• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
TÜM YAZILARI

‘Dış Güçler’ Hayalmiş Beyler Dağılabilirsiniz!

25 Temmuz 2023
A


Ali Osman Aydın İletişim: [email protected]

Güldür Güldür ekibi “Dış Güçler” adında bir skeç yapmış. Skeçte, ABD, İngiltere, Fransa, İtalya gibi devletlerden oluşan bir kurul, Türkiye ile uğraşıyor! Skeç, “dış güçler diye bir şey yoktur” demeye çalışıyor.

Tahmin edilebileceği gibi, skeç, sağ seçmeni eleştiriyor. Hatta eleştirmiyor, zekasına hakaret ediyor!

Skeç, Ak Parti seçmenini aşağılarken, Yozgat’la dalga geçerken; ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkeleri ve onların dünya üzerindeki pozisyonlarını allayıp pulluyorlar!

****

Dış güçler ifadesini körü körüne sahiplenen ve her şeye kullanan bir seçmen grubunun var olduğunu sanmıyorum.

Bunun akıllıca olmayacağı açık.

Ama...

Skeçte söylendiği gibi “Dış güçler diye bir şey yoktur” demek ne kadar akıllıca?

Güldür Güldür’ü yazanlara göre bu akıllıca.

Çünkü dış güçler diye bir şey yok!

En azından sağ seçmen dış güçler dediğinde yok.

Çünkü Kemalistler kendi işlerine gelince bal gibi de dış güçleri kullanıyorlar.

Mesela Ali Fuat Cebesoy, “Milli Mücadele Hatıraları” kitabında (s.244) “Muhasımlarımızın elinde garpta yegâne vasıta olarak kullanabileceği Yunan ordusu ile şarkta zayıf bir Ermeni ordusu vardı” diyor.

Yani savaştığımız orduların arkasında asıl düşmanlarımız varmış. Yunan ve Ermeni orduları Türkiye’nin hasımları kim ise (?! ) onlara vasıtalık yapıyorlarmış.

Eğer dış güçler yoksa, neden yenilen sadece Yunan ordusu değil de “yedi düvel” oluyor?

Öyle ya,” yedi düvel” Kemalizm’in en önemli vurgularından biri değil miydi?

Yedi düvel bir olmuştu da biz onları yenmemiş miydik?

O zaman “vasıta” kuvvetlerle Türkiye’yi işgal etmek isteyen dış güçler oluyordu da şimdi neden olmuyor?

Sağ seçmenin dış güçler, Kemalistlerin yedi düvel dedikleri güç odakları sadece bizim için mi var? Hayır tabii.

****

Thomas Jefferson kendisinden sonra ABD Başkanı olacak James Monroe’ya yazdığı 1 Haziran 1815 tarihli mektubunda ona şöyle söylüyor: “Bankacılık kurumlarının halkımızın düşüncesi üzerindeki hakimiyetleri kırılmalıdır. Eğer kırılmazsa onlar bizi yok edecek”.

Güldür Güldür kafasına sorsan : “Öyle saçma şey olmaz, bankalar bizi neden yok etmek istesinler!” diye karşılık alırsınız muhtemelen!

Amerika Birleşik Devletlerinin 16. Cumhurbaşkanı Abraham Lincoln 1860’da başkan oldu. Köleliğe ve ABD Özel Merkez Bankasına karşıydı. Amerikan iç savaşını kazanç yolu olarak gören bankerler, Lincoln’a %24-36 faizle borç para teklif ettiler. Lincoln bunu kabul etmedi. Kongreden izin çıkararak 400 milyon dolar bastırdı. Bu durum bankerleri çileden çıkardı ve Lincoln ölüm tehditleri almaya başladı. ABD merkez bankasının kuruluşuna açıkça karşı geldiği yıl olan 1865’te bir suikast sonucu öldürüldü. Herhalde kanarya sevenler derneği değildi öldüren!

1865 yılı Kongre konuşmasında geçen şu sözü meşhurdur: “Benim iki büyük düşmanım vardır: Önümde Güneyli Ordular arkamda bankerler. En tehlikeli düşmanım arkamdaki bankerlerdir.”

“Ülkenin ekonomik yapısı üzerinde söz sahibi birkaç kişi tarafından yönetildiğini anladığınızda, enflasyonun ve deflasyonun ne şekilde otaya çıktığını daha iyi bir şekilde anlayabilirsiniz” diyerek halkını uyaran 20. Birleşik Devletler Başkanı James Garfield da başkanlık koltuğunda 7 ay oturamadan 19 Eylül 1881’de suikastla öldürüldü. 

Finans oligarşisiyle sürtüşmesinden dolayı öldürülen Başkanlardan biri de J.F. Kennedy’dir. Kennedy suikastini güya Lee Harvey Oswald gerçekleştirmişti. Oswald suikast sonrasında öldürülmüştü. Suikastçiyi yüzlerce CIA ve FBI ajanının arasında tabancayla vurup öldüren Jack Ruby, ölüm cezasına çarptırılarak ortadan kaldırıldı.  Suikaste şahit olan 57 kişinin garip kazalar sonucu ölümleri ise durumun Güldür Güldür ekibinin öne sürdüğü gibi tesadüf olma olasılığını güçlendiriyor(!) 

****

Güldür Güldür ekibine John Perkins’in çok satan “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabı okumalarını tavsiye ediyorum. Belki çocuksu bir şekilde çalışan zihinleri bir parça gerçekle ama elbette örtük gerçekle bu sayede temas eder.

John Perkins dünya bankasının bir çalışanı olarak özellikle 70’ li yıllarda dünyanın pek çok ülkesinde sömürgeleştirme çalışmalarını yürüten ekibin içinde bizzat bulunmuş biri. Perkins yaptıkları işi şöyle izah ediyor: “Ekonomi tetikçisi olarak bizlerin amacı küresel imparatorluk kurmaktır. Bizler, diğer ülkeleri şirketlerimizin, hükümetimizin, bankalarımızın, kısacası benim şirketokrasi diye adlandırdığım kurumsal yapının kölesi haline getirmek için uluslararası finans kuruluşlarını kullanan elit bir grubuz.

Mafyanın yaptığı iyilikler gibi Ekonomi Tetikçileri de görünüşte bazı iyilikler yapar. Örneğin elektrik santralleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, teknoparklar gibi altyapı hizmetleri için borç temin ederler. Bu borçların ön koşulu, bütün bu projelerin Amerikan inşaat ve mühendislik firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. Aslında paranın çoğu Amerika’yı hiç terk etmez; yalnızca Washington’daki bankalardan New York, Houston veya San Francisco’daki mühendislik firmalarına transfer edilir.”

Bütün sömürme faaliyetlerini nasıl bir gizlilik içinde planladıklarını da şöyle ifade ediyor: “Bu çağdaş imparatorluğun sinsiliği, Romalı askerleri, İspanyol fatihlerini, 18-19’uncu yy. Avrupalı sömürgecilerini fersah fersah geride bırakır. Biz Ekonomi Tetikçileri kurnazızdır. Bizler tarihten ders aldık. Kılıç taşımayız, zırh-üniforma giymeyiz. Ekvator, Nijerya, Endonezya gibi ülkelerde yerli öğretmenler veya esnaf gibi giyiniriz. Washington ve Paris’te bürokratlara ve bankerlere benzeriz. Proje mahallerini gezer, yoksul köyleri dolaşırız. Yerel basında ne kadar hayırlı işler yaptığımızdan söz ederiz. Yasadışı bir şeye tevessül ettiğimiz pek nadirdir. Zira sistem aldatmacaya dayansa da tanım olarak yasaldır.”

Bütün bunları bir kenara bırakıp 50’li yıllardan itibaren tereyağını zararlı, margarinleri ise sağlıklı diye lanse eden propagandayı ve bu propaganda neticesinde tereyağına köylerde bile rağbetin azaldığını ama gıda piyasasını kimyasal yağların işgal ettiğini düşünürseniz küresel finans oligarşisinin şubesi olan gıda lobisinin sinsi çalışma sistemini anlarsınız. Ardından gelen süt tozu, beyaz un propagandasının insanımızı aşama aşama endüstriyel gıda ürünleri bağımlısı haline getirerek hasta ettiğini görmek zor olmasa gerek. Güldür Güldür’cüler bütün bu trajik gelişmelerin tesadüfen olup biten şeyler olduğunu söylüyorlar!  

****

Sağ seçmenin aşağılanmasına gelince.

Halkın, ama tabii ki özellikle AK Partiye oy verenlerin muhakemeleriyle dalga geçen bu kafalar 2 ay önceye kadar Kemal Kılıçdaroğlu’ nu demokrasi savaşçısı, sorunlarımızın çözecek yegane kişi, Norveç’ te siyaset yapması gereken elit bir politikacı gibi pazarlıyorlardı.

Hatta biz Babala TV’deki Kılıçdaroğlu performansını, onun insanların zekalarıyla dalga geçen cevaplarını eleştirdiğimizde bizi sert bir şekilde gerçekleri görememekle suçladılar.

Muharrem İnce’yi Kılıçdaroğlu gerçeğini ifşa ettiği için hain ilan ettiler. Tehditlerle Başkanlık yarışından çektiler!

Şimdi aynı adamlar Kılıçdaroğlu’yla dalga geçiyorlar. Bize küfredenler Kılıçdaroğlu’nun evlere şenlik cevapları karşısında öfkeden parmaklarını ısırıyorlar. “İyi ki de kazanmamışız” diyorlar. “Bu partiye ülke teslime edilmezmiş” diyorlar.

Onlarca mağlubiyet, onlarca antidemokratik vaka ve yığınla yalandan sonra Kılıçdaroğlu gerçeğine ancak uyanabildiler.

Peki o kahvedeki adamlar için süreç nasıl işledi? Onlar Kılıçdaroğlu siyaset sahnesine çıktığı anda onun “notunu” verdiler. Ve yanılmadılar... Sizin iğdiş olmuş zihinlerinizle on senede geldiğiniz yere onlar yarım saatte geldiler.

Olguları anlayamayan kimmiş acaba?

Siz bu ülke insanıyla dalga geçer ama Küresel Finans Oligarşisinin ayaklarını yıkarsınız. Yaptığınız, Kemalizm’den alışkın olduğumuz tipik oryantalizmdir. “Yozgat” da dahil bu ülkeye ait şeyleri gülünç gösterip, yağmur ormanlarını yağmalayanları, okyanusları kirletenleri, nükleer silah kullananları, dünyanın üçte ikisini yaşanmaz hale getirenleri, dünyanın iliğini sömürenleri “insanlık için çalışan” devletler olarak göstermek için kadrolu Kemalist olmak gerekiyor. Yani emperyalizmin gönüllü sözcüsü, kölesi...

Batı tapıcılığı bu. Taptıkları batı bir gün çökse ya da kendini inkar etse, “bugüne kadar ne yaptımsa yanlışmış” dese, bunlar yine de inanmazlar. Görmezler. Görenlerle de dalga geçerler. Çünkü tek ve en iyi yaptıkları şey bu!

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Enişte

Güldür güldür Show zevkle izliyoruz. Neden bu kadar alıngansınız rahmetli DEMİREL kendisi için yapılan espirilere kahkahalar ile gülerdi. İktidarın en ufak eleştiriye tahammülü yok. Eskiden demokrasi vardı ANLAYANA

Orhan Hakalmaz

Diş güçler olmasa iktidar ne yapacak?Dün Bea şerefisizde bugün dostumuz, Sisi İslam düşmanıydu dostumuz oldu,kaşikcinin kanı yere kalmayacaktı adam buhar oldu, Bürokratlarlara 10 maaşi diş güçler mi verdiyor yada lüks makam araçlarına binmeyi ABD demi istiyor?
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23