Dünya adeta deve sütünü ikinci defa keşfetti. İnek ve koyun sütü ile beslenmek yerine deve sütü içmek Batı’da “tercih” haline geldi.
Arap ülkeleri petrolden sonra deve sütü ihracatcısı oldu. Acı, tuzlu ve kuru ot, dikenle, hatta yeterli bitki bulunmadığında kemik, kurumuş deriler, çadır, halat, gibi cisimlerle beslenen devenin sütü, dünyanın en sağlıklı sütü.. Araştırmalar, deve sütünün şeker hastalarına ve ülserden yakınanlara iyi geldiğini göstermekte.. Deve sütünün diğer sütlere göre yağ oranı düşük; potasyum, demir ve C vitamini oranları yüksektir.
Fakat biraz daha tuzludur. Bileşimi daha çok anne sütüne yakındır. Ayrıca antikorları içerir ve bu kanser gibi ciddi hastalıklara karşı yardımcı olabilir.
Deve sütü daha az yağ ve kolesterol içermesi ve potasyum ve demirinin yanısıra sodyum ve magnezyum gibi mineral bakımından zengin olması nedeniyle daha besleyici kabul ediliyor. Zengin protein kaynağı sütü kaynatmaya da gerek yok. Ayrıca içerisindeki özel bileşimler dolayısıyla diğer süt türlerine kıyasla daha uzun raf ömrüne sahip.
Çikolatadan sabununa kadar pek çok ürünü satılıyor Batı’da. Araplar kadar Amerikalılar da devasa deve çiftlikleri kurup sütünü değerlendiriyorlar. Bizde de yeni yeni değeri anlaşılmaya başlandığı için yatırım yapanlar var. Denizli bu konuda başı çekiyor..
Sessiz sedasız öyle güzel işler yapılıyor ki; birdenbire karşılaştığınızda içiniz sevinç ve umud ile doluyor. Taşköprü’de olanlar bunlardan sadece biri.. Yıllar yıllar önce Safranbolu ile başlayan hareket, son birkaç yıl içinde müthiş bir ivme kazandı. Anadolu’nun her tarafında “evlerimiz” ihya ediliyor. Harabeye dönmüş yapılar büyük bir ihtimam ile elden geçiriliyor. Tekrar hayatımıza kazandırılıyor. Betonlaşmayı “çağdaş yaşam” sanıp kutsayanların nasıl bir yanılgı içinde olduklarını bu sessiz ihya hareketi çok güzel anlatıyor..
Ankara Hamamönü örneğinden tutun, Beypazarı, Safranbolu, Kayseri, Bolu, Kütahya yani hemen bütün Anadolu’da belediyeler güzel işlere imza atıyor.