16 Nisan’a uyanmak zamanı
Biz doğruyu söylemek, doğru bildiğimizi eyleme dökmek zorundayız. Sonucun ne olacağı, ilahi takdire göre şekil alacaktır. Bu sebepledir ki, hayır ve şer bizim taleplerimize değil Cenab-ı Hakk’ın dilemesine bağlıdır. Fakat iki şıklı neticeden hangisinin olacağını işin başında bilmediğimizden dolayı biz bize düşen vazifeyi ifa ile memuruz. O vazife kuşkusuz doğru bildiğimizi yapmaktır. Doğrunun ölçüsü ise, Kitap ve Sünnet disiplinlerine bağlı ve bağımlı selim aklın ön gördüğü gerçeklerdir. Başkası için doğrunun ölçüsü ne olursa olsun biz Müslümanlar için doğrunun ölçüsü daim budur.
Biz, ilahi hikmete iman ettiğimiz gibi ilahi kudretin sonsuzluğuna da aynı ölçüde iman ederiz. Başımıza gelen bütün olaylarda sonuç olarak ilahi hikmeti okumaya gayret ederiz, okuyamadığımız yerleri de teslimiyetle karşılarız. İlahi gücün sonsuzluğuna olan imanımızla da, işin başında doğru bildiğimiz hakikatin tahakkuku için Rabbimize dua eder, istediğimizi sadece O’ndan isteriz, sebeplere tesir-i hakiki verme gibi bir zillete düşmeksizin, O’nun emrine itaat edebi içinde sebeplere tevessül eder ve bunu da taleplerimizin yerine gelmesi adına manevi bir dua biliriz. Fakat taleplerimizin gerçekleşmesini duamıza gaye ve maksat yapma gibi bir zaafa da düşmeyiz. O vakitlerin, birer dua vakti olduğunu, bu sebeple de dua etmemiz gerektiğini bir an olsun aklımızdan çıkarmayız.
Önümüzde bu perspektiften bakarak değerlendirme yapmamız gereken bir dizi içtimai olay var. Bunlardan bize en yakını hiç kuşkusuz 16 Nisan referandum oylamasıdır. Bütün bir milletin hatta bütün bir ümmetin kaderiyle doğrudan irtibatlı gibi görünen söz konusu referandum bizim ulaşabildiğimiz doğrular açısından değerlendirildiğinde, mutlaka evet denilmesi gereken bir teklif mevkiinde bulunuyor.
“Kişi sevdiği ile beraberdir” hadis-i şerifinden çıkarılan külli ve umumi bir prensiple meseleye bakıldığında, “Hayır” diyenlerin menfiliklerden oluşan uçsuz bucaksız batak hali, bizim onlardan fersah fersah uzak durmamızı zorunlu kılıyor. İçlerinde 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsünün hain failleri de dahil bütün terör gruplarının “Hayır”da ittifak etmiş bulunmaları, kalbinde iman, sinesinde vicdan bulunan herkesi derinden derine düşündürmeye yeterli bir işaret olarak göz önünde duruyor. Bununla tepkisel bir davranışa kilitlendiğimiz düşünülmesin. “Hainleri, zalimleri destekleme, onlara arka çıkma ” ilahi buyruğu bize böyle davranmamızı emrediyor.
Avrupalı devletler, “Hayır” kampanyasına açıktan destek verdiler. Onların şer gibi görünen bu tavrı, yurt içi ve dışında tamamen hayra tebdil olundu; milli duyguların feveranı insanları referanduma aktif katılıma sevk etti; katılımların müspet sonuca büyük bir katkı kazandıracağı da aşikar..
Dış mihraklar, Avrupa’da yaptıklarıyla kendi ayaklarına kurşun sıktılar. Şimdi bunun rövanşını Kuzey Irak’ta gündeme soktukları bayrak ve bağımsız devlet gibi tezgâhlarla telafi peşindeler. Bununla esas hedefledikleri, AK Parti ve MHP arasındaki birlikteliği zaafa hatta kesintiye uğratacak hassasiyetleri kaşımak.
Mutlaka her iki taraf da bunun farkında. Referandum adına gösterilen birlikteliği yıpratacak her türlü atraksiyonun baştan önünü kesmek siyasi ferasetin olmazsa olmaz şartı. Kerkük bizim için elbette çok önemli. Irak’ın bütünlüğü tezimiz de öyle. Ama bu önemleri, referandum birlikteliğinin önüne çekmek, özellikle 16 Nisan’a kadarki süreçte fevkalade yanlış. Düşmanlarımızın bize bu yanlışı yaptırmak istediklerinde ise hiç kuşku yok. Şimdi onların her türlü hamlelerini boşa çıkarma zamanı..
Bir de istiğfar zamanı. Rabbimize gönülden yönelme ve bizi istikamette sabit kılmasını isteme zamanı. Çünkü biz bu referandumda büyük fethin fecir aydınlığını görüyoruz. Rabbimiz de bize böyle anlarda istiğfarı ve O’nu bolca anmamızı emir buyuruyor..







