--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Amerika-Cemaat ilişkilerinin arka planı

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Kendi öz değerlerimizin sentezi bir eğitim sistemine sahip olmadıkça, gerçekleşen kurumsallaşmaların maksada ulaştırıcı hiç bir yanı yoktur. Özellikle bu kurumsallaşmaların dindar insanlar tarafından gerçekleştiriliyor olması, gerçek ihtiyacı hissetmeye mani oyalayıcı handikaplar oluşturmaktan öte bir işlev görmemektedir. 

Türkiye’de ve diğer dünya ülkelerinde Cemaatin, eğitim adı altında açtığı kurumların ant-i İslam güçler tarafından engellenmemesini; engellenmek bir tarafa çok yönlü teşvik görmesini biraz da böyle okumamızda fayda var. Diğer konudaki kurumsallaşmalar için de aynı ön açış söz konusudur; bu tür yaklaşıma muhatap oluş sadece Cemaate mahsus da değildir; İslami kimliğe sahip her hareket gücü ölçüsünde bu tür bir ilginin öznesi durumundadır.

Çünkü ant-i İslam güçler bilmektedir ki, sistem kiminse, üretilecek maddi- manevi değerlerin gerçek sahibi onlardır. Bu bağlamda, Müslüman kimlikli insanların, onlara ait sistemin çerçevesi içerisinde kalmak şartıyla, yapacakları bütün çalışmalara göz yummanın hatta onlara destekte bulunmanın kendilerine kaybettireceği hiçbir şey yoktur.  

Açılan okullar, üniversiteler ve diğer akademik kurumlar onların istedikleri modelde insan yetiştiriyorsa, bütünüyle onların mukallidi bir zihni yapıyı temsil eden yığınlar oluşturmaya hizmet ediyorsa sömürgeci aktörler bu durumdan niçin rahatsız olsunlar ki! Açılan bankalar, bunlara bağlı çalışan ekonomik işletmeler onların emrine amade sadık tutsaklarsa, emperyalist yaftası taşıyanlar bu tür kuruluşların yaygınlaşmasını niçin teşvik etmesinler ki!

Bunlar ve benzeri retorik soruları, toplumsal hayatın her türlü ünitesi için söyleyebiliriz.  İslamlaştırılma endişesi duyulmadan yapılan bilimsel, teknolojik, ekonomik, politik kurumsallaşmaların hiç birisi, bizi kendileri için öteki gören global mahallenin diğer sakinleri tarafından endişe verici kabul edilmez; aynı özellikler çeperinde kalmak kaydıyla spor, sanat ve estetikle ilgili çalışmalar, etkinlikler yine aynı güruh tarafından reddedilmez. Onlar da bilirler ki, bütün bu kabuller, bütün bu ret etmeyişler, İslami kimlik taşıyanları uyuşturucu, miskinleştirici, tutsak kılıcı bir fonksiyon, Müslümanları esas hedeflerden uzak tutucu bir misyon eda etmektedir.

Müslümanlar, esasen tecdit ve ihya adına, ant-i İslam güçlerin bu oyunlarıyla mücadele etmeleri gerekirken, sorumsuz bir kabullenişle onların bu oyununa teslim olmuş bulunuyorlar. Bu sebeple de tecdit ve ihya adına kavga verenlerin önünde, ant-i İslam güçlerden önce, bu teslimiyetçiler, bu batı mukallitleri engel oluşturuyorlar.      

İslamileştirilmemiş eğitim kurumlarının, taşından, toprağından, içindeki sıra, sandalye, masa ve diğer araç- gereçlerden yani fiziksel kütle işgal eden şeylerden başka nesi bizimdir? Maddi mülkiyet, manevi mülkiyeti de barındırıyorsa anlamlıdır. İşte bu anlamı bildikleri içindir ki, Amerika, elindeki bütün “Charter School” ların (Sadece 150 değil) işletmesini Cemaate ihale etmiş; ve onları senelerdir bir ırgat gibi çalıştırmaktadır. Onlardan daha elverişlisini bulduklarında semeri Cemaatten alıp onların sırtlarına yükleyeceklerinde de hiç kuşku yoktur. Fakat Cemaatten daha elverişlisini bulmaları şimdilik zor görünmektedir.

Ülke içinde ve diğer ülkelerde açılan okullar için, teselli kabilinden ya da motive etmek için söylenen, nasıl ki, Amerika, İngiltere, Fransa her yerde okul açmışlarsa, bizler de düşmanın silahıyla silahlanma kabilinden aynı şeyleri yapmalıyız, gibi sözlerin içinin nasıl boş olduğunu, nasıl bir aldanmaya ve uyutulmaya hizmet ettiğini artık tecrübe ile öğrenmiş bulunuyoruz. Amerika, İngiltere, Fransa kendi sistemlerini taşıyıcı okullar açmış, bunda muvaffak da olmuşlardır. Halbuki bizler, onların sistemlerini taşıyan okullarla kendi gaye ve maksadımıza hizmet edeceğimizi sanıyoruz. Uykunun en derini, rüyada rüya anlatmaktır; halimizin özeti de sanırım budur.

Cemaat üyeleri, okul açmak gayesiyle Japonya’ya gidip oranın yetkilileriyle görüştüklerinde, aldıkları cevap şu olmuştur: Okul açmak için sizin zahmet edip buralara kadar gelmenize ne gerek var. Biz, kendi elemanlarımızı gönderelim, sisteminizi öğrensinler, eğer başarılı bulursak sadece birkaç okulda değil bütün Japon okullarında uygularız.

Amerika’nın Cemaati kendi ülkesine taşımasının tek gayesi onlara Charter School denilen iptidai okulların onarımı ihalesi değil elbette. Amerika, senelerce Türkiye’de ve diğer dünya ülkelerinde takip ettiği, test ettiği, sorguladığı Cemaatin tamamen kendi sistemini sahiplendiğine kanaat getirdikten sonra işi bu aşamaya taşımış bulunuyor. Şimdi hem Amerika’daki hem de diğer dünya ülkelerindeki İslami gelişmelere, bu kendilerine benzettikleri İslami hareketi (Kim bir topluluğa benzerse o onlardandır hadisini hatırlayalım) bir model olarak lanse ediyor. Alternatifine de DEAŞ yapılı figüranları koymayı ihmal etmiyor.  

 

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle