Musul tiyatrosu (2)
ABD, Irak ve İran üçlüsü Musul’un IŞİD’den geri alınması operasyonuna Türkiye’nin katılmasına karşı çıktı. Oysa bunu önceden istiyorlardı.
Eğer gerçekte maksat IŞİD’in etkisiz hale getirilmesi olsaydı Türkiye’nin katılmasını istemeleri gerekirdi. Çünkü bu örgütün saldırılarının ve eylemlerinin Türkiye’ye de zarar verdiği dolayısıyla askerinin ona karşı etkili bir savaş verebileceği biliniyor. Ayrıca Türkiye’nin Suriye’de IŞİD karşısında yürüttüğü savaşta başarılı olduğu ve onu hakimiyet kurduğu birçok yerden çıkardığı görüldü. Fakat Türkiye’nin istenmemesinin asıl sebebi Musul’un Haşdi Şa’bi militanlarına teslim edilmesine itiraz etmesidir. Bu da ABD’nin İran’la birlikte Irak’ı Şiileştirme ve bu ülkenin her tarafında İran’ın siyasi ve askerî gücünü etkin kılma planının devam ettiğini gösteriyor.
Ayrıca Musul operasyonunda her ne kadar amaç Musul’un IŞİD’den geri alınması olsa da onu tamamen etkisiz hale getirme amacı yok. Türkiye’nin ise onu Suriye’den sıkıştırdığı gibi Irak’tan da sıkıştırarak kıskaca almak ve Suriye muhalefetine darbe vurmasına imkân verecek yeni konumlar kazandırılmasına izin vermemek istediği tahmin ediliyor. Bundan ayrıca söz edeceğiz.
Irak Başbakanı Haydar El-Ibadi’nin yalan söylemede bütün sınırları kaldırdığı, iyice arsızlaştığı, insanların gözlerinin içine baka baka onların gözleriyle gördüğü gerçekleri inkâr ederek yalan söylediği gözleniyor. Türkiye’nin Irak’taki askerî varlığını işgal olarak nitelerken Türkiye dışındaki tüm ülkelerin askerî varlığının danışman düzeyinde olduğunu iddia etmesi bunu gösteriyor. Irak’ı kendisine üs edinerek oradan hem bu ülke içindeki sünni topluluklara karşı saldırılar düzenleyen, hem de Suriye direnişine yönelik milis saldırılarını koordine eden Kasım Süleymani’nin ve onun komutasında İran Devrim Muhafızları’nın oluşturduğu sözde Kudüs Tugayı’nın tüm yaptıkları, gerçekleştirdiği katliamlar, cinayetler ve insanlık dışı, vahşi saldırılar Ibadi’ye göre sadece danışmanlıktan ibaret.
Bunun yanı sıra ABD liderliğinde oluşturulan koalisyon güçlerinin merkezinin Irak olduğu ve görünüşte IŞİD’e karşı savaştıklarını söylerken bu örgütün hedeflerinden ziyade sivil hedefleri vurdukları da biliniyor. Bunlar da onca saldırılarında sadece Ibadi’ye danışmanlık mı yapmış oluyorlar?
Şimdi de Musul’un geri alınması operasyonunun sadece Irak askerleri tarafından değil geniş çaplı bir uluslararası güç tarafından yürütüldüğü ortada. Operasyonda Türkiye’nin yer almasını engellemek için Ibadi’nin yabancı askerî güçlerin danışmanlık düzeyinde kaldıklarını söylemesi son derece gülünç.
Musul’da aslında bu kadar büyük bir gürültü koparılmasını haklı kılacak durum yok. Fakat Irak’taki askerî varlığı ve onun çok değişik amaçlar için yürüttüğü savaşı haklı gösterebilmek için IŞİD üzerinden yoğun propaganda yapılıyor. IŞİD tıpkı ikinci dünya savaşına gerekçe oluşturan Nazi orduları gibi abartılıyor. Musul’da adeta yeni bir Nazi ordusu bulunduğu, onunla savaşılabilmesi ve oradan çıkarılabilmesi için çok büyük bir yapılanmaya, kapsamlı askerî güç oluşturulmasına ve adeta bir dünya ittifakı kurulmasına ihtiyaç olduğu intibaı veriliyor. Buna rağmen Türkiye’nin de operasyona fiilen iştirak etmesine itiraz ediliyor.
Oysa örneğin sadece Türkiye; “Bu kadar gücü toplamaya gerek yok; önemli olan işi ciddiye almaktır. Siz bu işi bana bırakın size hiç ihtiyaç olmadığını ispat edelim” dese haklılığını birkaç gün içinde gösterebilir.
Fakat küresel emperyalizm gerçekte IŞİD’in tamamen etkisiz hale getirilmesini istemiyor. Bu gerçek onun yönlendirdiği muhtelif yorumcuların yorumlarına da yansıdı. Örneğin siyonist yorumculardan biri Musul operasyonunun IŞİD’i bitiremeyeceğine özellikle dikkat çekti. Bazı haberlerde Musul’dan çıkarılacak militanların Suriye’ye kaçmalarının sağlanması için bazı kanallardan geçiş imkânı sağlanacağı dile getirildi. Hizb’in lideri de operasyon yüzünden IŞİD militanlarının Suriye’ye kaçacaklarından endişe ettiklerini dile getirdi. Aslında bu bir endişeden ziyade planlı bir oyunun dillendirilmesiydi. “Endişe” olarak yansıtmakla kendini oyunun dışında göstermeye çalışıyordu. Gerçekte ise bu militanların Suriye’ye kaçmasının onlara bir zararı yok, Esed rejimine karşı değil direnişe karşı savaşacaklarını biliyorlar.







