--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Silahsızlanma masalı

Ahmet Varol
Ahmet Varol

BM, Ekim ayının 24-30 tarihleri arasındaki bir haftalık süreyi “Silahsızlanma Haftası” olarak değerlendiriyor. Bu hafta münasebetiyle halklara silahsızlanma bilinci verilmesi konusunda çalışmalar yapılmasını öneriyor. Biz de bugünkü yazımızda küresel emperyalizmin bir taraftan halklara silahsızlanma masalı okurken diğer taraftan kendilerinin ne gibi silahlara sahip oldukları ve aynı zamanda silah ticaretiyle dünyayı nasıl sömürdükleri hakkında özet bilgiler vermek istiyoruz. 

Tarihte zulüm güçleri büyük katliamlar yaptı. Fakat kullandıkları silahlar sadece hedeflenen kişi veya noktaya saldırı gerçekleştirebilen silahlardı. Günümüzde toplu imha silahları kullanılıyor. Bazen rastgele bir kalabalığın üzerine bir bomba atılıyor, yüzlerce insan topluca katlediliyor. Bazen de belli bir nokta hedef alınıyor ama kullanılan silah toplu imha silahı olduğu için sadece hedefe zarar vermiyor, geniş bir alanda hedeflenen kişi veya organlarla ilgisi olmayan çok sayıda insanın zarar görmesine neden oluyor. O yüzden bu tür silahların piyasaya çıktığı tarihlerden bu yana gerçekleşmiş tüm savaşlarda büyük katliamlar yapılmıştır ve hâlen de yapılmaktadır. 

Günümüzün en tehlikeli silahlarının başında gelenler bilindiği üzere nükleer silahlardır. Bu silahlara da dünyada sadece sekiz ülkenin sahip olduğu tahmin ediliyor. Fakat tüm nükleer silahların yüzde 93’ünün sadece iki ülkenin yani ABD ile Rusya’nın elinde olduğu tahmin ediliyor. Diğer altı ülke yani Çin, İngiltere, Fransa, İsrail, Kuzey Kore ve Pakistan ise dünyadaki nükleer silah deposunun yüzde yedisini aralarında paylaşmış durumdalar. Mevcut nükleer silahların oluşturduğu tehdit ise tüm dünyanın sahip olduğu silahların toplamının oluşturduğu tehditten daha fazla. ABD ve Rusya’nın bugün dünya üzerinde kurduğu emperyalist baskının, bu baskıya dayalı olarak dünyayı sömürmelerinin özünde de işte bu tehdit var. 

Küresel emperyalizm bir yandan böylesine büyük tehdit oluşturan silah deposunu korurken veya kısmen azaltarak dünyanın gözünü boyamaya çalışırken bir yandan da zaman zaman aralarında silahsızlanma ve nükleer silahları sınırlandırma görüşmeleri yapıyorlar. Ama bu görüşmeler nükleer silahların imhasını veya ciddi anlamda azaltılmasını sağlamazken, emperyalist güçlerin ellerindeki silahların propagandasını yapmalarına ve böylece medya savaşlarını etkili olarak sürdürmelerine imkân veriyor. Çünkü onların kendi aralarında savaşmaya zaten niyetleri yok. Asıl amaçları ellerindeki silahlarla sömürülen ülkeler üzerinde tehdit güçlerini korumalarıdır. 

Nükleer silahların yayılmasını önleme konusundaki tüm çabaları ise kendilerinin dışındaki ülkelerin bu silahlara sahip olmasını önleme amacına yöneliktir. Çünkü bu silahların farklı bir yönü ve tehdit gücü olduğundan onlara sahip olmanın kendileri için bir hak ve ayrıcalık, başkaları için ise gerektiğinde ekonomik ambargo, abluka, siyasi baskı, gerektiğinde de saldırı ve işgal gerekçesi olarak kullanılmasını istiyorlar. Nitekim Irak’a 2003’te saldırı düzenlenmesinin ve topraklarının işgal edilmesinin gerekçesi nükleer silah üretme şüphesiydi. Oysa bu şüpheyi haklı çıkaracak hiçbir bulguya ve belgeye ulaşılamamıştı. 

Silahlanma - silahsızlanma görüşmeleri aynı zamanda zayıf ülkelere yönelik tehdidin kaynağını gündeme getiriyor, böylece o ülkelerin daha çok silahlanma ihtiyacı duymalarına yol açıyor. O yüzden bu masalın okunması beraberinde silahsızlanmayı değil silahlanmayı getiriyor. Silahlanma ise küresel emperyalizmin en önemli sömürü aracıdır. Bir savaş uçağının 20 milyon dolara satıldığını ve bununla yaklaşık 20 bin ton pirinç satın alınabildiğini düşünürsek silahlanmanın geri kalmış ülkelerin elindeki tabii kaynakları sömürmede ne kadar büyük önem taşıdığını anlarız.

Bu itibarla BM’nin kalkıp vatandaş Rıza’lara “silahsızlanma” masalı okuması sadece bir ninni okumaktan ibarettir. Vatandaş Rıza’nın olsa olsa bir tabancası vardır. Eğer üzerindeki can güvenliği tehditleri kalkar, güvenlik teşkilatları tam güvenli bir ortamı sağlayabilirlerse onu da belinde taşıma eziyetine son vermeyi tercih edecektir. Fakat emperyalizm hâlâ kimyasal silahlarla büyük katliamlar gerçekleştirmeye devam ediyor. Suriye’de sergilenen vahşet sürekli gözlerimizin önünde. 

 

Ahmet Varol Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle