Size bu kadarbilim çok bile!

17 Eylül 2017 Pazar

E

ğitim-Sen Başkanı Feray Aytekin Aydoğan Hanımefendi, katıldığı bir televizyon programında, “Her anlamda bilimin reddedildiğini, müfredatın da bunu desteklediğini görüyoruz. Böyle bir süreç yaşıyoruz. Bu yaşadığımız süreç de aslında yeni bir süreç değil. Ama gitgide hızlanan bir süreç” demiş...

Kendisinin başka bir açıklamasından da pasajlar vereyim: “15 Temmuz ile birlikte yüz binlerce kamu emekçisi ihraç edildi. (...) OHAL düzenine karşı çok daha kitlesel bir mücadeleyi örmek en büyük görevimiz. Başta Nuriye ve Semih arkadaşlarımızın yaşama hakkına ve taleplerinin daha da güçlü duyurulmasına ses olarak, ihraç edilen tüm arkadaşlarımıza sahip çıkarak, son arkadaşımız mesleğine kavuşuncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. (...) Adalet yürüyüşü hepimiz için bir nefes, hepimiz için çok güçlü bir umut oldu. Türkiye’nin her yerinde gençler, kadınlar, emekçiler meydanlarda adalet diye haykırıyor. Biz de bu düşünceyle, 30 Haziran’a kadar her yerde ve 30 Haziran sonrasında da yürüyüş kolunda adalet diye haykırmaya devam edeceğiz.”

Neyin ne olduğunu anlamışsınızdır sanırım...

Feray Hanım’ın kimliği, kişiliği, açıklamaları önemli değil, bu yazının konusu da Feray Hanım değil... 

Bu yazının konusu, ideolojilerin nasıl farklı kisvelerle pazarlandığı...

Daha önce yazdım, yine yazayım; Bu ülkede neredeyse bir asır boyunca, malum zihniyetin “Modern eğitim budur, bu öğretilecek” diye dayattığı saçmalıkları okuttuk çocuklara... Nereye vardık? Hangi başarıları gösterdik?

En çok tartışılan konu evrim teorisi, ben o da dahil olmak üzere her şeyin anlatılması taraftarıyım... Fakat, idelojilerini “Bilim budur, bunu söyler” diye çocuklara yutturanların ahlaksız ve aciz insanlar olduğunu da her zaman söylemeye devam edeceğim...

El kadar çocukları okullara hapsedelim, 12 yıl boyunca aynı şeyleri döndüre dolaştıra anlatalım, ne entelektüel ne de mesleki anlamda bir nitelik kazanmasınlar, sadece belli bir dünya görüşüne göre zihinlerini kodlayalım... Bu mudur istediğiniz?

1994 senesinde Los Angeles’ta bir gece deprem meydana gelir... Deprem insanları uyandırır, şehrin büyük bir kısmında elektrik kesilmiştir... Acil çağrı numarası 911’e ve Griffith Gözlemevi’ne telefon yağmaya başlar; arayanların hepsi de gökyüzünün çok garip göründüğünü, şehrin üzerinde parlayan bir bulut olduğunu söylerler... Meselenin aslı sonradan anlaşılır; şehirde doğup büyüyen insanlar, daha önce Samanyolu’nun ne kendisini ne de fotoğrafını görmüşlerdir...

Komik ve vahim değil mi?

Dünya haritasında Türkiye’nin yerini şak diye gösterir herkes ama, Samanyolu Galaksisi’nde nerede olduğumuzu neden kimse bilmez? Dünya ile Güneş’in büyüklüklerini ve aralarındaki mesafeyi kıyaslarsak, Güneş’in bir portakal kadar olması halinde, Dünya’nın ondan 15 metre uzakta bir tuz tanesi büyüklüğünde olacağı, Türkiye’de eğitim görmüş çok az insan için “şaşırtıcı ve yeni bir bilgi”dir... Ama bu pratikte önemsiz gibi görünen ince detaylar değil midir o öğrenciye bilimi sevdirecek olan?

Yahu, adamlar Samanyolu’nun merkezindeki karadeliğin kütlesini ölçüyor, bizim mimar ve mühendisler odamız bir masanın kaç para edeceğini hesaplayamıyor, var mı daha ötesi?

Amerika’da üniversiteler “Kampüsün bütün enerji ihtiyacını yenilenebilir enerjiden sağlayabilir miyiz, kullanım suyunu arıtmadan elde edebilir miyiz” diye kafa patlatıyor, bizim üniversitelerimiz de “kızlarla erkekler aynı tuvalete pislesin”le uğraşıyor...

Bir de çıkıp saçmalıyorlar: “Bilim reddediliyor..” 

Kendi ideolojini bilimsel zannedince, ideolojini reddedeni de bilimi reddediyor zannetmen normal oluyor...

Diyorum ya, bunlar da o “bilimsel” dedikleri eğitimin mahsulü işte!

 

  • Adil ÖmerAdil Ömer2 ay önce
    Senelerdir kendi ideolojilerine göre eğitim verdiler.Şimdide o yetiştirdikleri ateist nesil geri kalmışlığımızı İslam'a bağlamaya çalışıyor.Sanki 90 senedir İslam'la yönetiliyormuşuz gibi.