--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Beklenen büyük inkılap

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
26

İman, pasif bir teslim oluş değil aktif bir sahipleniştir. O hem bir kuvvet hem de içinde ilahi ahlak nüvesini taşıyan bir hidayet nurudur. Harici hiçbir öğretiye ihtiyaç olmadan imanla birlikte hemen hâsıl olan ilahi ahlak tezahürü ve onun inkişafına paralel bu ahlaki tezahürün her geçen gün artar bulunması, imanın, içinde bir ilahi ahlak nüvesi taşıdığının en çarpıcı delilidir. 

İmanla, ilahi ahlak arasındaki bu ayniyet ölçüsündeki birliktelik merkez-muhit irtibatı şekline büründüğü ileri dönemlerde, iman ahlakı bireysel olmaktan çıkarak aynı zamanda içtimai bir yapıya da sahip olur ki, fertte görülen müspet değişim ve gelişimler imandaki güç ve kuvvet nispetinde toplumda da müşahede olunmaya başlar. Bu hal ferdi ve içtimai bir inkılaptır ki, imandan başka hiçbir gücün böyle bir inkılabı başarması mümkün değildir. Ve bu inkılap, imanın yol gösterici, şuura erdirici aktif bir hidayet nuru oluşunun da göstergesidir. 

Amel imandan bir cüz değildir; fakat ahlak imandan bir cüzdür. Bu önemli noktaya işaret içindir ki, Efendimiz, imanın yetmiş küsur cüzden oluşan bir kül/bütün olduğunu ifade buyurmuşlardır. Söz konusu cüzlerden her birisi, merkezdeki iman denen külle, kendi hududu çerçevesinde bir irtibatla bağlıdır ve bu cüzler daima merkezdeki külden beslenir, nasiplenir, canlılıklarını devam ettirirler. 

Bu hakikat perspektifi bize şu neticeyi söyler ki, merkez imandaki en küçük zaaf, muhit ahlaki değerlerde katlanarak kendini gösterir, ahlaki değerlerde görünen zaaflar da merkez imandaki deformeyi haber verir. Birkaç asırdır insanlığın yaşadığı kaotik trajedinin anlamı da zaten budur. 

Materyalizmin tahribi korkunç oldu. Komünizm merkezdeki imana, kapitalizm muhitteki ahlaka saldırdı. Egosantrik hayat felsefesi sosyal hayatın bütün manevi dinamiklerini ortadan kaldırma cehdinin mücadelesini verirken, milli dokuyla uyuşması imkânsız teklifler, vatan sevgisine, millet şuuruna amansız darbeler vurdu. Aidiyetsiz yığınlar sahte idoller, sahte idealler, sahte aidiyetlerle uyutulmaya, uyuşturulmaya çalışıldı. Behimi arzuların kıskacında bunalmış genç neslin ihtiyaçlarına sunulan çareler, onları bir başka behimi arzunun kıskacına hapsetmekten ibaret kaldı. Vicdanlarının tazyikine dayanamayıp dini arayışa girenlerin önüne konulan spiritüalizm bir serap avuntusu, fantastik bir illüzyon, ruha kurulan pusuydu. 

Eskiden, ancak cehalet ve bilgisizlik sebebiyle arız olan maneviyatı bütün bütün inkar histerisi, bilimin ve bilimselliğin ayrılmaz lazımı bir sahte vecde büründüğü bu talihsiz zaman diliminde, taşkınlıklarını her bir zerreye uluhiyet nispet edecek kadar ileri götüren materyalizm meczupları, hayati bütün mahfillerde inisiyatifi ele geçirme davasında başarılı oldular. Pozitivizm, Marksizm, Darwinizm, Freudizm, Egzistansiyalizm gibi ve daha nice ateist, nihilist versiyonlarıyla bütün inkar karışımı olgular belki de devri Ademden beri en ihtişamlı dönemini bu talihsiz zaman diliminde yaşadı. 

On dokuzuncu yüzyıl manevi ve insani değerler adına karanlık bir dönem olarak geçti gitti. Yirminci yüzyıl da ömrünün yarısına yakın bir süreyi aynı zulüm ve zulmette sürdürdü. Sadece bir devlet değil, aynı zamanda yekpare bir medeniyet de olan Osmanlı, harici ve dâhili, kinlerin, nefretlerin ve de ihtirasların ardı arkası kesilmez taarruzlarına daha fazla mukavemet gösteremedi, bütün dinamikleriyle, müesseseleriyle çöktü, dağıldı. Birinci Dünya Savaşı, öncesi ve sonrasıyla bu çöküş ve çözülüşe son darbeyi vurdu. Ne ki bu, bir devlete değil, bir medeniyete vurulan son darbeydi... 

Komünist zihniyet insanın insan kalmasını istemiyordu. Zira insan, insan kaldığı sürece onun dayatmak istediği yalanların hiçbirisine, seviyesi en düşük bir ihtimalle dahi inanmazdı. Bunun için de taarruzunu insanı insan yapan en önemli merkeze, imana yöneltti. Merkezi zayıf düşürdüğü ölçüde de muhitteki ahlaki değerleri tahrip etti. Ahlaki değerleri, yani, insanı diğer varlıklardan ayıran bütün hususiyetleri yıktı.

Aynı tahribatı, farklı argümanlar kullanarak, fakat daha sistemli, daha kalıcı ve daha uzun süreye yayıcı bir taktikle ferde indirgenmiş ahlaki bir komünizm demek olan kapitalizm de yapıtı. İnsanlık böylesine sinsi ve acımasız çapraz ateşe tutuldu. Birinden kaçan, diğerinin avı oldu.

Biz kurtuluşun, büyük İslam inkılabının ayrılmaz unsurlarının bir bir hayata geçirilmesinde olduğuna ve olacağına inanıyor, iman ediyoruz. Böylesi kutsal bir dava uğruna kilitli çalışmaların diğer sosyal çalışmaların önüne çekilmesi taraftarıyız. İman ve iman ahlakı inşasının en öncelikli mesele olduğu kanaatindeyiz. 

 

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle