Siyaset ve İslam
Doğu ile Batı arasındaki ilişki oryantalist bakış açısından görünen tablodan değerlendirildiğinde siyasal İslam kavramının getirilip oturtulduğu yer yetmişli yılların sonuna rastlar. Hatırlayalım, özellikle seksenli yıllarda Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi olarak tasvir edilen İslam coğrafyasının sembolize edildiği alandaki siyasi hareketlilik Müslüman siyasetçilerin alana inmesiyle siyasal İslam tanımını doğurdu. Tabii ki Batı çıkışlı bir tanımlama bu. Siyaset bilimine ait bütün kavramların Batıdan kaynaklanan tanımlamalar olduğu gerçeğini de bilerek yaklaşmamız lazım bu kavramlaştırmaya. Batılı kafası aydınlanmacı bir zihne sahip olduğundan yani kamusal alanın sekülerleştirilmesi prosedüründen geçtiğinden İslam ve Müslüman toplumlara yaklaşımı konusunda da aydınlanmanın olmazsa olmazlarını ayakta tutmaya çalışır. Bu zihin haritasının bir ürünüdür siyasal İslam kavramsallaştırması. Batılı der ki biz hıristiyanlığı, yahudiliği sekülerleştirdik. Dini bir güne, pazar ve cumartesiye mahkum ettik. Toplumsal arenayı dinden arındırdık. İslam dini de benzer bir değişimden geçmeli ve Müslümanlar da kamusal alanı dinden temizlemeli, dini özelleştirmeliler dediler. Her ne kadar bu boşuna giden bir talep de olsa Batılı zihnin bunu anlaması mümkün değildi. Bu konuda kendi tecrübesi bu şekilde olduğundan Batı’nın beklentisi de İslam’ın ve Müslümanların onun geçtiği yoldan geçmesi yönünde. Buradan gelmek istediğim nokta şu: nasıl ki batı dünyası siyasal alanını kendince dinden arındırdığını iddia ediyor, aynı minval üzere Müslümanların da hareket etmesini ve siyasal alanı seküler olarak tutmalarını ve muhafaza etmelerini talep ediyor. Hal böyleyken Müslümanların aktif siyasete soyunmuş olması Batı gözünden ancak Siyasal İslam’la tanımlanabildi. Burada kullanılan mantık şuydu: İslamizm ve siyasal İslam birbirinden farklıdır. Bu farklılık ikisinin siyasete olan mesafesiyle alakalıdır. İslamizmin siyasi bir talebi yoktur. Sadece kişisel bazda, hayatın sosyal alanda İslami referanslara göre yeniden tanımlanmasını beraberinde getirir. Oysa ki siyasal İslam veya İslamcılık siyasi bir proje içerir ve kişiselin ötesinde toplumsal değişim talebi ile gelir, der Batılı kafa. Buna göre siyasal İslam dinin siyasallaşmış halini içerir. İşte tam da burada bir itiraz geliştiriyoruz siyasal İslam kavramına. Siyasal İslam, İslam’ın dışından üretilen bir tanımdır ve problemli bir tanımlamadır. İslam’ın siyasi karakteristikleri kendi yapısında mündemiçtir. Bu sebepledir ki İslam’ın siyasi yapısına özellikle atıfta bulunmaya gerek yoktur. İslam zaten siyasidir. Batılı zihin kompartmanlara ayrılmış olarak çalıştığından ve dini siyasi işlere bulaştırmadığından bunu anlamakta zorlanır ve reddeder. Bu reddedişle birlikte İslami çerçevede yürütülen siyasi hareketleri de marjinalize eder ve sınıra iter.
Batı çıkışlı bilgi üretimi kendini ve kendi tecrübesini merkeze oturtmuş olduğundan normatif olarak çizdiği dünyada İslam’ın siyasi implikasyonlarını normun dışına iter ve fundamentalizme giden yola kapı aralar. Fundamentalizm de siyasal İslam kavramı gibi Batı çıkışlıdır ve “öteki”ni anlatmak için Batı tarafından üretilmiş sorunlu bir kavramdır. Bu yapılandırma siyasal İslam ve fundamentalizmi aynı ekstrem yani üç cepheye koyar ve kendi siyasetini buna karşı oluşturduğu ikili karşıtlık üzerinden tanımlar ve üretir.


