--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Darbelerle geçen yıllar ve nerden nereye?

Kadir Demirel
Kadir Demirel

Müjde

(...) Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.

Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek.

Necip Fazıl/1969

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bugüne kadar çok ama çok badireler atlattı...

‘Siyaset çınarı’ askerler tarafından birçok defa budandı, demokrasi birçok defa askıya alındı, başbakanlar, bakanlar idamı edildi sürgünlere gönderildi..

Siyasetin önü; 1960 yılında Adnan Menderes’in idamıyla kesildi...

Siyasetin önü; 12 Mart 1971 muhtırasıyla kesildi..

Siyasetin önü; 12 Eylül 1980 darbesiyle kesildi...

Siyasetin önü; 28 Şubat 1997 darbesiyle kesildi...

Siyasetin önü; 27 Nisan 2007 muhtırasıyla kesilmek istendi ancak; o gün dik duran AK Parti hükümeti sayesinde püskürtüldü...

Şimdi bunları biraz açalım...

27 Mayıs darbesini yapan cuntacıların kurduğu Yüksek Adalet Divanı’nda 9 ay yargılanan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı  Hasan Polatkan idam edilerek ‘demokrasi şehidi’ olarak tarihe geçti. Onlar şimdi Topkapı’da medfun...

4 İMZALI MUHTIRA: 12 MART

1960 darbesiyle hızını alamayan cuntacılar, yani zamanın Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra verdi. Cuntacılar, ‘biz buradayız ha, geç kaldık’ diyerek 11 yıl sonra siyasetin önünü yine kesti.

GECE GELEN DARBE: 12 EYLÜL

1975 yılından sonra Türkiye’de anarşi ve terör olayları artmaya başladı. ‘Karanlık bir el’ ülkemizi kan gölüne çevirmek için elinden geleni arkasına koymadı. Özellikle 1980’in ilk yarısında sağ-sol, Alevi-Sünni çatışmaları iyice körüklendi. Son dönemdeki çatışmalarda, milletvekilleri, askerler, sendikacılar öldürüldü.

Terör ve şiddet 1980 yılının Temmuz-Ağustos aylarında zirveye çıktı.

12 Eylül 1980 günü gece vakti Türk Silahlı Kuvvetleri, emir-komuta zinciri içinde yönetime doğrudan el koydu. Darbeyle birlikte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan 5 kişilik bir Milli Güvenlik Konseyi kuruldu.

Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, Gelibolu Hamzakoy’a, Necmettin Erbakan İzmir Uzunada’ya gönderildi.

Böylece ‘Türkiye’nin demokrasi yürüyüşü’ askerler tarafından bir defa daha kesilmiş oldu.

KARA BİR LEKE: 28 ŞUBAT

Türkiye’nin tarihine ‘kara bir gün’ olarak geçen darbelerden bir tanesi de 28 Şubat’tır.

Bu darbe, Müslümanlara karşı

‘topyekûn savaş’ mantığı ve mantalitesiyle yapılmış bir darbedir.

“İrtica ile mücadelemiz bin yıl sürecek” diyen dönemin kudretli (!) generali Çevik Bir ve paşalarının yaptığı bir darbedir.

O günlerde ABD dergisine makale yazan Çevik Bir bakın ne diyor: Bu darbe ‘İsrail’le dostluğun sürmesi’ için yapıldı. İşte bu cümle bile darbenin İsrail’in çıkarları için yapıldığını teyit ediyor..

27 NİSAN VE DİK DURUŞ

Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısı ile 27 Nisan 2007 tarihinde gece saat 23:20’de yaptığı, laiklikle ilgili açıklama tam bir “muhtıra” niteliğindeydi.

Hemen ertesi günü hükümet sözcüsü Cemil Çiçek Genelkurmay Başkanı’nın resmi olarak Başbakan’a karşı sorumlu olduğunu

belirterek, adeta ‘herkesin haddini bilmesi’ gerekir türünde bir açıklama yapmıştı. e-muhtıra hükümetin baskıları sonucu, 29 Ağustos 2011’de Genelkurmay Başkanlığı’nın sitesinden kaldırılmıştır.

Bu bilgileri niçin verdim;

Türkiye nerdeyse bir asra yakın zaman dilimini yukarda belirttiğim askeri darbe ve muhtıralarla geçirdi...

Allah’ın izniyle ‘Güçlü Türkiye, güçlü ekonomi, güçlü siyaset’ sayesinde o günlerin bir daha geri gelmemek üzere mezara gömüldüğünü, çöplüğe atıldığını gözlemliyoruz artık...

Son söz;

Bunları yazalım, milleti aydınlatalım ve o günleri görmeyen ve bilmeyen yeni nesil de Türkiye’nin nereden nereye geldiğini bilsin görsün...

Selâm ve dua ile kalın...

‘TEK ORDU, TEK KOMUTAN’

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Harp Akademilerini ziyaret etti. Ordunun birliğinin, beraberliğinin, emir komuta zincirinin gücünün mutlaka en üst düzeyde tutulması ve korunması gerektiğini söyleyen Erdoğan, “Her fırsatta söylüyorum, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Sizlerin huzurunda buna bir de tek ordu, tek komutan vurgusunu da eklemek isterim. Anayasamızın 117’nci maddesi, ‘Başkomutanlık TBMM’nin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur’ diyor. Yine aynı maddenin devamında da, ‘Genelkurmay Başkanı, silahlı kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getirir’ ifadesi yer alıyor. Sizler gibi yiğit, cesur, eğitimli, bilgili, dirayetli ve sadakatli mesai arkadaşlarına sahip olduğum için, ne kadar iftihar etsem azdır. Rabbim her birinizi korusun; çalışmalarınızda sizlere güç, kuvvet versin” diye konuştu.

TSK’DAN ‘MİLLİ İRADEYE BAĞLILIK’ VURGUSU

Bunun üzerine ‘askeri darbe’ gibi gülünç iddiaları gündeme getirenlere Genelkurmay’dan ‘milli iradeye bağlılık’ vurgusu yapılmış ve tokat gibi açıklamayla şöyle cevap verilmişti: “Türk Silahlı Kuvvetleri’nde disiplin, mutlak itaat ve tek emir komuta esastır. Hiçbir yasadışı, emir-komuta hiyerarşisi dışı oluşum ve/veya harekete taviz verilmesi söz konusu değildir.”


HER ZAMAN MAĞDUR VE MAZLUMUN YANINDAYIZ

İnananların yüzakı Akit kurulduğu günden beri daima mağdur ve mazlumun yanında olmuş bir gazete…

27 Mart 2016’da manşetten Haber Müdürümüz Murat Alan imzalı “Linç Çetesi’ başlığı altında verdiğimiz haber tam bir dramı yansıtıyordu: FETÖ-Brifingli yargı mensuplarının işbirliği ile 28 Şubat 1997’de yaşları 20 ila 17 arasında değişen 5 MGV’li gence, başörtüsü ve Ayasofya eylemlerine katıldıkları için 33 yıl hapis cezası verildiği ortaya çıktı. Ertesi gün “fikri takip’ babında haberimizi devam ettirerek, 5 MGV’li genci yargılayan DGM’nin Başkanı Şerafettin İste’nin ‘itiraf gibi’ açıklamalarını manşete taşıdık: “Yasalara bağlı kalınmaz ise terörle mücadele kolaylaşır. Ancak kurunun yanında yaş da yanar” diyen İste, adeta ‘suçsuzu da cezalandırabiliriz’ mesajı veriyordu…

TOP BAKANLIKTA

28 Mart’ta sürmanşetten duyurduğumuz, Muhammet Kutlu imzalı “Bodrum Kalesi’ndeki camiyi kim açtırmıyor” haberini ertesi gün ‘Top bakanlıkta’ başlığıyla okuyucularımızın bilgisine sunduk.

Mesaj yerine ulaştı, inşallah Bodrum Kalesi, camisine kavuşacak…

30 Mart’ta, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ABD’ye gitmeden havalimanında yapmış olduğu konuşmayı, “Kara paranın ağababası Pensilvanya’da” başlığıyla okuyucularımıza duyurduk.

31 Mart’ta hükümetin Çankaya’da gerçekleştirdiği Paralel Devlet Yapılanması ile Mücadele Koordinasyon Toplantısından çıkan görüşmeyi, “Paralel Örgüt’e sıkı takip’ başlığıyla duyurduk.

PARALEL ÇETE, PKK İŞBİRLİĞİ

1 Nisan’da sürmanşetimizde FETÖ’nün firari tetikçileri, PKK ile omuz omuza çalışan küfürbazlar Emre Uslu ve Adem Yavuz Arslan’ın Washington’daki provokasyonlarını Ankara temsilcimiz Serdar Arseven’in çektiği özel fotoğraflarla “Tetikçiler işbaşında” başlığıyla gündeme taşırken, manşetimizde de Mehmet Özmen’in “KPSS hırsızına 19 saniyede rapor” başlıklı özel haber yer aldı.

Dün de gazetemizin sürmanşetindeki haber tam bir dramı yansıtıyordu. Ankara Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Sivas Mazlumlarından epilepsi hastası Faruk Belkavli 23 yıldır cezaevinde.

Atmış olduğumuz, “Bitirin bu zulmü” başlığıyla mazlum ve mağdurların yanında olduğumuzu bir defa daha haykırıyoruz…

Kadir Demirel Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle