Eğitimde yerlileşme ve yabancılaşma

10 Eylül 2019 Salı

Ülkemizde hemen herkesin üzerinde durduğu baba meselelerden birisi de eğitim-öğretim hususudur. Üzerine konuşmayanımız ve yazanımız yok gibidir.

Bir başka konu da öğretmenlerle öğrenciler arasında bir türlü anlaşılamayan, çözüm yolu bulunamayan aykırılıklar ve ayrılıklardır.

Memleket olarak eğitimde Tanzimat’tan bu yana bir türlü yüzümüz gülmedi. Kanaatimce bunun iki sebebi olsa gerek.

Birincisi, eğitim sisteminin devletin ve milletin değerlerinden uzaklaşarak Batı’ya endeksli olmasını istemek.

Milletimize-devletimize yabancılaşmak adına milli-manevi tüm değerlerin yerine, Batılı ideolojinin konulması için Batı’dan ithal edilen eğitim metodunda ısrar edilmesi.

İkincisi ise eğitimimizin yerlileşme ve millileşmesi çerçevesinde kendi değerlerimize müracaat edenlerin söylemlerinin icraata geçememesidir. Bu hal en acısıdır.

Dünyanın neresinde hangi inanca mensup olunursa olun, insanı ve aklını önceleyen her toplumda eğitimin temelinin ahlak ve ahlaka bağlı erdem olduğuna inanılır.

Gelin görün ki, biz de böyle inanan toplumlardan olmamıza rağmen, bir türlü ne üniversitelerimizde ne ortaöğretimimizde eğitimde memnuniyeti yakalayamadık.

Cumhuriyet tarihi boyunca işbaşına gelen hemen bütün bakanlar, ne yazık ki eğitim ve öğretimde yerlileşme ve millileşme adına istediklerini gerçekleştirememişlerdir.

Tabii bu kadar genelleme doğru olmaz. Vehbi Dinçerler, Ömer Dinçer ve Nabi Avcı gibi yerli ve milli zihniyetle eğitimde çalışmalar yapanlarımız olmuştur ama bakanlık süreleri yetmemiştir.

Ahlakı esas almayan hiçbir eğitim sistemi medenileşemez. Medeni olmanın temelini insani erdemler oluşturur. İnsani erdemlerin kökeni de ahlaklı olmaktan geçer.

Yalnız ahlak kavramı günümüzde hem “ahlaksızlar” hem “ahlaklı geçinenler” tarafından linç edildiği için eğitimde ahlaktan söz ederken utanacak haldeyiz.

Erenler şöyle buyurur:

“İnsana yiyen, içen, çalışan, tüketen, uyuyan, uyanan, zevk ve sefası adına dünyaya abanan madde olarak bakmak, ahlakın iflas ettiğini gösterir.

İnsan madde ve ruhtan ibarettir. Ruh geldiği vücuttan ayrılınca, ceset bir işe yaramaz, hatta bir an önce kurtulmak için derhal toprağa gömülür”. Eyvallah!

Eğitim sistemi insanı maddi dünyaya hazırlamak yerine, kişinin ruhunu olgunlaştıran, ruh ile akıl arasındaki dengeyi sağlayan, insanı maddeden manaya sevk eden bir eğitim sistemine aklı ve ruhu temiz hangi insan itiraz edebilir?

Bu satırları yazarken, yanımda bir şeyler okuyan yoldaşım ne yazdığımdan habersiz kendi kendine şöyle seslendi:

-“Yahu Milli Eğitim Bakanı Selçuk, öyle güzel şeyler söylüyorsun ki,keşke söylediklerin bir de sahaya yansısa, eğitime yansısa” dedi.

Ben de bunu anlatmaya çalışıyordum. Bakan Bey dâhil, aklı eren ahlak temelli herkes güzel şeyler söylüyor da uygulama da görülmüyor. Esas bu problemin halli lazım!

Ezcümle:

İnsanoğlu fıtraten ahlaklı yaratılmıştır. Aileler başta olmak üzere eğitim sistemi bu fıtratı koruma yükümlülüğüne inanmalıdır.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • AliAli5 gün önce
    Aslinda yaniliyorsunuz egitim koy enstituleri doneminde istenen duzeye ulasmisti,ogrenciler meslek ogrenerek,en az bir enstruman calarak,bilgiyle donanmis bir sekilde mezun oluyorlardi.ancak onlar da herzaman oldugu gibi siyasilerin kurbani oldu..
  • enesenes6 gün önce
    Eğitim sistemimizin geldiği son nokta yere simit atan gençler.

Günün Özeti