THY- Euroleague

“Basında biz...”

04 Şubat 2018 Pazar

Ayda en az 3 tane haber geçiyor, “Falanca üniversitenin arabası destek bekliyor” diye... Demek ki, hemen her üniversitede, en az bir adet otomobil projesi yürüyor... Kulağa güzel bir gelişme gibi geliyor da, durum öyle mi?

Yapılan araçları bizim gazeteci milleti abartarak vermeyi çok seviyor, üniversiteler de dostlar alışverişte görsün kabilinden yeni işe girişiyorlar...

Yapılanları küçümsemiyorum, öğrenciler açısından çok önemli bu girişimler. Eğer imkanları var ise, bütün öğrenciler muhakkak dahil olsunlar çalışmalara... Ama büyük umutlar beslemesinler...

TÜBİTAK çeşitli yarışmalarla bu “otomobil yapma” hevesini destekliyor da, üniversitelerin bütçeleri belli, teknik imkanları belli.. B u atölyelerden alıp yürüyecek bir marka ya da model çıkarmak mümkün mü?

Rekabet her zaman iyi değildir, üniversiteleri birbirleriye yarıştıracağımıza, birbirine yakın bir iki üniversitenin ortaklığıyla bu işe eğilinse, daha güzel sonuçlar alınmaz mı? 

Ya da iş parçalara bölünse, bir bölüm tasarımla uğraşırken, diğer bölüm malzeme işini yürütse? Bir üniversite karoser üzerinde çalışırken, bir iki üniversite bir araya gelip yeni bir motor geliştirse?

Çünkü şu anda ortaya çıkan araçlar ne kullanılabilir kalitede, ne de yüzüne bakılabilir tasarımda...

Üniversiteler bu işe gerçek bir bütçe ayıramadığı için, tamamıyla PR amaçlı yapılıyor bütün çalışmalar... 

Üniversitelerin internet sitelerinin ya da rektörlük binasındaki panonun “basında biz” kısmını dolduracak iş yapmaksa niyet, böyle devam edilsin, öğrenciler mukavemettir, dinamiktir, malzemedir pratik yapıyorlar bu yolla...

Yok, nihayetinde piyasaya sürülebilir bir ürün ortaya konulacaksa, şu an hiçbir üniversite bunu yapamaz; ne ellerinde teknik imkan vardır bunun için, ne yeterli paraları vardır, ne de yeterli donanıma sahip adamları...

Madem çok meraklısıyız, zaten üç beş kuruş para ayrılıyor bu işe, o da bir işe yarasın, bir çatı organizasyon oluşturulsun bu iş için, üniversiteler neyi iyi yapabileceklerini söylesinler, ona odaklansınlar...

Yapılmışı yapacaklarsa hiç bulaşmasınlar ama, piyasada var olan bir ürünü tekrar geliştirmek için milletin vergisini çarçur etmesinler...

Burada, rahmetli Erbakan Hoca’yla ilgili, tarihçi Mustafa Armağan’ın Şeref Kılıçlı’ya anlattığı bir anekdotu aktaralım: “1951 yılı (...) İstanbul Belediyesi, Çekoslavakya’dan otobüs filosu almak için teşebbüse geçiyor fakat bu arada başka bir firma daha belediyeye teklif veriyor; ‘Biz daha düşük fiyata satarız’ diye (...) belediye yöneticilerinin kafası karışıyor ve İTÜ’den görüş almak istiyorlar. Diyorlar ki; ‘Hangisinin teknik özellikleri bize uygun, hangisi daha rantabl?’ İTÜ Makine Fakültesi’nde, motor kürsüsü vardır ve oradan otobüsleri inceleyip kendilerine en uygun olanını bildirmelerini isterler. İTÜ’de motor kürsüsünde genç bir öğretim üyesi olan Necmettin Erbakan; ‘Bu otobüslere verilecek parayla, biz Türkiye’de otobüs fabrikası kurabiliriz, bir defa bu yatırımı yaptıktan sonra da kendi otobüsümüzü yapabiliriz’ şeklinde bir görüş beyan eder. Bu resmi kayıtlara da giriyor.”

Merakınızı giderelim: O otobüsler hiç yapılamadı...

Bizim özel sektörümüz adam olsa, bunların hiçbirine gerek kalmazdı ya, neyse... Onlar adam olmadığı için, ihale üniversitelere kaldı... 

Şimdi “Babayiğit” bir konsorsiyum oluşturuldu ama benim yine umudum yok, var olanın iyi bir kopyasını yapabilirlerse, büyük başarı sayacağım...

 Karamsarım evet; yurtdışındaki en düşük donanımı burada en yüksek donanım diye satan ya da “Şu şu parçaları sök de bana öyle gönder arabaları, daha ucuza ver ama” deme ahlaksızlığına kadar düşen holding patronları, üretip satanı baltamalak için elinden geleni yapmayacak mı sanıyorsunuz?

Hele bir tatlı kârları ellerinden alınsın, Gezi olaylarıymış, FETÖ’ymüş, mumla aratırlar...

Bu dediğimi yazın bir kenara...

 

YORUM YAZ