Zaman’ın Şükrü Hoca üzerinden yalanları!
Zaman diyor ki, “Yeni Akit gazetesinin bir yalanı daha akşamı görmeden ortaya çıktı.”
Neymiş “yalan” diye merak ettim.
Kendilerinin yaptığı gibi, Taraf’tan aktarma da olsa..
“Uzan’ın milyarlık davası kabul edildi” diye başlayıp...
Haberin devamında ise.. “Davanın eksiklik olmadığı için incelemeye değer bulunduğu” anlamında kabul edildiğini yazdıkları gibi..
Böylece okuyucunun aklında, Cem Uzan’ın Türkiye’ye karşı açtığı milyarlık davanın kabul edilip, bittiği gibi bir izlenim doğurmalarındaki gibi..
“Bizde de bir yalan haber mi çıktı?” diye, Zaman’ın haberini tümü ile okudum..
Yıllar önce yazılmış bir mektubu, son olaylar ekseninde haberleştirmemize itiraz ediyorlar..
Şükrü Aslan Hoca’nın, Fetullah Gülen’e yazdığı mektuptaki eleştirilere kızmışlar..
Onun için “Yalan”diyorlar..
Peki “mektup” tümü ile mi yalan?
Yoksa, “mektubun içindeki ifadeler” mi yalan?
Ne yalan?
Zaman’daki ifadeleri bire bir aktarayım, sonra değerlendirelim..
“Haberde ismi geçen Şükrü Aslan Hoca, haberde kendisine isnat edilen açıklamaları yalanladı. (...) Söz konusu yazıyı hizmet hareketinin şahlanması için kaleme aldığını ve Hocaefendi’ye hitaben yazmadığını kaydetti.”
Yalan ne imiş?
Yalan şu imiş: Şükrü Hoca, mektubu Fetullah Gülen’e hitaben değil, “hizmet hareketi şahlansın” diye yazmış.
Siz bir şey anladınız mı bu “yalan”dan?
Şunun için yazdın.. Bunun için yazdın.. Sonuçta o mektubu yazdın mı, yazmadın mı?
“O mektup bana ait değildir” demediğine göre, yazdın..
O halde, yalan olan ne?
•
“Şükrü Hoca, mektubu Gülen’e hitaben yazmamış” diyerek, ısrar edecekler.
Bu savunma, mektuptaki ifadelerle çelişiyor ama..
Varsayalım ki, Şükrü hoca o mektubu gerçekten Gülen’e hitaben yazmadı..
Mektubun Gülen’e yazılmamış olması, yayınlanan mektubun içeriğinde bir farklılık oluşturuyor mu?
Hayır.
O zaman tekrar soralım, “Yalan olan ne?”
Veya şöyle soralım: “Gülen’e hitaben yazılmamış olması, mektubun Gülen’e yönelik eleştiriler içermesini ortadan kaldırır mı?”
•
Zaman’ın haberi, şöyle devam ediyor: “Haberin yayınlanmasından iki gün önce Yeni Akit gazetesinden arandığını ifade eden Şükrü hoca, ‘Benim yıllar önce yazdığım yazı ellerine geçmiş. Yayınlamak istediklerini söylediler. Ben de yazının özel bir yazı olduğunu, sadece istişare heyetine mahsus yazılmış bir yazı olduğunu söyledim. Yayınlamayın dememe rağmen yayınladılar’ dedi.”
Akit’e “Yalancılık” suçlaması yaptıkları haberin içinde, Şükrü Hoca bizzat kendisi kabul ediyor, o mektubu kendisinin yazdığını..
Peki, itirazı neye?
“Mektup özeldi” diyor..
Özel veya tüzel.. Onu kamuoyu takdir eder..
Madem mektup bizim elimize gelmiş..
Demek ki özel değilmiş..
Kaldı ki okuyan herkes, mektubun iki kişiyi ilgilendiren bir konu olmadığını da görüyor.
O zaman, bir Müslümanı, “yalan”cılıkla suçlayacak kadar, gözlerinizi örten şey ne?
•
Mektubun özel olmadığı, Zaman’ın kendi haberinin içindeki şu ifadelerden de anlaşılıyor:
“Söz konusu metnin başında dünya üzerindeki hiçbir fonksiyonun sonsuz olmadığından bahisle çeşitli örnekler verdiğini söyleyen Şükrü Hoca, ‘Bu bağlamda da bizim de hizmetimizi geliştirmemiz, yeni usul ve esaslara göre dizayn etmemiz gerektiğini vurguluyorum. Aksi durumda günün birinde bizim de pörsüyüp gitmemiz mümkündür.’ şeklinde açıklama yaptığını söyledi.”
El insaf yani..
“Dünya üzerindeki hiçbir fonksiyon sonsuz değildir” diye başlayıp, önerilerde bulun..
Sonra da de ki, “Bunlar özeldir..”
İnsaf.. İnsaf..
•
Şükrü Hoca’nın “İstişare heyetine yazılmıştı” itirazı da, mektubun “özel olduğu” iddiasını ortadan kaldırıyor..
Birden fazla kişiye hitaben yazılan mektuba, “özel” nasıl diyebilirsiniz ki?
O zaman itirazlardaki amaç ne?
Fetullah Gülen’e toz kondurmamak..
Bunun için de, Şükrü Hoca’ya yalan söylettirmek...
Yazılmış mektubu, tevilli ifadelerle, yazılmamış gibi gösteriyorlar.... Mektuptaki gerçek ifadeleri, “yalan”mış gibi takdim ediyorlar..
Bir Müslümana yalan söylettirilerek, bir başka Müslümana iftira ediyorlar/ettiriyorlar..
Olay bundan ibaret!
•
Şükrü Hoca bir de demiş ki: “Hocaefendi ne CIA ajanıdır ne de İsrail ajanıdır. Ne de hiçbirinin bir yerde rehin alıp üzerinden bir şeyler devşirdiği insandır. Bunların hepsi yanlıştır.”
Şükrü hoca, Fetullah Gülen’i tanıdığı için, “CIA ajanı olmadığı, İsrail ajanı olmadığı” hususunda kendisine tabii ki kefil olabilir..
Ajanlık, bilinçli bir eylemdir.. “Böyle bir şey yapmaz” diyebilir..
Ama haşa her yeri gören, her yeri bilen, her şeyden haberi olan bir varlık (ki o sadece Allah’dır) olma iddiasına soyunarak, “rehin alınıp üzerinden bir şeyler devşirilen insan” olmadığını nasıl söyleyebilir?
Yıllardır görmediği, ABD’deki bir kişiyi, böyle bir ifade ile nasıl savunabilir?
“Rehin alınma” gibi, her kulun düşebileceği bir durumun, Gülen’in başına gelmeyeceğini söylemekle neyi kastediyor? Gülen’i (haşa), peygamberlerden de mi üstün görüyor!