Romeo Ölmeli
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Esed’li bir geçiş dönemine razı olması bazı çok bilmişlerce Türkiye’nin Esed politikasının çöktüğü şeklinde yorumlandı. Erdoğan’ın aynı yerde durduğunu anlamak için şu sözlerine dikkatinizi çekerim; “Geçiş süreci sonrasında Suriye’de Esed’li bir yönetim düşünülemez. DAİŞ, Esed’den kopuk gibi gözükse de esasen Esed’den kopuk değil. DAİŞ’in en büyük destekçisi Şam rejimidir. Esed ülkenin yüzde 15’ini kontrol edebiliyor. Şam’dan başlayıp Humus, Hama üzerinden Akdeniz’e açılan bir butik devlet kurma peşinde.” Esed kendinin yöneteceği küçücük bir Alevistan kurmak istiyor. Eğer bunu yaparsa Suriye’de IŞİD, PYD (PKK) ve diğer gruplar da birer devlet kurar ki bu da Suriye’nin bölünmesi demektir. Bölünmüş bir Suriye’nin vereceği zararlar yerine Esed’in 2-3 yıl daha yöneteceği bütün bir Suriye istiyor Erdoğan. Mevcut durumda en doğru çözüm de budur.
Fakat en iyi çözümde bile Esed’i Suriye’nin başında görmeye devam edeceğiz. Yahudi soykırımını kabul etmeyen Fransız ırkçı lider Jean-Marie Le Pen “İkinci dünya savaşıyla ilgili 1000 sayfalık bir kitaba baktığınızda toplama kampları sadece 2 sayfa tutar” dediği için ceza görmüştü. Le Pen verilen cezaya şaşırmış ve ironi yaparak “Şimdi anlıyorum ki asıl ikinci dünya savaşı (Yahudilerin içine atıldığı iddia edilen) gaz odaları tarihinin içinde küçük bir detaymış.” der. Beşar Esed ile Suriye ilişkisi, Le Pen’in Yahudi soykırımı ile ikinci dünya savaşı arasında kurduğu ironik ilişkiye benziyor.
Esed yüzünden 240 bin Suriyeli ölürken, milyonlarcası da hayatını yaralı olarak idame ettiriyor. Nüfusun yarısı mülteci olarak başka ülkelerde yaşıyor. IŞİD, PYD, El Nusra gibi yeni örgütler ortaya çıkarak Suriye ve Irak’ta kendilerine fiili devletçikler kurdular. Amerika’sından Hizbullah örgütüne kadar bir çok ülke ve örgüt Suriye’ye nüfuz etmeye çalıştı. En son Rusya da Esed’in tahtını korumak için resmen savaşa müdahil oldu.
Esed’deki baht da, taht da hiç kimseye nasip olmaz herhalde. Kendisi diktatör babasının doktor oğluyken birdenbire bir numaralı veliaht oldu. Çünkü babasının, varisi olarak yetiştirdiği subay oğlu Basil bir trafik kazasında ölmüştü. Diğer kardeşleri de özürlü ya da küçük oldukları için zaten bahisleri bile geçmiyordu. Esed’lerin sarayında tahta oturabilecek tek kişi Beşar Esed’di. Nitekim babası ölünce Suriye’nin yeni Devlet Başkanı oldu. Kariyerini doktor olarak bitirmeyi beklerken, kendisinin bile akıl sır erdiremediği bir şekilde Suriye’nin lideri oldu.
“Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!” diyor ya Mehmet Akif, işte bunun gibi bir Esed uğruna ne canlar ve mallar feda ediliyor. Esed ki, sadece kendi canı ve makamı için savaşan bir diktatör. Ne var ki yedi düvel onun zulmüne devam etmesi için bilerek veya bilmeyerek Suriye’deki iç savaşa müdahil oluyor. Esed’den, minik cesedi kıyıya vuran Aylan Kürdi’nin intikamının alınması gerekiyorken, hala kıyıya vuran balina muamelesi görüyor. Öyle görünüyor ki, yüzbinlerce Suriyeli öldüğüyle kalacak ve Esed’in saltanatı devam edecek. Çünkü Suriyelilerin çektikleri Esed’in diktatörlük tarihinde sadece birkaç satırdan ibaret olacak.
İnsanlık Suriye’de tabiri caizse meşhur dizi Game of Thrones’ın (Taht Savaşları) canlı versiyonunu izliyor. Belki de Suriye’de Romeo Ölmeli filmi sahneye konulmalıydı. Zalim birini ayakta tutmak için değil, onun katlettiklerinin hesabının sorulması için müdahalede bulunulmalıydı. Hedef Esed olmalıydı. İşte o zaman Suriye’nin son dört yıllık tarihinde bir nokta kadar değeri olmayan Esed, bir kitap kadar kıymet görmeyecekti.







