Başbakanın kararı
Madem ki, hayırlı sonuç elde edildi ve çok önemli bir fitne iman yüklü ferasetin rüzgarıyla söndürüldü, ibret almak maksadıyla dahi olsa aynı konuyu deşeleyip gönülleri rencide etmenin bir alemi yoktur. Sulh hayırdır. Bencillik yüklü her müdafaa hamlesi; maşeri vicdanın feragat beklentili yalçın kayalarına vurarak geri dönmeye ve cezrini yaşayan dalgalar gibi zaman denilen denizin sonsuzluklarında eriyip gitmeye mahkumdur.
Ahmet Davutoğlu’nun salim düşünceli kararları onu siyaseten böylesi bir erimeden kurtarmıştır; bu açıdan da en az Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan olduğu günkü kadar tebrik edilmeye layıktır. Çünkü o sadece kendi ölçüleri içinde bir değer ve kazanım değildir; kendisine çizdiğini söylediği gönül haritası ölçeğinde bir değer ve kazanımdır. Eğer yanlış kararlarla kendisini eriyip gitmeye mahkum etseydi bu ölçekteki bir değeri de heba etmiş olacaktı. Biz müminler cephesine böyle bir hüzün yaşatmadığı için de onu en kalbi duygularla tebrik ediyor, en kalbi dualarla bundan sonraki hayra kilitli çalışmalarında başarılarının devamını niyaz ediyoruz.
Herkes müsterih olsun. Türkiye, bir sonrası bir öncesinden daha hayırlı bir sürece girmiş bulunuyor. Bin yıllık birikmiş tekvini günahlarının kefaretini ödemiş bir milletin temsilcileri olarak adetullah denilen ve bütün varlığı kuşatıcı bulunan ilahi kurallar bütününe en sıkı bağlarla bağlandığımız sürece de daima en hayırlıya olan yolculuğumuz sürecek ve bir gün bu millet yine eski ihtişamıyla dostlarının hamisi düşmanlarının korkulu rüyası olacaktır. Bunda kuşku yoktur. Yeter ki cehdimize, gayretimize birlik ve beraberliğimiz de eşlik etsin. Yeter ki, Cenab-ı Hakk’ın kainata yerleştirdiği külli ahenk kanunu bir şuur halinde bütün kolektif çalışmalarımıza yol göstericilik yapsın.
Evet böylesi bir ahenk şuuruna muhtacız. Onun için de yeni Genel Başkan ve Başbakan adayında arayacağımız en öncelikli vasıf böylesi bir ahengi tesis edebilecek, koruyabilecek, sürdürebilecek yetenektir. Diğer yetenek ve donanımların hepsi söz konusu yetenek yanında tali sayılır.
Ak Parti’nin kuruluşundan bugüne kadarki siyasi serüveni dikkatle incelendiğinde görülür ki, bu ahengi kurmanın ve korumanın en belirgin göstergesi, iç dinamikleri yerli yerinde kullanabilen siyasi iradenin varlığı ve bu varlığın kişisel istidat ve kabiliyetleri istikamet içinde yönlendirme gücüne sahip bulunmasıdır.
Bu güçlü siyasi irade aynı zamanda Ak Parti etrafında geniş kitle yapılanmasının harcıdır. İşte bu güçlü irade bugüne kadar Recep Tayyip Erdoğan tarafından temsil edilmiş; ve bu temsile gölge olunmadığı sürece de işler olumlu seyrini devam ettirmiştir. Fakat ne zaman birisi veya birileri tarafından bu temsile gölge edilmişse, gölgenin koyuluğu ölçüsünde işler sarpa sarmış, sekteler, geri düşüşler yaşanmıştır. Recep Tayyip Erdoğan’ın sabırlı, tahammüllü hali kötü gidişin sıkletini hafifletse de ortadan kaldırmaya yetmemiştir. Bu sebeple de radikal tedbirlere, cerrahi müdahalelere ihtiyaç olmuştur.
Son olayda da bu fotoğrafı net görüyoruz. İç-dış düşman çemberinin iyice daraldığı; ülkenin iç siyasetinin dış müdahalelere tamamen açık hale getirilmeye çalışıldığı; fitnenin boyutlarının uluslararası ölçeğe taşındığı gözle görülür hale gelmişken bu duruma bir neşter vurmamak çok büyük bir vebali de beraberinde getirecek olan çok yanlış bir siyasi tavır olurdu. Neyse ki atlatıldı; zor oldu fakat atlatıldı. Tayyip Erdoğan’ın müdahalesi; Ahmet Davutoğlu’nun hakkı teslimi bütün oyunları bozdu, bütün fitne beklentilerini boşa çıkardı.
Ahmet Davutoğlu’nun partiyi olağanüstü kongreye götürdüğünü, kendisinin de aday olmayacağını açıkladığı basın toplantısında, bugüne kadar riayet ettiği bundan sonra da riayete azimli olduğunu belirttiği beş hukukun ilki ve en birincisi olarak Recep Tayyip Erdoğan’la arasındaki hukuk olduğunu söylemesi çok isabetli ve çok önemliydi.
Paralel ve yandaşları, yasa bürünüp karalar bağladıklarına göre mutlaka Başbakanın kararı hem kendisi hem de ülkemiz için çok hayırlı olmuştur. Ne diyeyim, şeytan azapta gerek..







