--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Pençe-Kilit’ten Osmanlıya

İbrahim Karataş
İbrahim Karataş
2

Ordumuz PKK terörünü yerinde yok etmek amacıyla Kuzey Irak’ta Pençe-Kilit adını verdiği yeni bir operasyon başlattı. Sarp dağların arasında yapılan operasyonun bu sefer terörün kökünü temelli olarak kazıması en büyük dileğimizdir. Ancak operasyon başlar başlamaz Kuzey Suriye’deki YPG terör örgütünün saldırıya geçmesi, Suriye’deki unsurlara karşı saldırılara cevap değil de kapsamlı bir süpürme harekâtıyla cevap verilmesi gerektiğini gösteriyor. Devletimiz güçlü. Hepsinin üstesinden gelecektir inşallah. 

Terörle mücadele bir yana, operasyonlar devam ederken Irak’tan ve Arap ülkelerini temsil eden Arap Liginden çıkan aykırı sesler oldukça rahatsız ediciydi. Diyorlar ki; Türkiye Irak’ın egemenliğine müdahale ediyor. Bunu Suriye’deki operasyonlar için de söylemişlerdi. Şu anda Irak ve Suriye’de otorite diye bir şey yok. Amerika’sından İran’ına kadar çok sayıda ülke bu ülkelerde varlık gösteriyor. Mevzu diğer ülkeler olunca hiçbir kınamada bulunmadılar. 

Ancak ne zaman ki Türkiye meşru müdafaa amacıyla operasyon yapar, birden sesleri çıkmaya başlar. Oysaki operasyonlar Birleşmiş Milletler’in 51. Maddesi ve Bağdat hükümeti ile yapılan protokollere dayanılarak yapılıyor. Hatta 1996’da Barzani hükümetiyle de yapılmış bir protokol var. Operasyona bizzat Bağdat izin veriyorsa Bağdat’ın kendisi nasıl olur da kınar, anlaşılır değil. 

Şu da var ki; Irak’ın egemenliğini ihlal eden birileri varsa o da terör örgütüdür. Bugün Kuzey Irak’ın hatırı sayılır bir bölümü PKK’nın elinde. Suriye’nin üçte biri ise müttefikimiz(!) Amerika’nın desteğiyle YPG’nin kontrolünde. Irak ve Suriye madem bağımsız ve egemen birer devletler, o zaman PKK ve YPG’ye bulundukları yerleri terk etmesini söylesin. Eğer terk ederlerse gerçekten egemenler. Ama çıkmayacaklarını kendileri de biliyorlar. Savaşsalar yine çıkaramayabilirler. En azından Irak’ın Kandil’deki PKK’yı çıkarması zor görünüyor.

Dolayısıyla bu iki ülke zaten bir terör örgütünün işgali altında. Eğer ki Türkiye örgütleri söküp atarsa attığı yere konuşlanacak değildir. Tehdit biter bitmez dönecektir ve toprakları sahibine teslim edecektir. Dolayısıyla Türkiye bu iki zayıf ülkenin yapamadığını onlar adına ve de kendi güvenliği ve toprak bütünlüğü adına yapmış oluyor. Terör biterse iki ülke de egemenliğini yeniden tesis etmiş olacak. Eğer ki Türkiye’nin başka bir ülkenin toprağında gözü olsaydı niye gidip sarp kayalıklara talip olsun ki. Mesela gider Musul ve Kerkük’ü işgal ederdi. Iraklılar herhalde bu kadarını anlıyorlardır. 

Tüm bunlara rağmen yine de Arap Liginin veya İran’ın dayatmalarına alet olup Türkiye’yi kınayabiliyorlar. Kınamak için öncelikle üzerlerine düşeni yapmaları lazım değil mi? Mesela Irak ordusu terör örgütünün Türkiye’ye saldırı yapmasını engellemekle yükümlüdür. Engellemiyorsa teröre destek vermiş olur. Engelleyemiyorsa en azından susması ve hatta Türkiye’yi takdir etmesi gerekiyor. 

Arap Ligi ise kınayacağına, gelsin iki üyesinin güvenliğini tesis etsin. Türk askerinin varlığından rahatsızlarsa bir Arap ordusu kurup terörü sonlandırsınlar ve Türkiye’nin operasyon yapmasına ihtiyaç bırakmasınlar. Hem dertleri Arap halkı ve Arap topraklarıysa buyursunlar Türkiye’deki 5 milyon Arap halka sahip çıksınlar. Mesela kapılarını göçmenlere açsınlar. Ayrıca şunu da sormak gerek; bu kadar insanın göç etmesine kim neden oldu? Zulmü yapan da Esad gibi Arap diktatörler değil miydi? Bağrına basan ise Türkiye olmadı mı? O zaman kim Arap halkını düşünüyor, kim zulmediyor?

Bu keşmekeşlik insanın aklına Osmanlı’yı getiriyor. Osmanlı gideli beri Ortadoğu’da huzur yok. Ne Osmanlı’nın yerini dolduran süper güçler ne de yerli Arap kral ve diktatörler Arap halkına zulüm dışında bir şey vermediler. Ortadoğu, yüzyıllarca Osmanlı çınarının gölgesinde huzuru buldu. Bugün konuştuğumuz terör operasyonlarından terör örgütlerine ve diktatörlere kadar başa bela olan her unsur Osmanlı benzeri bir gücün yokluğundan kaynaklanıyor. 

 

İbrahim Karataş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle