--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Aforoz..

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Aforoz, kendi içlerinde uygulamaları farklı olsa da genel anlamda Hıristiyan kültürüne ait bir kavram. Kişiyi, işlediği hata sebebiyle dışlamak, kiliseyle irtibatını sonlandırmak, diğer kilise mensuplarıyla olan münasebetlerini sınırlandırmak gibi uygulamaları olan bir yaptırım aracı. İslam’da Allah ile kul arasında aracı olmadığından kişiye özel aforoz da yok. Kulun hatasını affedici tek merci İslam’a göre sadece Allah. Bu sebeple de aforozun işlevsel karşılığı tamamen geçersiz.

Halbuki, İslam dininin farklı yorumlarından birine aidiyet iddiasıyla birlikteliklerini sürdüren Cemaat üyelerinin en çok korktukları, onları manevi baskısıyla adeta esir alan en güçlü müeyyide, olmaması gereken bu aforoz mekanizmasının kendi aleyhlerine işlemesi varsayımıdır. Ev ağabeylerinden başlayan ve hiyerarşik sistemin en üst kademesine kadar uzanan çizgide gerçekleşmesi mümkün olan bu tür bir yaptırım uygulamasının kendisine yönelme ihtimali en tepedeki kişi hariç bütün cemaat üyelerinin korkulu rüyasıdır. 

İlk dönem itibariyle bu korkunun kaynağı külliyen enfüsi bağlamda ve manevi endişelerdi. Yaşadığı ortam, dış çevrenin şartlarıyla mukayese edilmeyecek ölçüde cennet televvünlü bir ortamdı. Namazlar cemaatle kılınır, tesbihatlar topluca yapılır, her namazdan sonra kısa da olsa tefekkürü pekiştirici okumalar gerçekleştirilir, günlük programın mutlaka belli bir saati tamamen uhreviliğe tahsis edilirdi. Üyeler arasındaki irtibat kardeşlik duyguları üzerine kurulurdu. Herkes birbirini öz kardeşi bilir; küçüklerden büyüklere ulaşan hürmet; büyüklerden küçüklere ulaşan şefkat arasındaki bağ, Allah için birbirini sevmek tarifinin içini bütünüyle dolduran muhabbetle kurulur, muhabbetle sürdürülürdü. Hatta bu ilişkiye bir boyut daha kazandırılır ve “tefani” kavramıyla anlatılan, kardeşin kardeşte fani olması hayatın bütün merhalelerine taşınırdı. 

Böylesi saf ve duru düşüncelerin ve pratiklerin hakim olduğu dönemde, kişiler öz nefislerinin aforozuna maruz kalmaktan korkarlardı. Yani nefse mağlup olup böylesi cennet iklimli atmosferden mahrum kılıcı fiiller işlemekten korkarlar; bu korkunun sevkiyle daha bir derinleşen muhasebe ile de Rablerine iltica eder ve kendisini bu güzel topluluktan ayrı düşürmemesi için dua dua yalvarırlardı. Zaten bu ilk dönemlerde, “kardeş kardeşe peder olamaz, mürşit vaziyetini takınamaz” prensibi doğrultusunda hareket edilir, kimsenin bir başkasını topluluktan dışlaması akıllardan bile geçmezdi; ve hiç kimse de zaten kendisinde böyle bir yetki vehmetmezdi. 

Sinerji kaynağı idi bu topluluk her birey için, birbirinin pozitif değerlerinden istifade adına. Biri bin yapmanın en makul, en kestirme yoluydu ekip ruhuyla çalışmalar, kutsal idealleri gerçekleştirmek ve hayata geçirmek uğruna. 

Ne ki, yıldız avlamaya çıkanlar, mızraklarının ucunda ateş böcekleriyle geri döndüler.. Dünyevileştiler, uhreviliği bütün boyutlarıyla terk ettiler. Aralarındaki irtibat, çıkar ilişkilerine kilitlendi, kaldı. İnsanlara götürdükleri mesaj ile kendi yaşantıları arasındaki köprüler bir bir yıkıldı. Afrikalıların, misyonerler için söyledikleri vecize aynen bu topluluk için de geçerli oldu. Hani Afrikalılar şöyle demişti: İlk geldiklerinde onların İncil’i bizim malımız, mülkümüz vardı; şimdi bizim İncilimiz, onların ise malları, mülkleri var..

Bu durum karşısında elbette, aforozun kimyası da değişti. Artık aforoz, dünyevi yaptırımlar anlamına geliyor; korkular da seküler endişeler etrafında dönüyordu. Ekonomik bağımlılar ve başka dünyevi beklentileri olanlar içinse aforoz, idam fermanı demekti.

Cemaat, son dönemde işte böyle bir aforoz mekanizmasını sıklıkla ve en acımasız şekliyle kullandı. En küçük muhalefet, en küçük farklı fikir beyanı aforozla cezalandırıldı. Böylece cemaat bireyleri susturuldu, kitle, direncini yitirmiş sürüye döndürüldü..

Cemaate dıştan destek olan bireyler için, zaten aforoz geçersizdi. Bu sebeple de onlar için başka müeyyideler geliştirildi. Devlete ait istihbarat birimleri kullanılarak onlar hakkında bağlayıcı bilgiler toplandı; ileride işe yarayacak görüntüler temin edilerek şantaj dosyaları hazırlandı. Kurulan güvenlik şirketleri marifetiyle büyük iş yerleri kontrol altına alındı. “Koruma” kurumu aracılığı ile ünlü kişilerin en yakınında bulunmaya özen gösterildi; sonra bu iki oluşum hizmet çalışmalarında ünitelere dönüştürüldü. Ve çok yönlü merkezlerden gelen bilgiler bir havuzda toplandı; böylece herkesin aldığı verdiği nefesi bile bilen bir istihbarat ağının mevcudiyeti temin edildi; en azından topluma bu imaj verildi. Artık Cemaatin sadece korkanları vardı; sevenleri yoktu ya da çok azdı. 

Aforozun manevi yaptırımından korkmak, olmayan bir şeyden korkmak kadar abes. Maddi yanı ise tevhide aykırı bir durum. Rızık Allah’ın elinde, takdirin gerçekleşmesi ancak O’nun dilemesine bağlı.. Diğer müeyyidelerle korkutulmak istenenlere diyeceğim şu: Köpekler sizde korku hissederlerse daha çok saldırırlar; bir yudum cesaret bile onların bozguna uğramasına yeter. Nitekim öyle de oldu, oluyor ve olacak..  

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle