THY- Güney Avrupa Haziran

Dizi İzlemeyi Caiz ve Makul Kabul Edebilir miyiz?

22 Aralık 2017 Cuma

Günün yorgunluğunu atmak için dizi izlemek neden mahzurlu olsun?..

Ahlak, neden bizi dizi izleme konusunda titiz davranmaya davet etsin?..

Değerli okuyucular, dizi film izlemenin herhangi bir mahzuru olmaması onun ancak ahlakla çelişmeyecek bir içeriğe sahip olmasıyla mümkün.

Dizinin ahlaki değerlere yani insanın onuruna, erkek ve kadının izzetine, ailenin saygınlığına zıt bir muhtevaya sahip olmaması gerekir.

Eğer dizi bir tenkit yapıyorsa yani aileyi, kadın ve erkeği eleştiriyorsa bunu bazı edebi eserlerde olduğu gibi ancak daha güzel, daha iyi ve daha saygın olanı tesis etmek için yapmalıdır.

Aynı halk masallarımız ve muhteşem kıssalarımızda olduğu gibi…

Bilirsiniz, orada da kötüler vardır ama başlarına gelen bir olayla aydınlanma yaşayarak iyi insan oluverirler. 

Milyonlarca izleyicisi olan bir dizideki dramatik kurgu iyilik ve iyinin kazanması, iyiliğin ve iyinin takdir edilmesi ekseninde şekillenmelidir… 

Bir dizide kötü ve kötülük ancak kınanmak, toplumu kötü ve kötülüğe karşı bilinçlendirmek, kötülüğün işlenmesi halinde insanı insan olmaktan çıkaracağı düşüncesini güçlendirmek için kullanılmalıdır.

Bu yüzden bir dizide cinayeti işleyen cani yüceltilememelidir çünkü katili methetmek ahlaka aykırıdır.

Yine aynı nedenle konforlu bir hayatı elde etmek için bedenini kullanan kadın veya erkek kişiler iyi, olumlu ve sempatik gösterilmemelidir. Çünkü “fahişelik” tüm zaman ve toplumlarda ahlaklı insanlarca yadırganan bir kazanç şekli olmuştur.

PEKİ TÜRK DİZİLERİNDE DURUM NE?

Bir örnek üzerinden Türk dizilerine bakalım…

İstanbullu Gelin mesela… Dizide kimin kime aşık olduğu neredeyse belli değil! Gelin Faruk’a, oğul Süreyya’ya aşık. Süreyya ve Faruk birbirine aşık ama Begüm de Faruk’a aşık. Evde Süreyya’ya aşık olan diğer erkeklerle Faruk’a aşık olan öbür kadınlardan bir futbol takımı kurulabilir rahatlıkla.

Çapraşık ve sapkın ilişki formatı Türk dizileri için bir klasik…

Bu yüzden amcası gerçek babası çıkan yasak aşk kurbanı adam, eniştesini seviyorken kaynından hamile kalan baldız, oğlunun arkadaşının babasıyla ilişki yaşayan ama iyi kalpli patronuna da boş olmayan evli kadın ve kimin çocuğu olduğu beş bölümde bir değişen tuhaf dizi karakterleri kimseyi şaşırtmıyor.

Dizi adı altında seyirciye neler izletildi, neler…

Fatma Gül’ün suçunun ne olduğunu iyice anlamanız için size dört dakika boyunca tecavüz sahnesi izletildi. “Kavak Yelleri”nde üç sezonda iki kez karşılıklı eş değiştirildi. “Küçük Sırlar”da “öğrenciler” ilk gece ilişkisinde rekora gitti. Zor durumdaki bir anneye bir gece için “150 bin dolar” teklif edildi.  “İffet” dizisinde tecavüz yıkıcı bir aşk gösterisi olarak normalleştirildi. “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”da Katil Hızır, sanki Bill Cosby’miş gibi şirinleştirildi. “Kiralık Aşk”ta kadının iddia üzerine kendini pazarlaması dizinin temasını oluşturdu. “Öyle Bir Geçer Zaman ki”de dizinin kahramanı adam boşandığı eşine tecavüz etti. “Aşk’ı Memnu”da esas oğlan yengesiyle hem de amcasının evinde aşk yaşadı vb…

Türk dizilerinin nasıl bir haleti ruhiye içerdiğini kavramak için şu veciz dizi repliğini düşünmek gerekir: “Her gün onunla uyuyacak ama benim bebeğimi taşıyacaksın. Değilse kocanı öldürürüm.”

 

DİZİLERDE ŞİDDET MODELLERİ…

Değerli okuyucular, her ne kadar masum ve zararsız gösterilmeye çalışılsa da dizi adında bir kanserimiz olduğundan emin olmalıyız…

Şayet insan %78 oranında görerek öğrenen bir canlı olmasaydı ve toplum günde 6,5 saat televizyon izlemeseydi bugün böyle bir sorunumuz olmayacaktı.

Ancak ve maalesef durum hiç böyle değil.

Dizilerin toplumla ilişkisini şöyle örneklendirelim…

Jean-Jacques Rousseau Emile adlı kitabında “Tüm derslerinizi örneklerle birlikte verin ve yapacakları etkiden emin olun.” der. Bilirsiniz, kreşlerde çocuklara istenilen değerleri öğretebilmek için drama metodu kullanılır. Yani bir tiyatro temsiliyle çocuklar davranış kalıplarını oyuncular üzerinde görür ve benimserler. “Çocuk görür ve yapar.” sözüyle anlatılmaya çalışıldığı gibi, görsele dayalı öğrenme biçiminin sonucu olarak gördükleri çocuğun zihnine kazınır.

Televizyon dizilerinin de yaptığı tastamam böyle bir etkidir. Çocuk ve gençlere ve hatta yetişkinlere popüler davranış kalıplarını, yaşam alışkanlıklarını, moda değerlerini senaryo, müzik ve oyuncular yoluyla anlatır diziler. 

Türk dizilerinde şiddeti işleyen dizinin iyi karakteridir ve korumak, intikam almak gibi daima haklı(!) bir nedeni vardır. Örneğin Polat Alemdar işlediği onca cinayete rağmen hiçbir ceza almaz, hatta statüsü yükselir. Cezasız kalan, yüceltilen şiddet eyleminin izleyicide şiddet işleme eğilimini güçlendirdiğini araştırmalar net olarak ortaya koyuyor.

Örneğin pembe dizilerdeki intihar sahnelerinin ABD’deki intihar olayları üzerindeki etkisi altı yıl boyunca araştırılmış ve intihar sahnelerinin yayımlanmasından sonraki üç gün içinde özellikle kadın intiharlarında artış gözlemlenmiştir. Aşk’ı Memnu dizisindeki Bihter karakterinin intiharının hemen ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde peş peşe sekiz kişinin intihar ettiği gazetelerde yer almıştı.

DİZİ FİLMLERİN DEĞİŞMEYEN TEMASI, CİNSELLİK

Sosyal Öğrenme Kuramına göre çocuklar cinselliği de dizilerdeki davranış kalıplarını gözlemleyerek öğreniyorlar. Yani bu konuda rol modelleri takip ettikleri dizilerin oyuncuları… Bu açıdan diziler tam bir beyin yıkama makinesi olarak çalışıyor.

Çünkü dizilerin çok büyük bir kısmında temel motif erkek ve kadın arasındaki tutkulu ilişkiye, bedenlerin cazibesine ve mahremiyetin ifşasına dayanıyor. Cinselliğe aşırı vurgu yapan dizilerdeki tüm müstehcen imalar, erotik kışkırtmalar, mahremiyet yüklü konuşmalar, dil oyunlarıyla gizlenen mesajlar izleyiciyi zihnen ve bedenen uyarıyor. Araştırmalar, cinsellik içeren görüntülere maruz kalan gençlerin “cinsel özgürlüğü” daha çok savunduklarını söylüyor.    

Cinsellik günümüz dizilerinde bir baştan çıkarma öğesi olarak çok yoğun bir şekilde kullanılıyor.

Eğitim sisteminden daha fazla toplum üzerinde etkisi olan televizyon yayınlarının % 70’i, dramatik dizilerin %67’si, pembe dizilerin %85’i kadın erkek ilişkilerinin en mahrem alanlarına odaklanan cinsel içeriğe sahip…

Değerli okuyucular, güncel araştırmalardan çıkan bu korkunç sonuçlar toplumun dizilerle şiddet ve cinselliğe programlandığını ortaya koyuyor. Bu koşullandırmanın sonucu olarak artık sokaklarımızda, okullarımızda hatta köylerimizde dahi dehşet verici şiddet gösterilerine ve cinsel saldırganlığa rastlıyoruz. Bu şiddetten toplumun bütün kesimleri payını alıyor, görüyoruz…

Çok azı istisna olmak üzere diziler, Kabala’nın “Kötülüğü ifşa etmeliyiz!” tembihini dikkate alır gibi en kötü kişi ve olayları özene bezene görselleştiriyor; fahişe ve katilleri kahramanlaştırıyor; kötülüğü, ahlaksızlığı yüceltiyor. Oysa dini terbiyemiz Batılı tasvir safi zihinleri saptırır, azdırır” prensibinden hareketle kötülüklerin değil güzel ahlakın örnekleştirilmesini, günahların ifşa edilmemesini ihtar ediyor. Ayrıca dizilerin Kur’an-ı Kerim’in erkek ve kadınlara gözlerini haramdan sakınmalarıyla ilgili koyduğu temel sınırı da ihlal ettiğini söyleyelim. 

Diyanet’in müzik ile ilgili açıklaması ise bu noktada konumuza örnek oluşturuyor. Hatırlayalım: “Temel inanç, amel ve ahlak ilkelerine aykırı olmayan, haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte dinen bir sakınca yoktur. Ancak cinsel arzuları tahrik eden ifade ve tasvirleri içeren, haramları güzel gösteren müzikleri yapmak ve dinlemek günahtır."

Bu ilkeler ışığında bakınca, dizilerin kötülüğü güzel gösterme uğraşıları sebebiyle günaha davetiye çıkardıkları çok açık.

Dizileri izlemenin hiçbir sakıncası olmadığını ısrarla iddia edenler bu ifsat enstrümanı için değil İslam’dan, Musevilik’ten, İsevilik’ten, Budizm’den tek bir geçerli kanıt getirebilirler mi? Dahası iddialarını akıl ve sağduyuyla delillendirmeleri de mümkün değil…    

Bu kadar somut ve menfi delil, dizilerin şeytani bir propagandadan başka bir şey olmadığını ortaya koyuyorken dizileri savunanların izlemek için öne sürdükleri tek gerekçe, hissettikleri can sıkıntısı…

Yalnızca can sıkıntısı ve zaman öldürme isteği için toplumu zombiye dönüştüren dizilere kayıtsız kalmanın, toplumun yangınına odun taşımaktan hiçbir farkı olmadığını, odun taşıyanların da yangından şikayete hakları olamayacağını bilelim… 

YORUM YAZ