--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Selfie’ci Sefirlerle Sefiller

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş

Mehmet Akif yaşıyor olsaydı herhalde “Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela” yerine “Kimi Neo-Con, kimi konsolos, kimi gazeteci, kimi bilmem ne bela” diye dertlenirdi ülkesi için. 100 yıl önce bahsini yaptığı zevat, Osmanlı’yı öldürmek için Çanakkale Boğazı’na dayanmış katillerdi. Bugün ise İstanbul Boğazı’nın sırtlarına yerleşenler 100 yıl öncesinin katilleriyle birlik olup güçlenen Türkiye’nin önüne geçmeye çalışıyorlar. Gezi olayları, paralel darbe,  PKK’nın şehir savaşları ve nerden geleceğini bilmediğimiz yeni belalar hep aynı amaca hizmet ediyor; aslına dönmenin önüne geçmek. 

Fakat ne yapsalar olmuyor. Olmayınca daha da saldırganlaşıyorlar. Hükümetler, istihbarat birimleri, örgütler vs. bir şey yapamayınca gazetelerde darbe tehditlerinden tutun, ülkeye ihanetle suçlanan gazetecilerin duruşmalarına katılıp selfie çekmeye kadar vardırıyorlar işi. Gördükleriniz sefirlerle (büyükelçiler) sefillerin insani dayanışması değildir. İngiliz diplomasisini iyi bilen bir arkadaş, ilk duruşmaya katılan konsolosun kabinenin iznini almadan mahkemeye gidemeyeceğini söylüyor. Doğru söylüyor. Can Dündar’a destek veren tüm konsoloslar devletlerini temsil ettikleri için milli bir meselede  izin almadan taraflarını belli edemezler. Dolayısıyla ilk duruşmada aslında Almanya, İngiltere, Polonya, İtalya, ABD, Hollanda devletleri vardı. 

Duruşmaya katılan sefirler de basın özgürlüğü bahanesiyle devlet sırlarının ifşasına karşılar. Ama bir şartla; sırlar kendi ülkelerine ait olmalı. Wikileaks’in sahibi Julian Assange şu anda Londra’daki Ekvator Büyükelçiliği’nde 19 m2’lik odaya hapsedilmiş durumda. Elçilikten çıkarsa tutuklanacak. Aslında Assange masum değil. Gizli belgeleri deşifre ettiği için tutuklanmayı hak ediyor. İngilizler, Assange’ın kaçmaması için elçiliğin etrafında 64 polis bulunduruyor ve onu gözetim altında tutmak için günlük 65 bin Euro harcıyor. Aynı İngiltere konu Türkiye’nin mahrem bilgileri olunca birden basın/fikir özgürlüğünü hatırlıyor ve failleri koruyor. Tıpkı Gezi olaylarının aktörlerinden aktör Mehmet Ali Alabora’ya sığınma hakkı verip sonra da vatandaş yapmaları gibi. 

Ülkeye ihanet meselesinde mevzuyu biliyorsunuz.  Paralel Yapı, MİT’in Suriyeli Türkmenlere gönderdiği yardımları sanki IŞİD’e silah desteği veriliyormuş gibi bir algı başlattı. TIR’lardaki silahları da fotoğraflayıp Cumhuriyet gazetesine vererek sanki IŞİD’e giden silahlarmış gibi yayınlar yaptırdılar. Oysa Türkiye IŞİD’e destek vermedi. Herkes bilmese de konuyla ilgilenen her gazetecinin bildiği bir gerçektir bu. Hem IŞİD’e yardım ediliyor olsaydı, Türkiye’yi şikayet ettikleri ABD ve Batının haberi olmaz mıydı? 

Suriye’de her ülkenin desteklediği gruplar var. Hatta Amerika’da Pentagon ve CIA aynı anda farklı gruplara destek veriyor. Bizzat Amerikan medyası Pentagon destekli gruplarla CIA destekli grupların birbirleriyle savaştığını yazabiliyor. Suriyeli gruplara verilen destek bu kadar aşikarken MİT’in tıpkı Amerika, İngiltere ve Almanya gibi muhaliflere destek vermesini IŞİD’e destek veriyormuş gibi göstermek katıksız ihanettir. 

Ak-Saray’dan kaçıp Buckingham Sarayı’nda kraliçenin eteğine sığınmak, Cumhurbaşkanına meydan okuyup ülkesine dönmeye korkan kaçak bir imamdan cesaret almak, devleti IŞİD terörüne destek vermekle suçlarken PKK terörüne destek vermek veyahut kendini Neo-Con’lara kullandırmakla bu ülkede bir şeyi değiştiremezsiniz. Arkanıza yabancı ülkeleri almanız sizi kurtarmaz. Kendinizi köleleştirebilir ama bu ülkeyi kolonileştiremezsiniz. Belki şöhret olur, efsaneleşirsiniz. Fakat o da bevval-i zemzem şöhreti olur.  

Son olarak basın özgürlüğü çerçevesinde İngiliz konsolosun özel hayatına dair biraz bilgi verelim. Derler ki; konsolos Leigh Turner evli ve iki çocuklu. Ailesi İngiltere’de. Fakat konsolos bey İstanbul’da Türk sevgilisiyle takılıyor ve partilerde birlikte boy göstermekten çekinmiyor. Sayın konsolos herhalde bu bilgiyi yazmamızı da basın özgürlüğü kapsamında görürler. Ayrıca Can Dündar’a destek çıkmasının sebeplerinden biri bu ortak nokta mı? Yani ikisinin de eşlerini aldatmalarında beis görmemeleri mi?

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle