“Teröristime Dokunma”
Türk bilim tarihi adına kara bir haftayı geride bırakıyoruz. 1128 sözde bilim adamı, yalan olduğu ayan beyan ortada ve ispatlanabilir bazı iddialar içeren bir bildiriye imza attılar. Bilimde ispat esastır derler. Yanlış olduğu bilinen bir tezi kabullenmek bilime zıttır. Eğer yanlışsa o tez bilim değildir. Yanlışa rağmen savunuluyorsa, savunan; adam değildir. O kişinin bilim adamlığı da ademdir (yoktur). Bildiriyle devletten istenen şey teröristlere dokunulmamasıdır. Çünkü “Ordu Göreve” gelmeyince devrim için PKK’nın silahlı gücü kullanılmak isteniyor.
Hem teröriste akıl hocalığı yapan hem de terörü meşrulaştıran bildiriye akademik özgürlük diyorlar. Akademik özgürlük; bilim adamının yaptığı bilimsel çalışmalarının önündeki tüm engellerin kaldırılarak çalışmaların devamı ve başarısı için özgür bir ortam oluşturulması demektir. Keşke atomu yarıp içine yazı yazmalarına engel olunduğu için bir bildiri yayınlayıp haklarında soruşturma açılsaydı da “bilim adamları baskı altında” diyebilseydik. Tıpkı Galileo’nun “dünya dönüyor” demesi yüzünden mahkum edilmesi gibi.
Ama öyle değil. Bizim akademisyenlerimiz siyaseti bilimden daha iyi bilirler. Yerli ve yabancı gazetelerde bildiri yayınlatıp ülkelerini şikayet ederler ama yabancı bilimsel dergilere makale sokamazlar. Nobel ödülü alan Mardin’li Aziz Sancar’ı bile bilimle değil ideolojiyle yargılayacak kadar bağnazdırlar. Bir diğer dünyaca ünlü akademisyen Şerif Mardin’i de Bediüzzaman Said Nursi hakkında kitap yazdığı için dışlamadılar mı? Dışladıkları Prof. Mardin Amerika’da sayılı sosyologlardan oldu. Belki de bilimsel araştırma yapmak yerine Mardin’deki terör üzerinden siyaset yaptıkları için içlerinden iyi hocalar çıkmıyor.
Başarısız akademisyenler olmaları neyse de ülkelerine ihanet etmeleri katlanılır gibi değil. Bildirinin hem Türkçesi hem İngilizcesi okunduğunda yabancılara hitaben yazıldığı hemen anlaşılabiliyor. Çünkü gerçeklikten uzak iddialara yurt içinde müşteri bulamayacaklarını iyi biliyorlar. İhanet diyoruz çünkü imzacıların bazıları Soros’un ve AB’nin desteklediği bazı derneklerden maaş alıyor. Soros’un destek verdiği bir internet sitesi ise bildiriyi İngilizceye çevirip tüm dünyaya yaydı. Ayrıca Türkçe metinde “kasıtlı ve planlı yıkım” denirken, İngilizce metinde “deliberate and planned massacre” (kasıtlı ve planlı soykırım) deniyor. Türkçe bilenlere kıyım yapılıyor derken, yabancılara soykırım yapıldığını yazmışlar. Bu hainlik değil de nedir? Devlet halkını soykırımdan geçiriyorsa neden sadece 4 ilçede sokağa çıkma yasağı uyguluyor? Cizre’deki Kürt de Uludere’deki Kürt değil mi? Çınar’daki saldırıda bebekleri devlet mi öldürdü? Polis hendeğin olmadığı bir mahalleye müdahale etti mi? Bu soruların cevabını o 1128 kişi çok iyi biliyor. Fakat yobazlıkları yüzünden gerçekleri gizliyorlar.
Korkarım ki bu düzeydeki devlet düşmanlığını bilimsel çalışmalarına da yansıtıyorlardır. Şahsen imzacı hocaların (varsa) buluşlarını da gizleyeceklerine inanıyorum. Çünkü her keşif veya icat hükümetin hanesine bir artı olarak geçecektir. Putin’i bile kendisine tercih ettikleri Erdoğan’ın buluşlarından nemalanmasına razı olmazlar. Fakat Erdoğan’ın temin ettiği imkanları kullanıp geçmişe göre çok iyi olan maaşları almaya devam ederler. Oysa sevdikleri Putin kendisine muhalif akademisyenleri infaz ediyor. Daha Perşembe günü Rusya’nın en meşhur tarihçilerinden Vlad Pribylovsky sokak ortasında infaz edildi.
Yazımızı bir çözüm önerisi ile bitirelim. Metinde “ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesi” deniyor. Cumhurbaşkanı zaten yabancı akademisyenlere çağrıda bulunup, gelip olayları gözleriyle görmelerini istedi. Demek ki devletin baş(kan)ı kendinden emin. Hatta yabancı gazetecilerin de gelip terörü yerinde görmesi gayet güzel olur. Cizre, Silopi veya Sur’a gidip çatışmaları izlesinler. 1128 akademisyense ihanet bildirisini yayınladıkları için derhal üniversitelerden atılmalılar. Hazır katıksız hainlerin isimleri deşifre olmuşken hesabı sorulsun. Vicdanı olmayana kesinlikle merhamet edilmemeli.







