Siyaset görünümlü kibir savaşları
Ülkemiz içindeki ve çevresindeki gerilime sebep olan dinamiklerin içine gizlenmiş kibir duygusunun, sorunların bu noktaya gelmesinde ana unsur olduğunu söylesem katılır mısınız? Bir tarafta halk ve onun kendi içinden seçtiği hükümet edenler, diğer tarafta kendilerini devlet üstü gören ve devletin kendilerinin öz malı olduğunu düşünen Cumhuriyet (döneminin) zihniyetine sahip elitler, kendilerini insanüstü gören hocalar, dışarıda ABD, AB vs… Hepsinin ortak özelliği, haiz oldukları unvanların ve gücün üstünlüğü gerektirdiğine inanmaları ve buna göre davranmalarıdır.
Kendilerini doğuştan ayrıcalıklı, ötekileriyse cahil, fakir, yönetilmesi gereken ve onları alt sınıflara otomatik olarak duhul eden bir güruhtan bahsediyoruz. Gençliğinde simit satacak kadar fakir bir Cumhurbaşkanının Cumhuriyeti kuran oligarşinin varislerini teröre destek vermeleri nedeniyle tokatlaması ağırlarına gidiyor. Kâinata hükmetmenin planlarını yapan bir meczup ve peşindeki ahmak sürünün ayağının Türkiye’ye takılması işlerine gelmiyor. Dünyanın süper gücü ABD’nin, günahlarını yüzüne vuran bir lider ve hükümetten hazzetmediğini bizzat kendi elçileri söylüyor. 60 yılda ancak birliğini sağlayan AB’nin kaderinin Erdoğan’ın ağzından çıkacak kararlara bağlı olması zorlarına gidiyor.
Hep derim, yine derim ki ezelden ebede kadar demode olmayacak tek ideoloji egoizmdir. Egosu yüksek kişi, grup ve devletlerin, haliyle kibri de yüksek oluyor. Bir çatışma veya çekişmede yenileceklerse kendilerinin dengi olan hasımları tarafından yenilgiye uğratılmak isterler. Asil olmayan, fakir ve güçsüz birilerine mağlup olmak onlar için utanç vesilesidir.
Ebu Cehil’in ölüm anını okumuşsunuzdur. Ebu Cehil, Bedir meydanında kendisini yaralı halde yakalayan sahabeden Abdullah ibn Mesud’a “koyun çobanı” diye hakaret eder. Kibrin zirvesindeki Ebu Cehil öleceğini anlayınca “Senin beni öldürmen bana çok ağır gelecek. Hiç olmazsa boynumu göğsüme yakın kes de başım heybetli görünsün” der. Onunki öyle bir kibir ki hiç görmeyeceği kesik kellesi için bile beğeni istiyor.
İşte yıllardır yapılan envai çeşit darbeyi yapanların itici gücü, içlerindeki Ebu Cehil’inkine benzeyen kibirden başka bir şey değildir. Bir araya gelmesi muhtemel olmayan kişilerin ittifak yapmasının sebebi ortak bir noktada yani kibirde buluşmalarıdır. Bu yüzdendir ki birinin başlattığı kalkışmaya diğeri destek olmuştur. Gezi olaylarını başlatan sol-laik kesime FETÖ’nün desteği, FETÖ’nün 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe teşebbüslerine ulusalcıların desteği, PKK terörüne mezkûr tüm kesimlerin destek vermesi ve her kalkışmaya Amerika’nın ve Avrupa’nın sahip çıkmasını bu bağlamda okumak gerekir. Kibir birliğinin DAEŞ’e bile destek verdiğini ekleyelim.
Çünkü kendilerinde doğuştan var olduklarına inandıkları yücelik, rakibine karşı suç işlemeyi ve suçluları meşru görüyor. Darbe emrini veren Fetullah haininin 15 Temmuz darbesini püskürten halk için “Varsın bir sürü ahmak bir başarı ele etmiş gibi güle dursun. Düğünler dernekler kursun. O komik durumlarını birer bayram ilan etsinler. Eğer bunlar hayatta kalırlarsa keşke diyecekler ama diyemeyecekler” demesi, kibrinin de imamlığı gibi kâinata sığmadığının göstergesidir.
İşte devlet, kendisini devletten de üstün gören bu tür kibir sahipleriyle mücadele ediyor. Eğer bu mücadele başarı ile neticelenirse milletin değerlerini, insan gücünü, devletini ve kaynaklarını gasp edip üst üste koyarak arşa çıkmaya çalışanların saltanatı son bulacak. Şu anda hem kralın çıplak, hem de sahte olduğunun ortaya çıkması için mücadele veriliyor. 15 Temmuz’da kibir abidelerinin sadece organize saldırısı püskürtüldü. Fakat failler ve yüksek egoları yerli yerinde duruyor ve yeni sorunlar çıkarmaya devam ediyorlar. Şimdilerde ekonomiyi çökertmenin planlarını yapıyorlar. Ekonomik krizin darbeden daha az etkisi olmaz. Onun için dikkat etmek lazım.







