‘Tayyip burada; Haşhaşiler nerede? Eli öpülesi millet!
Tükürün...
(...)
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!
Tükürün Ehl-i Salîb’in o hayasız yüzüne!
Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!
Mehmet Akif Ersoy
Türkiye sayısız darbe atlattı...
Bu ülke darbelerden çok çekti...
Bu ülke 1960 27 Mayıs darbesini gördü...
Bu ülke 1971 12 Mart Muhtırası’nı gördü...
Bu ülke 12 Eylül 1980 darbesini gördü...
Bu ülke 1997 ‘28 Şubat post modern’ darbesini gördü...
Bu ülke 27 Nisan e-muhtırasını gördü...
...Ve bu ülke Haşhaşilerin Fetullahçı (silahlı) Terör Örgütü’nün kanlı darbe girişimini gördü 15 Temmuz 2016’da...
Biraz bu darbe ve -girişimlerini- bilmeyenler için biraz açalım...
Milletin oylarıyla iktidara gelmiş olan Başbakan Adnan Menderes, bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi...
Millet o gün sustu...
Belki o gün de millet bugünkü gibi ayağa kalksa sandıktan çıkan milli iradeye sahip çıksaydı o günler yaşanmayacak ve tarihe kara bir gün olarak geçmeyecekti...
O gün bugündür o darbeyi yapan, Menderes ve arkadaşlarını idam sehpasındaki yağlı ilmiğe geçirenler bugün hâlâ lanetlenmektedir..
Aynı suskunluğu 12 Mart 1971 muhtırasında da gösterdi maalesef bu millet...
Ben yaşım itibariyle 1961 ve 12 Mart’ı pek bilmem ama; 1980 darbesinin en canlı tanıklarından biriyim...
MİLLİ GAZETE 12 EYLÜL’DE TABLOİD BOY ÇIKTI
O günlerde Topkapı’da Milli Gazete’de çalışıyor ve hemen gazetenin yanı başındaki ahşap evlerde kalıyordum MİLSAN’da çalışan Ankaralı Muhterem Özdemir kardeşimle (Vefat etti, Allah rahmet eylesin)...
O günlerde her gün onlarca insan ölüyordu...
Özellikle eylül ayının başlarından itibaren ‘Cunta Darbesi’nin ayak seslerini daha hızlı hissetmeye başlamıştım bir çoğu gibi ben de...
Muhterem’in küçücük bir el radyosu vardı...
10 Eylül ve 11 Eylül gecesi radyoyu açtım; acaba ihtilal oldu mu diye...
Hatta her gece Muhterem’e takılırdım; kalk aslanım ‘darbe’ olmuş diye...
Yine günlerden 12 Eylül gece saat 03:00. Kalktım radyoyu açtım..
HASAN MUTLUCAN ÇALIYORSA BİLKİ DARBE OLMUŞTUR
‘Darbelerin türkücüsü’ olarak nitelendirilen Hasan Mutlucan çalıyor radyoda....
Hasan Mutlucan bu söze çok kızmış ve bunun çıkaranlar için çok hayıflanmış; ‘Darbe günlerinin türkücüsü olarak anılmak benim için son derece onur kırıcı’ mealinde laflar etmişti.
Birkaç gündür tekrarladığım ‘kalk arslanım Muhterem darbe olmuş’ lafı gerçek olmuştu ama ben bir türlü Muhterem’i inandıramamıştım..
...Ve hatırladığım kadarıyla ‘Yine de şahlanıyor’ türküsü bitti, haber spikeri mikrofonu aldı ve ağzından şu sözler döküldü: ‘Ordu yönetime el koydu’...
Şimdi ‘o bildiriyi okuyoruz’ dedi ve okumaya başlayınca bizim Muhterem de gerçekten ihtilal olduğuna inandı...
Sabahı zor ettim...
SAAT 08:00 sularında Milli Gazete’nin kapısının üzerinden atlayarak gazeteye geçtim...
Dışarıda in cin top oynuyordu...
Saat 09:00 sularında o günlerde Milli Gazete’nin Genel Müdürü Mustafa Abi (Karahasanoğlu) girdi içeri daha sonra Kemal Güler’in geldiği hatırlıyorum, ondan sonra çalışma arkadaşlarımız birer birer yaprak gibi dökülmeye başladı...
O günlerde gazete çıkarmanın çok zor olduğunu bilenler bilir...
Neyse hazırlıklar yapıldı, gazete çıkacak ama yeterli kağıt yoktu..
Mustafa Abi ‘Bugün de gazeteyi tabloit boy yaparız’ dedi ve öyle de oldu....
Milli Gazete böyle ‘tabloit’ boy çıkarak tarihe tanıklık etmiş oldu...
Aradan 17 yıl geçti...
Darbelere alışmış bir Türkiye için yeni bir dönem başladı 28 Şubat 1997’de...
Adı ‘Post Modern’ darbe...
Başörtüsü zulmünün ayyuka çıktığı, başörtülü öğrencilerin üniversite kapılarından tekme tokat dövülerek atıldığı ‘zulme dur’ diyenlerin zindanları boyladığı, İmam hatip okullarının kapatıldığı, Müslüman işadamlarının ‘Yeşil sermaye’ diye fişlendiği kısacası ‘Müslümana’ zulmün adıdır 28 Şubat...
Peki 28 Şubat cuntasına karşı kimler direndi?
Sadece ve sadece mütedeyyin, muhafazakar insanlar...
Yine aynı cuntacılar 27 Nisan 2007’de hükümete nizamat vermeye kalktılar ve AK parti hükümetinin sert tepkisiyle karşılaşıp yerlerine oturup kaldılar...
HAİNLER, KAÇACAK
DELİK ARADILAR
Gelelim ondan sonra FETÖ darbelerine...
Dershanelerin kapatılmasının gündeme gelmesinden sonra bu FETÖ’cüler işi iyice azıya almıştı...
Her fırsatta dönemin Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında hükümete ve ona bağlı tüm birimlere akıl almaz bir saldırıya geçtiler...
7 Şubat Hakan Fidan olayı...
17/25 Aralık ayaklanması-kalkışması- gezicilere destek -bugüne baktığınızda o günleri de bunlar organize etmişler- dememiz gerekiyor...
İşin özü Türkiye’nin önünün kesmek için atılan tüm yerli ve yabancı adımların arkasında hep FETÖ çıktı...
Seçimlerde PKK ile HDP ile kol kola girip, Erdoğan ve AK Parti aleyhinde yapılan ‘kara propaganda’ da öncülük etti FETÖ ihanet çetesinin militanları...
FETÖ militanları Erdoğan hasta ‘ölecek’ dediler ve milleti de kendi sahtekarlıklarına alet etmeye kalktılar...
FETÖ çetesi bununla yetinmedi; ‘Erdoğan kaçacak, bu ülkenin sahibi biz olacağız’ diyerek yeni bir algıya başladılar...
Şimdi o ‘Erdoğan kaçacak’ diyen Haşhaşilerin hepsi soluğu ya ABD’de, ya PKK’ya hamilik yapan Avrupa ülkelerinde ya da ‘Otorite’ dedikleri gerçek dostları terör devleti İsrail’in yanında...
FETÖ çetesinin militanları devlet düşmanları hainler, ‘Himmet’ adı altında topladıkları ‘haraç’larla ABD’deki gazetecileri, bürokratları satın alarak Türkiye aleyhine yazılar yazdırdılar...
Avrupa’daki gazetecileri, bürokratları satın aldılar Cumhurbaşkanımız hakkında iftira dolu yazılar yazdırdılar...
3 yıldır bu ülkenin aleyhinde yapmadıkların bırakmadılar..
GERÇEK ‘FİRAVUN’U MİLLET GÖRDÜ VE GEREKENİ YAPTI
Pensilvanya’daki FETÖ elebaşısı her ağzını açtığında bu ülkenin Cumhurbaşkanına ‘Firavun’ dedi...
Bu Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü Türkiye aleyhine kara propagandasını sürekli sürdürdü...
Dünyadaki tüm terör örgütleriyle ilişki içine girerek, ‘Türkiye’yi yıkmak için elinden gelen arkasına koymadı...
YAŞ kararları sırasında Müslüman çocuklar askeriyeden atılırken onlar için üzülüp ağladığını görünce bizler de Müslüman olarak ‘olmaz bu kadar’ diyerek onlarla birlikte olduk...
Ama onun atılanlar için üzülmediğini bugün bir kez daha gördük..
Çünkü o askeriyeye giren öğrencilere ‘Kendinizi kamufle edin gerekirse içki için, kadınlarla birlikte olun yeter ki kendinizi gizleyin benim askerlerim’...
‘Hedefimize ulaşmak içini her yol mübah’ mantığıyla ne iman koydu o askerlere ne de din....
Dershanelerin kapatılması bunlara vurulan en büyük darbelerden biriydi...
Ondan sonra iyice bilendiler...
Milletin oylarıyla gelen hükümeti yıkmak ve kendi iktidarlarını kurmak için askeriyenin içinde de ‘silahlı bir Paralel örgüt’ oluşturdular...
FETÖ’CÜLER İNLERİNDEN ÇIKIP MİLETİ ŞEHİT ETİLER
Tam 15 Temmuuz 2016’da FETÖ’nün silahlı lejyonerleri piyasaya çıktı...
Milletin parasıyla yiyip içenler eğitim alanlar ‘inlerinden’ çıkarak bu ülkenin insanlarına bomba yağdırdılar...
İnlerinden çıkan Haşhaşiler bu ülkenin insanlarına kan ve gözyaşı döktürdüler...
İnlerinden çıkan FETÖ militanları çocuk, genç, ihtiyar, kadın demeden havadan bomba yağdırdılar, ateş ettiler...
İnlerinden çıkan ihanet şebekesinin askerleri onlarca insanı şehit etti..
Bunların katil Eset’den ne farkı var...
Yok....Yok... Yok...
O zalim de kendi halkını öldürüyor, bu FETÖ’nün militanları da....
TÜRKİYE ‘HAŞHAŞİ’LERİN DARBESİNE ‘DUR’ DEDİ
Son söz;
27 Mayıs’ta başbakan ve bakanların asılmasına sessiz kalan, 12 Mart Muhtırası’na ses çıkarmayan, 12 Eylül 1980’de darbecilere alkış tutan, 28 Şubat post modern darbesine -mütedeyyin ve muhafazakar insanların dışında- sessiz kalan bir millet yok artık...
Bu millet 15 Temmuz’da FETÖ’nün militanlarına şehirleri, sokakları ve caddeleri dar etti...
Bu millet, Haşhaşilere ve de darbeye teşebbüs edeceklere çok büyük bir ders verdi...
‘MİLLİ İRADE’ NÖBETİNE DEVAM
Milli iradenin hakimiyeti için gece gündüz demeden meydanları dolduran bu milletin elinden öpülür, alnından öpülür ancak...
27 YILIN ÖNCESİNE GİDELİM DE GÖRELİM BU HAŞHAŞİLERİ...
Bunlarla birlikte tam 11 yıl çalıştım...
O günlerde birçok Müslüman gibi ben de bunların haklarında iyi düşünen, ancak her zaman ve zeminde ‘ama’ larla cümleler kuran birisiydim...
Belki biraz klasik bir söylem olacak ama; Ya bunlar bir gün iktidara gelirlerse kendilerini dışında kimselere hayat hakkı tanımazlar der dururdum...
Bunu da bundan 26-27 yıl öncesinde yaşanmış bir olayla teyit etmek istiyorum..
Bu Haşhaşiler o günlerde henüz palazlanmamış, daha yeni yeni gün yüzüne çıkıyorlardı...
Zaman’da çalıştığımız birkaç arkadaşla birlikte İzmir Çeşme’de bir yerde tatile gittik...
Onlar akşam olduğunda gece yarılarına kadar okey oynuyorlardı...
Ben de onlara ancak bakıyordum; çünkü ‘okey’ bilmiyordum...
Tabii ki tatilde eşim de vardı...
Ben arkadaşlarla birlikte olunca o da onların hanımlarının yanına gitmiş....
Onlar da bizim hanıma ‘sen bizden değilsin’ diyerek kovmuşlar yanlarından...
Demek ki arkadaşlar eşlerine söylemişler; ‘Bu Kadir Abi bizden değil’ ona göre onun da eşinin yanında ‘hizmet’ ile ilgili her hangi bir şey söylemeyin’ demişler onlar da bunu kovmaya kadar götürmüşler...
Bunları niçin yazdım...
Onların zihniyeti dün de buydu bugün de bu ...
Temel felsefe, temel mantık, “Ya bizdensin ya da sana yaşama hakkı yok.”
Bu ülkenin Cumhurbaşkanını, başkomutanını öldürmeye teşebbüs eden, milletine kurşun yağdıran, onlarca insanı şehit eden, bu ülkenin Meclis’ini bombalayan, bu Haşhaşilerden hemen hesap sorulmalı, ne gerekiyorsa yapılmalı ve milletin istekleri de göz ardı edilmemeli...


