecikmeli de olsa artık uyandık. Üst üste yığılmış asırlık yanlışların vebalinden bir bir kurtulalım istiyoruz. 15 Temmuz kanlı ihaneti bize, düşmanlarımızı yeniden hatırlattığı gibi gerçek dostlarımızı da yeniden hatırlattı. Milli birlik ve beraberliğimizin kaynağının vahiy, harcının da İslam olması gerektiğini bu vesileyle bir kez daha itikat atlasımızın amentü kıtasına dahil ettik. Müslümanın Müslümandan başka dostu olmayacağı gerçeğini kalbimize, beynimize bir daha unutmamak üzere nakşettik, silinmemek üzere kazıdık.
Ne ki, düşmanın da asla uyumayacağını, içimizden devşirdikleri hainleri, ismi, unvanı değişse de birliğimizi dağıtma, düzenimizi bozma ve bizi devletsiz, bizi vatansız bırakma adına sürekli üzerimize salacaklarını ve bu menfur hedeften kesinlikle vaz geçmeyeceklerini artık çok iyi biliyoruz. Bildiğimiz için de devamlı teyakkuz hali yaşıyor, gafletin her türlüsünden Rabbimize sığınıyor, O’ndan, yardım ve inayetini üzerimizden eksik etmemesini diliyor, dileniyoruz.
Gelin, Yenikapı’da beş milyon, Türkiye genelinde on milyon insanı meydanlara taşıyan birlik ve beraberlik ruhunu bozmayalım, bu ruhun elvan elvan rengini solduracak her türlü söylem ve davranıştan şiddetle kaçınalım. 15 Temmuz’da, gözü dönmüş hainlerin ve onlara vekalet vermiş dış güçlerin bütün kanlı taarruzlarına göğsünü siper eden asil duruştan yontulmuş bu milli birlik abidesini sarsacak, ırgalayacak, yıkacak her türlü niyet, düşünce ve eylemden sürekli uzak duralım.
Ancak o zamandır ki, amansız ve imansız terör örgütlerine karşı verdiğimiz bu mücadelede kalıcı zaferler elde edebilir, milletimizin makus talihini değiştirmede başarılı olabiliriz. Yoksa, mücadelemiz zavallı bir gayret, galibiyetimiz gizli bir mağlubiyet olmaktan kurtulamaz.
Unutulmasın ki, ancak lüzumlu olan yapıldığında büyük iş başarılmış olur. Milletimizin 15 Temmuz’da yaptığı gibi..







