Paris saldırısı
Cuma akşamı Paris’in 7 bölgesinde eşzamanlı terör saldırısı düzenlendi. En son gelen haberlere göre 130’tan fazla kişi öldü ve bu sayı muhtemelen 200’ü aşacak. Bir görgü tanığının söylediğine göre teröristlerden biri, “Bu Hollande’ın suçu. Suriye’ye karışmamalıydı” dedi. Son 3 haftada IŞİD Mısır’da 224, Beyrut’ta 43 ve Paris’te tahmini 200 kişiyi öldürdü. Geçen ay da Ankara’da 102 kişiyi katletmişti. Bu olaylardan çıkarılması gereken en acil ders; diğer ülkelere de saldırı yapılma ihtimalidir. IŞİD’in insan kaynağını temin ettiği Arap ülkeleri ile İngiltere, Belçika, Hollanda, Rusya, Çin ve Türkiye’de yeni saldırılar olması büyük olasılıktır.
Terör tüm dünya için tarihte hiç olmadığı kadar büyük bir tehdit haline geldi. Son 20 yılda El Kaide adıyla başlayıp, daha sonra IŞİD’e evrilerek yoluna devam edip, kartopu misali büyüyen bu bela, hem Müslümanlara hem de gayrimüslimlere zarar veriyor. Bugün IŞİD yok edilse bile oluşturduğu terörün Müslümanlara verdiği zararı temizlemek onyılları alacak. Kaldı ki IŞİD’e bir şey olduğu yok.
Müslüman olmayan dünya da şunu kabullenmeli ki; bu mesele sadece Müslümanların meselesi değildir ve kökeni de İslam değildir. IŞİD terörü yüzünden yüz binlerce Müslüman öldü. Milyonlarcası yerini yurdunu terk edip, başka ülkelere sığındı. Sadece Akdeniz’de boğulanların sayısı binleri buluyor. IŞİD’i bahane edip, mültecilere tavır almak çözüm değildir. Unutulmamalı ki mülteciler de IŞİD’den kaçıyordu.
Avrupalılar sağduyulu davranmalı ve ülkelerindeki göçmenlerin neden terör örgütlerine katıldıkları üzerine kafa yormalı. Eğitimli, birkaç dil bilen genç insanlar Paris, Londra gibi dünyanın en güzel şehirlerinde yaşamak varken neden Suriye’nin çöllerinde ölmeye giderler? Neden aynı okulda okudukları sınıf arkadaşlarını öldürürler? Avrupa’daki terörün sosyolojik sebepleri var. Bu nedenler analiz edilip, kalıcı çözümler bulunmazsa; IŞİD terörü Avrupa sokaklarını ölüm ve korku mefhumlarıyla yaşanmaz hale getirecektir.
Konunun uluslararası siyasi boyutu daha da vahim. IŞİD’e katılanların çoğu diktatörlüklerle yönetilen Ortadoğu ülkelerinden geliyor. Yeni nesil, teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu diktatörler tarafından ne gibi insani, siyasi ve ekonomik haklardan mahrum edildiğinin farkına vardı. Destek verdiği parti veya fikrin- şiddetten uzak olmasına rağmen- bir gece bir diktatör ve yandaşları tarafından hükümetten düşürülmesini genç beyinler kaldıramıyor artık. Kendi ülkelerinde demokrasiyi savunan Batılıların mezkur neslin ülkesinde o nesli ezen diktatörlere destek çıkmasını kabullenemiyor ve terörize oluyor. Bugün IŞİD’in elindeki Rakka şehri Libya’nın Bingazi’sinden ya da Mısır’ın Kahire’sinden daha cazip görülüyorsa, uluslararası aktörlerin kimi desteklediklerini oturup düşünmeleri gerekir.
Terörün dini de milleti de yoktur. Yanlış ve ikiyüzlü politikalar devam ettikçe terörist de saldırmaya devam edecektir. Devletler, öldürülen sivil Fransızlar ve Ruslar kadar 4 yıldır katledilen 300 bin Suriyeliye de üzülmeli (İlginçtir, Batı ülkeleri düşürülen Rus uçağına bile cılız tepki göstermişti). Terör örgütleri arasında kendine yakın ve düşman diye ayrım yapılmamalı. Sadece kendi canını acıtan değil, başkalarının canlarını yakan terör örgütlerine de tavır koyulmalı. Birisi havadan bombalanırken diğerine havadan silah yardımı yapılmamalı ve proxy (vekalet) savaşlarında kullanılmamalılar.
Şu an itibariyle yapılması gereken şey; ortak bir kara ordusu kurularak IŞİD’in yok edilmesi. IŞİD terörü artık Ortadoğu’nun sorunu değildir. Dünyanın yeri yurdu belli olan IŞİD’e gücü yeter. Eğer önümüzdeki aylarda Suriye sınırında farklı ülkelerin kara birliklerini görmezsek, farklı ülkelerdeki terör saldırılarının haberlerini almaya devam ederiz.







