Batının kötülük kültü ve bazı güncel yansımaları
Hristiyan ahlakının temel ilkesi, zenb-i asli doktrinidir. Yani insan doğuştan günahkardır anlayışıdır. Bu günah Hristiyanlara göre, sadece Hz. Adem’in yasak meyveyi yemesi süreciyle de başlamaz. Bu takdir ezeli olduğuna göre, insanın günahkarlığı ezele dayanan bir hükümdür.
Hristiyan öğreti, işi burada da bırakmaz. Mademki, insan için ezelde takdir edilen günahtır, öyleyse bu durum insan için aynı zamanda ebedi bir hükümdür. İnsan günahıyla doğar, öyle yaşar ve öyle ölür. Bu bağlamda günah yani kötülük asıldır; iyilik ise insan için tali ve istisnai bir durumdur. Bu durum, Hristiyan için mevcut realiteyi kabul anlamında da kalmaz, Hristiyan öğreti bu durumu idealleştirir; kötülüğün asıl olmasını doğru ve isabetli bulur.
Hz. İsa’nın ete kemiğe bürünerek insanlığa kefaret olsun diye çarmıkta çektiği çileler, ancak bu ilkeyle irtibatlı olduğunda anlam kazanır. Günahın asıl olduğu kabul edilmezse, Hz. İsa’nın varlık gayesi anlamsızlaşır. Bu da Hristiyanlığın anlamsızlaşmasıyla eş değer bir durum olur.
Bu düşüncenin toplum hayatına aynen yansıması elbette kaçınılmazdır. Hristiyan düşünceye göre, insanın kendisi de dahil bütün insanlar kötüdür, kötü olmak zorundadır ve kötü olmalıdır. Son cümlenin son bağlamı oldukça önemlidir; her insan mutlaka kötü olmalıdır. İyilik arızi ve giderilmesi gereken bir durumdur.
Hristiyanlıkta kötülükle mücadelenin anlamı, onu dirençli kılma ameliyesinden ibarettir. Tazyik görmeyen bir olgu, bir müddet sonra hareket kabiliyetini kaybeder, bu kayıp hayatiyetin kaybıyla sonuçlanır. Hristiyanlıkta kötülüğe karşı kullanılan yaptırımların temel gerekçesi budur. Yani kötülüğü dirençli olmaya, hayatta kalmaya zorlamaktır.
Hristiyan doktrini, şiddetin karşısında değildir. Sana bir tokat vurana sen diğer yanağını çevir ilkesi, kadere teslimiyetten çok şiddeti himaye anlamını taşır.
Bugün dünya gündemine hakim olan zihniyet işte bu kötülüğü asıl kabul etme anlayışıdır. Hristiyanlıktaki bu yanlış telakki, bütün insanlığı kendi zehirli kıskacına almış bulunuyor. Bu sebeple de kötülükle gerçekten mücadele etmek isteyen her türlü düşünce ve aksiyon, günahçı, kötülükçü baronlar tarafından boğulmaya, yok edilmeye çalışılıyor.
Hristiyan dünyada kötülük, global ölçekte etkileri bulunan dev bir kuruluştur. Bu dev kuruluşun önemli departmanlarından birisi, hiç kuşkusuz şiddet olgusudur. Savunma sanayii adı altında kurumsallaşan bu kötülüğün şiddet versiyonu, günümüzde dünya ekonomisini de, dünya politikasını da kendisine tutsak hale getirmiş bulunuyor. Diğer bütün dünya ülkelerinin toplamı kadar Amerika’nın tek başına sahip olduğu savunma sanayi ürünleri, şiddetin hakimiyet boyutlarını ele vermesi bakımından da anlamlı değil mi?
Kötülüğün kutsandığı, şiddetin kışkırtıcı ölçekte teşvik edildiği bir ülkede, iç savaşın çıkması elbette kaçınılmaz bir sonuçtur. Amerika’da sivil halka ve özellikle de zenci olanlara polisin uyguladığı ölçüsüz şiddet, şimdilik protestolarla geçiştirilmeye çalışılsa, halk kitlelerinin haklı öfkesi bu tür organize protestolarla hafifletilmeye çalışılsa da, uzun vadede ve uzun süre devam etmesi muhtemel ayaklanmalara bu tür suni müdahaleler çare olmayacaktır. Belki de iş aslına dönecek, Amerika şimdi sahip olduğu eyalet sayısına denk sayıda bağımsız devletlere bölünecektir.
İç savaşların ana kenti Avrupa, kendi aralarındaki barışa ancak yarım asır tahammül edebildi. AB’nin dağılma işaretlerini görmeye başladığımız şu günlerde, besleyip büyüttükleri şiddetin Avrupa’yı kendilerine yönelmiş serseri güç keyfiyetiyle nerelere savuracağını, sanırım kısa vadede görmeye başlayacağız.
Batının dünyadaki bütün terör örgütlerine destek çıkmasını, ekonomik ve politik çıkar yanında, bağlamından koparılmış Hristiyanlıktaki bu kötülük kült ve kültürüyle de irtibatlı düşünmek gerekir. Batılıların kötülükten ve kötü olanları desteklemekten vaz geçmesini beklemek, Hristiyanlığı terk etmelerini beklemek gibidir.
Kötülüğün, fuhuş ve ahlaksızlık versiyonu da Hristiyan dünyada dev bir sektördür. Fuhşu engelleyici, güzel ahlakı yaygınlaştırıcı her türlü çalışma da bunların amansız düşmanıdır. Bu tür çalışmalara karşı onlar da karşı atakta bulunmakta, ya bu çalışmaları çalışamaz hale getirmekte ya da yozlaştırarak kendi emellerine alet olabilecek şekle büründürmektedir.
Kötülüğün (münker), bütün versiyonlarıyla kurumsallaştığı, sistemleştiği bir dönemde yaşıyoruz. Halbuki biz kötülüğü gidermek, yerine iyiliği (maruf) ikame etmekle emir olunduk. İşimiz zor; fakat başarmamız imkansız değil. İnşallah başaracağız..







