Seçilmiş diktatör (!)
Seçim yenilgisi ulusal ve uluslararası muhalefetin merkezlerini adeta yas evine çevirdi. Kendilerinin bile adil kabul ettiği seçimleri kazanamayınca sinirlerinden ne yapacaklarını bilemeyip küfür niyetine Erdoğan’a “diktatör”, “otokrat” veya “tek-adam” gibi aynı manaya gelen terimlerle saldırdılar. Mezkur zevat demokrasinin olduğu yerde diktatörlüğün olmayacağını hepimizden daha iyi bilir ama kaybetmek acı verince seçilmiş adayı diktatör yapıveriyorlar.
Varsın yapsınlar. Gerçekler inkar etmekle yalana dönüşmezler. Yerli-yersiz muhalifler asıl kendi yozlaşmışlarına baksınlar. Her zaman dediğimiz gibi; Türk muhalefeti demokrasiye karşıdır. Çünkü ülkenin demokrasiye geçtiği 1945 yılından beri cahil (!) halk yüzünden iktidar yüzü göremediler. Bu yüzden darbeler yapıp cunta diktasına ve darbe sonrası kurulan oligarşik hükümetlere destek verdiler. Onlar için sorun diktatörlük değil, diktatörün kendilerinden olmaması olmuştur.
CHP’de temerküz eden diktatoryal ruh bugün iktidara gelse, eskisi gibi öteki Türkiye’yi mahrumiyet alanına çevirip kamusal alanı onlara kapatır. Seçim öncesindeki süreci hatırlayın. Başörtülünün elini sıkmayan CHP’liler, diktatörün (!) ülkesinde diktatöre küfreden boş-beleşçi gençlik, intikam yemini edenler, korkusundan Erdoğan’ın kazanamayacağını söyleyemeyen anketçiler vs. vs. Bu demokrat yoldaşlara ülkeyi teslim edin, altı ay sonra metruk binaya çevirsinler. Ayrıca kendi aralarındaki kavgalara bakın. Seçim kaybetmede lider olan Kılıçdaroğlu, rakibi İnce’yi makam peşine düşmekle suçluyor ve partiden kovmakla tehdit ediyor. İnce makam peşinde koşuyor ama kendisinin makam derdi yok (!). Herhalde ofisinde de koltukta değil hasır üstünde oturuyordur. Böyle küçük bir azgın azınlığın ve liderlerinin eline çoğunluğu yönetecek büyük yetkiler geçmediği için Allah’a ne kadar şükretsek azdır.
Malumunuz bu ülkenin iktidarına yabancılar da dolaylı olarak talip. Onlar neo-koloniyalizm gereği muhalefete yular bağlayarak hükümet ederler. Erdoğan’ın Batı hegemonyasına taşeronluk yapmayı reddetmesi ve bölgedeki zararlı emellerini sekteye uğratması, kriz geçirmelerine neden oluyor. Kim bilir kaç planı yırtıp yerine yenilerini hazırlamak durumunda kalmışlardır. Her planlarının akim kalması Erdoğan nefretini öyle bir düzeye getirdi ki demokrasiden onlar da şikayetçi olmaya başladılar. Çünkü seçimler Erdoğan ve onun gibilerini başa getiriyor. Oysa seçilmeden ülke yöneten krallar ya da darbe yaparak iktidar olan generallerle gayet güzel anlaşıyorlar (bkz. Sisi’nin seçimlerinde göbek atan Amerikalı gözlemciler).
Böyle giderse demokrasinin iyi bir yönetim sistemi olmadığını iddia etmeye başlayacaklar. Aslında zihinlerinde böyle bir kıpırdanma var. Şimdilik demokrasiye laf kondurmayıp ters yöndeki gidişatın sebebini Doğu halklarının cahilliğine (!) veriyorlar. Aydın gördükleri kesimlerin (mesela Türkiye’de CHP’nin) ülkeleri sömürdüklerini bilmelerine rağmen yine de destek veriyorlar. Belki de sömürmek anahtar kelimedir. Hem Batı hem de Batıcılar “sömürü” ortak paydasında buluştukları için daha kolay anlaşabiliyorlar. Yoksa hiçbirinin Türkiye gibi bir devletin gelişmesinden ve huzurundan memnun olması için bir sebep yok.
Batı için doğu eziktir, ikinci sınıftır, tüketendir, nesnedir, edilgendir, ayak takımıdır ve yönetilmelidir. Doğu medeni olamaz ve kendi kendini yönetemez. Bu oryantalist yaklaşım ölmedi ve ölmeyecektir. Gün gelir de Doğu Batı’dan daha çok güçlenirse onlar da bizdeki sol-laik kesim gibi kendi sefil halini görmeyip ötekiyi gericilikle suçlayacaklardır.
Bizdeki muhalif sol-laik kesimin kendi çapulculuklarını görmeyip halkı küçümsemelerinin sebebi de Batıcılık değil mi? Batının tinerinden biraz içen havalara uçup tepeden bakmaya başlıyor. Bir de tam Batılılaşabilselerdi (Huntington’a göre mümkün değil) kim bilir neler yaparlardı. İddiam odur ki zihinsel DNA’ları bozulmuş bu kesimin medeniliği sahtedir. Aklınıza Kureyşli Ebu Cehil ve taifesinin asaletlerine ve zenginliklerine dayanarak peygamberliği sadece kendilerine yakıştırmalarını ve bu yüzden İslam’ı seçmemelerini getirin. Türkiye’de de asaleti/çağdaşlığı kendinden menkul bir kesim kendini ülkenin doğal sahipleri ve yöneticileri olarak görüyor. Demek ki zaman, her şeyi değiştirmiyor.







