Türkiye’nin geleceğine Batı mı karar verecek?
Bir devlet zayıf olmaya görsün. Ne kadar haklı da olsa, güçlülerin gücü ve kuru gürültüleri sayesinde mahkûm olur. Bu ülkenin sorunu yanlış bir şey yapmasında değil. Gayet masumane, hukuk kuralları çerçevesinde ve hatta Batı normlarına (mesela demokrasiye) uygun bir şekilde yönetim şeklini yeniden dizayn ediyor. Değişiklik olursa Batı standartlarına yönetimsel olarak biraz daha benzeyecek. Fakat Batı dünyası bu değişikliklerden rahatsızlık duyuyor.
Sebebi de huzur ve refahı sadece kendisi için istemesidir. ABD Dışişleri Bakanı Tillerson, yüzbinlerce vatandaşını öldüren Esed’in geleceğine Suriye halkı karar verir diyor. Peki, Erdoğan’ın geleceğine kim karar vermeli? Türk halkı mı, CIA mı, New York Times mı, yoksa Avrupa mı? Yaşamı bile halkı için bir lüks haline getiren Esed’e gıkı çıkmayanlar neden Türkiye’nin seçimlerine bu kadar müdahil oluyorlar?
Neden Türk bankaları ve işadamları ABD’nin İran ambargosuna uymadıkları gerekçesiyle tutuklanıyorlar? Kaldı ki bir usulsüzlük de görünmüyor. Başka bir ülkenin ambargo kuralları neden özgür bir ülkeye dayatılıyor ve vatandaşları tutuklanıyor? Türkiye de ambargo koyduğu Ermenistan’la iş yapan Amerikalı bankacıları tutuklamalı mı şimdi? ABD ve Avrupa neden İran’a yüzer adet uçak satar da Türk ve Arap uçaklarının kabinlerinde bilgisayar kullanımına yasak koyar? Kabindeki bilgisayar bombaya dönüşebiliyor da kargo bölmesindeki dönüşmüyor mu?
Bu yasağın sebebini aslında çok iyi biliyoruz. Zamanında çıkardıkları open-sky (açık hava sahası) kuralı nedeniyle ABD’ye sınırsız sefer izni verildi. Bilhassa körfez ülkelerinin havayolları ve sonradan THY, ABD şehirlerine çok sayıda sefer düzenleyince ABD’li havayolu şirketleri zarar etmeye başladı. Şimdi bu zararı kapatmak için seferleri azalttırmak yerine -ki o zaman Avrupalı havayolları da cezalandırılır- Müslüman havayollarına mahsus kurallar çıkarılıyor. Hâlbuki serbest ekonominin mucidi Amerikalılardı. Demek ki liberalizm de ABD’ye faydalı olduğu sürece iyi bir sistemmiş.
Mevzu sadece ekonomik çıkarlar olsa bir nebze anlaşılırdı. ABD ve birçok Avrupa ülkesi aranan ne kadar terör ve terör yandaşı varsa evlatlık almışçasına sahip çıkıyor. Sorsanız Türkiye’de demokrasi ve özgürlük olmadığı için koruduklarını söylerler. Oysa Türkiye’ye yapılanın aynısı Mısır’da yapıldı, başarıldı ve birçok gazeteci darbeciler tarafından hapse atıldı. Kimse de akıbetini sormuyor. 15 Temmuz’da darbe olsaydı hükümete yakın birçok gazeteci içeriye alınacaktı ve Avrupa yine sesini çıkarmayacaktı. Çünkü zaman şahittir ki sadece kendine hizmet edenleri koruyorlar.
Gerçekten özgürlüğe inansalardı bakanların miting yapmasını yasaklayıp terör artıklarını sokağa döküp de buradan mide bulandırmazlardı? Hayır oyu kullananlara ücretsiz ulaşım hizmeti vermezlerdi. Medyalarında Hayır lehine yayınlar yapmazlardı. Bu yapılanlar düpedüz Türk siyasetinde taraf olmaktır ve müdahilliktir. Çıkıp 16 Nisan’la ilgili endişeli olduklarını beyan ediyorlar. Bir insan neden seçimlerden endişelenir? Üzülmeleri gereken darbeler, devrimler, gayrimeşru yönetim değişiklileri vs. değil miydi? Avrupa’da 1991 yılına kadar belli bölgelerinde kadınlara oy hakkı vermeyen ülke (İsviçre) bile var. Hal böyleyken halk iradesinden ve özgürlüklerden bahsetmeleri tuhaf değil mi?
Cumhurbaşkanının bu ülkeye daha çok faydalarının olacağını Batılılara söylediğimizde “biliyoruz” diye cevap veriyorlar. Ancak yine de yanlı yayın yapmaktan vazgeçmiyorlar. Çünkü sadece kendilerine demokratlar. Hakikaten de kendi içindeki düzen dışarıya model olacak kadar iyidir. Ancak diğer ülkelere, Batıdaki huzura ve refaha sunacağı katkı nazarıyla bakarlar. Sayın Erdoğan’ın suçu (!) ülkesinin çıkarlarını diğer ülkelerden üstün tutmasıdır. Batı dünyasında makbul bir lider olması için halkının değil, onların sevmesi, kendi ülkesinin değil, onların çıkarlarını koruması gerekir. Cumhurbaşkanının böyle bir niyeti yok. Dolayısıyla suni gerginliklerle iç işlerimize karışmaya devam edecekler.







