Şikâyetlerimiz çok, ya öneriler?
Koronavirüs, hem varlığıyla hem de bitişiyle ekonomileri ve toplumu çok kötü etkiledi. Aslında biten bir pandemi yok. Avrupa ülkeleri tek tek kapanmaya gidiyor ve sınır güvenliklerini sıklaştırıyorlar. Ancak tedbirlerini ekonomiye daha az verecek şekilde almaya çalışıyorlar ki bu sayede çarklar durmasın ve insanlar işsiz kalmasınlar. Aksi takdirde geçim sorunu virüsten daha fazla sıkıntıya neden olacak.
Ne var ki pandemiden çıkış(?) da başlı başına bir sorun oldu. Çıkış öyle bir hızla gerçekleşti ki alınmayan ürünlere talep patlaması oldu ve bu da arz talep dengesini bozarak arz edilenden daha fazlasının talep edilmesine neden oldu. Örneğin piyasaların istediği dört ürünse üreticiler bir veya iki ürün verebildi. Bu da az olan ürünlerin fiyatlarında hızlı artışlara neden oldu. Bugün dünyanın hemen her ülkesinde gıda fiyatları % 50, gaz, demir, alüminyum ve kömür gibi emtialarsa birkaç kat artmış durumda. Petrol bile üç yıl öncesine göre nerdeyse üç kat artmış durumda.
Eğer virüs hayatımızdan çıkarsa fiyatların dengelendiğini görebiliriz ama çıkmasına zaman var gibi. Bu da mevcut krizin devam edeceğini gösteriyor. Dünyanın kalanı bir yana, Türk halkı son günlerde enflasyondan epey bezmiş durumda. Bu noktaya gelinmesinde birçok faktör sayılabilir. Sebepler az çok malum da, hepimize düşen ödev; şikâyet etmenin yanı sıra çıkış yollarını hep birlikte bulmak ve onu uygulayacak olan hükümete sunmaktır.
Şunu öncelikle hatırlatmak gerek; devletin elindeki imkânlar krizle baş etmeye yetecek düzeydedir. Tek mesele, bunların doğru stratejilerle ve verimli olarak kullanılmasıdır. Örneğin; Türk Ticaret Bankasının yeniden açılması, devlet banka sayısını yanılmıyorsak yediye çıkardı. Devlet elindeki bankalarla para piyasalarına denge getirebiliyor ve getiriyor da. Ama sorun sadece bankacılık sektöründe olmadığı için birçok sektöre kendi enstrümanları veyahut kendinin olmayanlarla müdahale edip piyasaları dengelemesi gerekiyor.
Bir örnek vermek gerekirse; TOKİ eski günlerdeki gibi faal olarak çalışmalı ve her ilde konut fiyatlarını yapacağı uygun fiyatlı konutlarla dengeleyebilmeli. Diğer bir örnek; büyük market zincirlerini sıkı denetlemenin yanı sıra onlarla işbirliğine de gidilebilir. Mezkûr marketlerin sayısı nerdeyse devlet dairelerini geçecek. Marketler alım güçleri sayesinde piyasaya yön verebildikleri için, hükümet onlarla birlikte hareket ederek aracı/komisyoncu zulmüne son verebilir. Ayrıca durumu kötüleşen en alt tabakaya erişmek ve onların temel ihtiyaçlarını karşılamak da marketler üzerinden yapılabilir. Marketlerin hiçbirini şahsen tanımadığımız için onlara lobicilik yaptığımız sanılmasın. Burada amacımız sadece çözüm ve çözüm ortakları konusunda sesli düşünmektir.
Öte yandan, dövizden elde edilen gelirin vergilendirilmesi de düşünülebilir. Çünkü hiç kimse paradan para kazanınca yatırıma yönelmez ki bu da üretimi olumsuz etkiler. Eğer böyle bir vergilendirme olursa elde edilen gelir de direkt öğrencilere aktarılsın. Mesela yurtlardaki öğrencilerin yemek masrafları tam olarak karşılanmış olsun.
Şu bile yapılabilir; Almanya gibi nüfusu yaşlanan ülkeler ciddi manada işgücüne ihtiyaç duyuyorlar. Ülkemizde üniversite mezunlarının sayısı her geçen yıl hızla artıyor ve bu insanlar iş bekliyor. Bazı ülkelerle görüşmeler yapılıp istihdamları konusunda çalışmalar yapılabilir. Avrupa ülkeleri muhtemelen konuyu siyasileştirip tavizler koparmaya çalışacaklar ama onlar bizlere daha çok muhtaç oldukları için mutlaka beyaz yakalı personel talebinde bulunacaklardır.
Hepimizin aklına bu ve benzeri birçok fikir geliyor. Yukarıda yazılanlar dahil çoğunun uygulanması mümkün bile olmayabilir ama bazen tek fikir bile her şeyi değiştirebiliyor. Acaba hükümet bir öneri iletim mekanizması oluşturup önerileri değerlendirir mi?







