Artçı uyarılar
7 Haziran genel seçimlerinin akşamında nasıl da sevinmiş, şımarmış, hezeyanlar anaforuna kapılmışlardı. Hiçbir sosyolojik karşılığı bulunmadığını kendileri de bildikleri halde yalancı zaferlerine, nasıl kaf dağından ağır anlamlar, misyonlar yüklemişlerdi. AK Parti iktidarı sonlanmıştı, vehimlerine sarmaladıkları zanlarına göre. Tayyip Erdoğan bir daha kalkamayacak şiddette yere yıkılmıştı. Yakında Cumhurbaşkanlığı sarayını terk etmek zorunda kalacaktı. Yüce Divan’da yargılanacak ve sahte mesihin bütün öngörüleri bir bir zuhur edecekti. Onlar, kıyamete kadar sürecek iktidarın temsilcileri olarak idareye el koyacaklar, sadece Türkiye’yi değil, gün gelecek bütün dünyayı yöneteceklerdi.
Ama yine olmadı. Tuttukları fallar, öngördükleri kehanetler, üç gün sonra realitelerin aydınlatıcı tayflarıyla uçup gitti ve onları yine hezimetin acımasız ellerine teslim etti. Makyajı aktığında bütün çirkinliği ile sırıtan acuzeye döndüler. Yağmur bekledikleri kara bulut başlarına azap yağdırmıştı. Mekr-i İlahinin tuzağına düştüklerini geç anladılar.
Denizin yarılıp Musa’ya yol olacağını Firavun nerden bilsin. Sebepleri tanrılaştıran nadanların, ilahi inayetin, ilahi yardımın sebeplerin sükut ettiği zaman dilimlerini gelişine vesile yaptığını anlamalarına hiç imkan, kavramalarına hiç ihtimal var mı? Yaptığı ve yaptırdığı yanlışlar karşısında, tövbe edip Rabbine yöneleceğine, temerrüt edip şer ittifaklara yönelen bir insanın hal-i pür melalini resmeden görüntüler, hidayetten mahrumiyetin insanı nasıl bir zulmet bataklığına fırlatıp attığının ibretlik göstergeleri iken, hâlâ ona umut bağlayanların, haydi dinle, imanla demeyeyim ama hiç olmazsa akl-ı selimle uzaktan- yakından bir irtibatlarının kaldığı iddia edilebilir mi?
Sanki, Türkiye’de başlatıp sonra bütün dünyaya yaydıkları en lüks otellerde verilen iftar yemeklerine ev sahipliği yapıp milyonlarca dolar harcayan; yine en lüks otellerde en pahalı menüler eşliğinde toplantılar tertipleyen kendileri değilmiş gibi, nasıl da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, devleti temsil ettiği makamında, başta Diyanet İşleri Başkanı olmak üzere, ülkemizin en saygın din ve ilim adamlarına verdiği mütevazı iftara saldırdılar; kendi harcadıkları paraların mikyasıyla bir sürü yalan uydurdular, bir sürü bühtan ve iftirada bulundular. Mesele verilen iftar mıydı, yoksa bu iftarın Recep Tayyip Erdoğan tarafından eski-yeni Diyanet mensuplarına ve seçkin ilahiyat alimlerine verilmiş olması mıydı? Ağızlarından saçılan salyaların kokusu ikinci şıkkı işaret ediyor. Bu hal, bir kokuşmuşluk, bu durum manada bir bitmişlik eseridir.
Behey manadan nasipsizler! Emniyette polis şefi olabilmek uğruna feda etmediğiniz dini ve ahlaki değer kalmayan sizler; vali-kaymakam makamında kalabilmek için yapmadığınız melanet bırakmayan sizler, yargı ve askeriyeye yerleşebilmek adına şeytanları dahi utandıracak kadar insani değerlerinizden firar etmiş sizler; en küçük bürokratik mevki hatırına, hakkın bütün hatırlarını ayaklar altına alıp çiğneyen sizler; biraz bitiniz kanlanınca işi hemen metresleri çoğaltmaya götüren ve hiçbir aile hukuku tanımayan sizler; evet bütün bu müptezellikleri sadece kendinde bırakmayıp aile ve yakın akrabalarına kadar taşıyan sizler, nasıl utanmaz bir yüzle, İstanbul gibi bir dünya şehrinin belediye başkanlığından Başbakanlığa, oradan Cumhurbaşkanlığına yükselmiş ve bu uzun çizgide dininden, milli ve manevi değerlerinden zerre kadar taviz vermemiş, başta ne ise hep öyle olmuş, öyle kalmış bir şahsiyete din adına söz söyleme cesaret ve cüretinde bulunuyorsunuz? İşlediğiniz cürüm, düştüğünüz durum itibariyle, dünyada din adına konuşacak en son insanlar bile artık sizler değilsiniz, bu haliniz devam ettiği sürece de ebediyen olamayacaksınız.
Yaptığınız bütün bedduaların, okuduğunuz bütün kahriyelerin, sihir ve büyü adına işlediğiniz bütün alçaklıkların başınıza nasıl sel sel bela ve musibet olarak döndüğünü ve bu sefil halinizin size hem dünyada, hem de ahirette nasıl kötü akıbetler hazırladığını hiç olmazsa yaşadığınız ard arda hüsranlar vesilesiyle görün, uyanın. Uzun yıllardır terk ettiğiniz kutsi değerlerinize geri dönün. Kendi uydurduğunuz mazeretlerin arkasına saklanma sapıklığından vazgeçin. Dini, dünyevi maksatlara vesile olsun diye değil, dini, din olduğu için yaşayın.
Recep Tayyip Erdoğan’a düşmanlığınızın gerçek sebebini artık herkes biliyor. Siz aslında onun değil, milli değerlerin ve milli iradenin düşmanısınız. En azından bu milletin düşmanlarının ödün kabul etmez dostusunuz. Ama şunu bilin ki, sizinle mücadele, bütün bir millete mal olmuş mücadeledir. Bu millet, yurdunda son ocak tüttüğü sürece sizinle mücadelesine devam edecektir. Depremleri yaşadınız, şimdikiler artçı uyarılar. Uyanmazsanız, kıyametiniz çok yakın demektir. Vaat edilen vaktiniz sabahtır. Ayetteki soruyu hatırlayın ve ürperin: Sabah yakın değil mi?







