Şimdi sıra insana yatırımda
Toplumlar maddi ve manevi gelişimlerini paralel bir biçimde geliştirmek zorundadırlar. Maddi bağlamda, ekonomik ve askeri alanlardaki geri kalmışlık ülkeleri diğer ülkelere yem etmenin yanı sıra toplum içinde bitmeyen kargaşalara ve kavgalara neden olur. Bu yüzden güçlü olmak gerekiyor. Ancak hayat, insan-merkezli olduğu için en başta insanı geliştirmek gerekiyor. Maneviyattan yoksun bir insan ne kadar varlık içinde yaşarsa yaşasın iyi bir ahlak ve manevi değerlerle bezenmezse hem kendisine hem de çevresine zarar veren bir canavara dönüşme ihtimali vardır.
Ülkemiz son 20 yılda Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde önemli ve de gurur okşayıcı atılımlar yaptı. Geniş ve güvenli yollardan tutun devasa havalimanları ve hastanelere, oradan global markalara kadar nice başarılar bu ülkeyi bir üçüncü dünya ülkesinden nerdeyse gelişmiş ülke düzeyine getirdi. Kalan eksikler mutlaka önümüzdeki beş yılda tamamlanacaktır. Tabi yine doğal afetler, savaşlar vs. olmazsa. Yine de muhtemelen beş yıl sonra çok daha iyi bir düzeyde olacağız. Bu yüzden yatırımlar devam etmeli.
Ancak şu günlerde bilhassa ve bizzat hükümete destek veren gazetecisinden STK’sına kadar birçok kişi ve kurum önümüzdeki dönemin insana yatırım dönemi olması için paylaşımlarda bulunuyor. Bazılarıyla bizzat görüşme fırsatım oldu. Hepsi de yeni nesli başıboş bırakmamak konusunda hemfikir. Hatta Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan hoca fikir ve söylemi yıllar önce bırakıp eyleme geçerek on binlerce talebeye ulaşıp onları manevi ve milli çizgide tutarak iki yönlü (dünyevi ve uhrevi) olarak yetiştirmeye başladı. Bu olağanüstü gayrete bizzat şahit oldum.
Ancak gençlerimizin sayısı milyonlar olduğu için Yusuf Hoca gibi bireysel çabaların yanı sıra, içinde devletin, STK’ların ve bilhassa ailelerin olduğu takviye kurumsal ve organize çalışmalar yapılması gerekiyor. Gençlik maalesef FETÖ denen illetin ve birkaç benzerinin toplum içine cemaat kisvesiyle sızıp sonradan gerçek yüzünü göstermesiyle manen rehbersiz kaldı. Aileler FETÖ gibi kötü bir sui misal yüzünden diğer dini gruplardan da çekinir oldular. Bu durum işini doğru yapan ve itikadı düzgün grupları da zan altında bırakırken, gençliğin de dini değerlerden mahrum olarak yetişmesine neden oldu.
On yıl öncesinin lise ve üniversite gençliği yok maalesef. Özellikle aileler yetişmenin manevi kısmında gevşek kalınca yeni neslin rehberi uyuşturucuyu, dinsizliği, sefahati, eğlenmeyi özendiren internet fenomenleri ve sanatçı görünümlü sefih karakterler oldu. Ortalama bir genç bir dua okuyamazken Dua Lipa isimli yabancı şarkıcının şarkılarını ezbere biliyor. Gençliği sosyal hayattan koparmamak lazım. Ancak sadece nefse hitap eden bir dünyada manen zayıf gençleri bu dünya yutar bitirir.
Sonuçta kendine bile hayrı olmayan bir nesil yetişir ki böyle bir nesle değil ülkeyi, kendisini bile kendisine teslim edemezsiniz. Hususen ailelere büyük görev düşüyor. Çocuklarıyla gurur duymak istiyorlarsa onları cep telefonlarındaki fenomenlere emanet etmemeliler. İnternet sadece dünyayı değil idealleri de küçültüp gençlerin hedefini sadece rahata ve eğlenceye indirgiyor. Oysaki hayat daha büyük ve daha zor. Gençler zorluklarla karşılaşınca da isyan bayrağını açıyor.
Maalesef Z kuşağı dediğimiz kesim iyi yetiştirilemedi. Bir sonraki kuşak, eğer sahip çıkılmazsa ilerleyen teknolojinin etkisiyle daha vahim bir hal alacaktır. Oysaki bizim değerimiz gençlerimizdir. Gençler ise insani ve manevi değerlerle değerlenirler. Bu dönem insana yatırım yapalım. Kendi çocuklarımızdan, yeğenlerimizden veya etrafımızdaki çocuklardan başlayalım. Birey, aile, mahalle ve devlet olarak el ele verelim.
“Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular.” (Meryem, 59). “Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar.” (Bakara, 128)







