Oyun oynamak bir ihtiyaç...

25 Haziran 2017 Pazar

Oyun oynamak bir ihtiyaç. Canlıların tümü bir şekilde zekalarını, güçlerini, dayanıklılıklarını ya da reflekslerini geliştirmek, test etmek ve diğer canlılarla kıyaslamak ister... Bu sayede kendilerinde bir eksiklik olmadığı, hemen her duruma hazır oldukları düşüncesini yani kısaca kendine güvenme duygusunu kazanırlar... Atalarımız bu yüzden güreş tuttu, cirit ya da satranç oynadı...

Bilgisayar ve cep telefonlarının hayatımıza girdiği andan itibaren, doğal olarak, bunlarla oyun oynamaya başladık... 

Kendi adıma konuşayım, bilgisayar oyunları benim için televizyon izlemekten ya da sinemaya gitmekten daha çekici... Başkalarının hazırladığı bir içeriği edilgen olarak izlemek yerine, yine hikayesi olan, bir şeyler anlatan ve benden de bir şeyler yapmamı isteyen bilgisayar oyunlarını tercih etmem sanırım garibinize gitmiyordur... 

Üstelik, bilgisayar oyunları, ücret/saat oranı olarak sinemadan daha ucuz. 100 lira verdiğiniz bir oyunu belki 200 saat oynayabiliyorsunuz ama sinemada en fazla 2 saatlik bir film için neredeyse 20 lira vermek durumundasınız...

Oyun, çocukların gelişimi için de olmazsa olmaz bir araç... Bütün canlıların gençleri, her şeyi değil ama birçok şeyi oyun oynayarak öğrenir... Bu yüzden anne babalara tavsiyem, bilgisayarda oyun oynadıkları için çocuklarına kızmamaları... Her şeyin fazlası zarar elbette, çocuğunuz hiç sokağa çıkmıyor, kitap okumuyor ve günün tamamını bilgisayar başında geçiriyorsa, bunun faydası değil zararı olur... Ama haftada 10 saate kadar bilgisayar başında zaman geçirmek, günümüz çocukları için artık normal sayılabilir...

Geçtiğimiz günlerde ajanslardan geçen bir habere göre, Türkiye’deki oyun piyasasının büyüklüğü 700 milyon dolara ulaşmış. Türk Lirası’na çevirirsek 2.4 milyar lira yapıyor... Bayağı büyük bir rakam... 

Büyük bir rakam ama, bu rakam aslında yanıltıcı... Çünkü ülkemizde maalesef oyuncuların önemli bir kısmı, özellikle tek kişilik oyunları korsan olarak kullanıyor... 

Çok ilginçtir, insanlar bilgisayar oyunu satan bir mağazanın rafından gidip o oyunun kopyasını çalmaz, ama internetten o oyunu indirip ya da korsan kopyaya 10-15 lira verip rahat rahat oynar... Arada ne fark varsa...

Bir oyunun maliyeti, o rafta gördüğünüz kopyayı üretme maliyeti değildir... O oyunun ana kopyasını üretmek, en büyük maliyettir. Call of Duty, Grand Theft Auto, Max Payne gibi bilindik oyunların bazılarının ana kopyasını geliştirmek için harcanan paralar, 100 milyon doların üzerine çıkabiliyor... Bu iş için yazılımcısından yönetmenine, müzisyeninden dublajcısına kadar binlerce insan mesai harcıyor... O oyunun bir kopyasını üretip rafa koymanın maliyeti ise 1 doları bile bulmuyor...

Bu korsan işinde elbette distribütörlerin hatası da var... Yurtdışında 10 dolara satılan oyunu burada 100 liraya satarsanız, oyun piyasasının müşterilerinin çoğunluğunu da kendi geliri olmayan gençlerin oluşturduğunu düşünecek olursak, insanları korsan oynamak ya da oynamamak arasında seçim yapmak zorunda bırakırsınız... Kişilerin sorumluluğunu azaltmıyorum, dediğim gibi, korsan oyun oynamakla raftan oyunu çalmak arasında benim için fark yok...

Küçük günahlar, büyük günahların yollarını açar... Bu yüzden çocuğunuza korsan oyun ya da yazılım kullanmanın kötü bir şey olduğunu, insanların emeğini çalmak anlamına geldiğini anlatmalısınız. Üstelik bu sayede, oyunlara erişimini kısıtlayarak, bilgisayar başında daha az zaman geçirmelerini de sağlayabilirsiniz... 

Korsan kullanım azaldıkça, dijital ürünlerin fiyatları da düşmeye başlayacaktır, bunu da küçük bir not olarak verelim...

Korsan oyun ve program kullanmanın bir diğer sonucu da, bilgisayarlara kötü amaçlı yazılımların bulaşması oluyor... Kimse durduk yere başka bir kişinin parayla sattığı bir şeyi size bedavaya sunmaz... Muhakkak bir çıkarı vardır... Korsan kullanım sebebiyle bilgisayarınıza bulaşacak kötü amaçlı yazılımların size çıkaracağı maliyetin de, o oyun ya da programın fiyatından daha yüksek olabileceğini unutmayın...

Oyun piyasası üzerine bu kadar yazdık, yazılım piyasası farklı mı peki? Değil, hatta daha beter bir halde ama, onu başka bir yazıda anlatalım...