--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bazı doğrular

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Suriyeli mültecilerin Türkiye vatandaşlığına kabul edilebileceği yolundaki, yetkililere ait açıklamaları sadece insani boyutuyla değil stratejik yönüyle de değerlendirmek gerekir. Bu strateji, Türkiye’nin büyük ülke, büyük devlet olma stratejisidir. Bu strateji, Türkiye’nin tam bağımsızlığını bütün dünyaya deklare etme hamlesidir; ve bu bağlamda çok önemli misyonlar eda edecektir.

Öncelikle, asırlardır ekonomik, teknolojik ve kültürel sömürünün edilgin adresi olmuş bütün mağdur ve mazlum ülkeler Türkiye’nin bu hamlesiyle yeniden kendine gelecek, düşüncesi küflenmiş ve beratını ecelden almaya niyetlenmiş ümidi yitik kitleler bu vesileyle yeniden canlanarak mazilerinin mefahirine dönmeye azmedeceklerdir. Gözler yeniden doğuya, medeniyetin ilk sılasına dönecek, yüzyılların hasretli bekleyişi böylece son bulacaktır.

Diğer taraftan bu hamle, İslam coğrafyasıyla aramıza ikame edilen utanç duvarlarının yıkılışını ilan eden bir duyuru anlamına da gelmektedir. Bundan böyle özellikle Güneyimizle ilgili meselelere aktif müdahalemizin önü açılmıştır; bu da İslam ittifakı adına atılmış büyük ve cesur bir adım demektir.
Bir başka yön de, daha önceki bir yazımda (Çok çok önemli bir konu başlıklı yazı) ifade ettiğim beyin göçü, beyin dolaşımı, beyin transferi gibi konulara işlerlik kazandırılmasıdır.

Türkiye, beyin göçünün yoğun yaşandığı bir ülkedir. Bürokratik engeller sebebiyle de göç etmiş beyinlerin geri dönüşümü oldukça zorlaştırılmış durumdadır. Tabii bu arada bu tür bürokratik engellerin de bize dış mihraklar tarafından bir dayatma olup olmadığı hususu da irdelenmelidir. Fakat mevcut halin hiç de iç açıcı olmadığı bir gerçektir. İşte söz konusu hamlenin, bu bürokratik engellerin meydana getirdiği kalifiye insan açığını kapatma ve artı masrafsız telafi etme anlamına geleceği de her türlü endişeden varestedir.

Elbette, her ülke gibi Türkiye’nin de vatandaşlığa kabul için ön gördüğü bazı şartlar vardır; ve Suriyeli mültecileri vatandaşlığa kabul ederken de bu şartlar devre dışı kalacak değildir. Bu açıdan da güvenlik ve istikrar adına duyulan endişelerin kabul edilebilir gerekçesi yoktur.

Hele böylesi hem insani hem de stratejik açıdan çok önemli bir hamleyi Ak Parti’ye oy devşirme gayreti şeklinde yorumlamak, sükut ile cevabı dahi hak etmeyecek ölçüde yüzeysel bir yorum, dibi herkese açık sığlıkta bir düşüncedir.

İHH, yanlış anlaşılmaya müsait sözünü geri çekmekle iyi yaptı. Fakat bu olay vesilesiyle bir daha hatırlamış olduk ki, herkes kendi alanına düşen sorumluluğu yerine getirmenin gayretinde olmalı, bir başkasının sorumluluk alanına giren meselelere birinci elden müdahale gibi bir zaafa düşmemelidir.

Bir de bir şeyi idealize etmek ile realize etmenin farkına çok dikkat edilmeli, muhatabı töhmette bırakacak yaklaşımlardan şiddetle kaçınılmalıdır. Nitekim, İHH idealize ettiği bir anlaşma metnini öne çıkarırken, bunun realize edilip edilemeyeceğini düşünmemektedir. Devlet ise İsrail ile yaptığı anlaşmayı zaten idealize etmemekte sadece şartların el verdiği ölçüde realize ettiğini söylemektedir.
Bugün yapılan anlaşma, yarının daha ideal anlaşmalarının önünü tıkayan bir işleve de sahip değildir. Öyleyse ortada bir yanlış anlama olsa da bir ihtilaf söz konusu değildir; ve de olmamalıdır. Zaten biliyor ve inanıyoruz ki, en doğruda ihtilaf etmektense doğruda ittifak evladır. En güzelde ittifak arayışı bizi tefrikaya sokacaksa, güzelde ittifak tercih edilmelidir.

Yapıcı eleştiri elbette mükemmele sıçramanın en önemli unsurlarından biridir. Tenkide kapalı çalışma yapanlar, tekamüle giden yolları kendi elleriyle kapatmış sayılırlar. Fakat beri tarafta da münekkit hakperest olmalı; sözünde edep ve samimiyetten asla taviz vermemelidir. Her ifrat bir tefrit doğurur. İstikamet, bu ikisi arasında yol bulup iz sürmektir. Her Fatiha suresini okuyuşta Rabbimizden talep ettiğimiz müstakim yol, hayatımıza istikameti hakim kılmayı talep anlamına da gelir. Mademki talebimiz budur, matlubumuz da öyle olmalıdır. Matlubumuzun öyle olduğu ise, öncelikle söz ve davranışlarımıza aksetmelidir.

Ben, güncel bir iki doğruyu daha yazmak niyetinde iken, Bediüzzaman Hazretlerinin mümtaz ve seçkin talebelerinden Abdullah Yeğin Ağabeyin vefat haberini aldım. Çok üzüldüm. Bir yıldız daha bağrımızdan koparak sonsuzluk kervanına kavuştu. Uzun ve bereketli bir ömür yaşadı. O, saf ve duru Kur’an ve iman hizmetinin mümtaz bir temsilcisiydi. İlk günkü aşk ve saffetini bütün ömrünce tavizsiz korudu ve ahiret yurduna böylesi bir ebedi servet taşıdı. Makamı ali, mekanı cennet olsun, nur içinde yatsın..

 

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle